(İleri Haber – 4 Kasım 2016)

Beyoğlu Kent Savunması’ndan kant ve çevre aktivisti Deniz Özgür, Cihangir Roma Bahçe’sinde son yaşananlar üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Parkta hayata geçirilmek istenen proje üzerinden, mahalleye muhafazakar bir müdahale planı yapıldığını kaydeden Özgür, “Konuya bütünlüklü baktığımızda ülke sathında demokratik bir yönetim anlayışı olmadığı için biz de aslında burada kentsel faşizmle mücadele ediyoruz” dedi.

Cihangir Roma Bahçe’sinde arkeolojik alanda yapılmak istenen izinsiz kazı çalışması semt halkının mücadelesi sonucu defalarca durduruldu. Bu sürecin içinde başından beri yer alan Beyoğlu Kent Savunması’ndan Deniz Özgür, bizlere Roma Bahçesi’nde yapılmak istenenleri ve bundan sonra bizi bekleyen süreci anlattı, sorularımızı yanıtladı.

Süreci kısaca özetleyebilir misiniz? 
27 EKim Cuma günü İstanbul 1 No’lu Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun aldığı bir karar vardı. “Bu alanda Arkeoloji Müzeler Müdürlüğü’nün denetiminde kazı yapılacaktır” şeklinde. Salı günü buna aykırı izinsiz bir uygulama yapıldı. Mücadelemiz ve tepkimizin sonucunda o karar tanındı ve bunun neticesinde kararın gereği yerine getirildi.

“ARKEOLOGLAR FİRMANIN ARACIYLA GETİRİLİP GÖTÜRÜLDÜ”

Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nden üç arkeolog geldi. Bu da kayda geçsin diye söylüyorum. Arkeologlar gelirken de giderken de firmanın aracıyla getirilip götürüldü. Bunu sorduğumda bunun yönetmelikte olduğu bağımsızlığa helal getirmediğini söyleseler de ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü diye bir kurum var. İBB çalışma yapıyor ve bir araçla bu insanları gidip buraya getirebilir.

Arkeologlar bir kaç saat içeride kaldı. Bir miktar kazı çalışması yapıldı. Kepçe yoktu alanda. Kazı elle yapıldı. Daha sonra konteynirde toplantı yaptılar. Giderken sordum bir süre daha kazı çalışması yapılacağını, bu yönde karar alındığını belirttiler. Biz şimdilik oranın nöbet işini orada yaşayanlara devrettik ama gün gün arkeolojik kazı çalışmasını takip edeceğiz.

“ORADAKİ MEYVE AĞAÇLARINA SALON BİTKİSİ MUAMELESİ YAPILIYOR”

Bunun dışında şöyle bir gelişme oldu; İBB büyük bir araçla Karaköy’deki saksılara benzer 5-6 tane büyük saksı getirdi. Ne olduğunu sorduk. Bize alanda bulunan meyve ağaçlarını keseceklerini ve saksılara konulacağını söylediler. Oradaki meyve ağaçlarına salon bitkisi muamelesi yapılıyor tam olarak. Biz uyarımızı yaptık ve ‘Bunu aklınızdan dahi geçirmeyin. Sakın bir oldu bitti yapmaya çalışmayın. Buna izin vermeyiz’ dedik. Böyle bir tehdit de var şimdi.

“Sosyal tesis” sözü geçiyor. Ortalıkta bir projeden bahsediliyor. Siz projeyi tam olarak gördünüz mü? Ne yapacaklar? 
Oradaki sosyal tesis projesi yeni bir şey değil. Yedi yıllık bir hikaye. Belki daha öncesi de vardır. Ama 2009 Beyoğlu Koruma Amaçlı Nazım İmar Planlarına işlenmiş bir alan var. Şuan inşaat yapılan alanın dışındaki bütün yeşil bölge Roma Bahçesi’nin tamamı yani 9 bin metrekarelik bir alan “arkeolojik park ve sergi alanı” olarak planlara işlendi. Dört sosyal tesis planlanıyor ikisi arkeolojik park alanı içine, ikisi dışında. Şuan yapılan o bahsettiğim dışında olanlardan bir tanesi. Dolaysıyla oranın bütününe dair bir tehdit var.
Biliyorsunuz bu planlar iptal edildi. Ancak 2013 yılında tekrar yürürlüğe girdi. Yani şimdi mantık şunu bekler: Plan 2013’ten beri yürürlükte ve zaten orası arkeolojik park alanı olarak tarif edilmişse sen belediye ya da bakanlık olarak o bütçeyi ayırarak orayı arkeolojik park şeklinde değerlendir. Oradan çıkan arkeolojik kalıntıları sergile. Bunları sergileyecek bir yapı yap. Bunun bir örneği Maltepe Küçükyalı’da yapılıyor. Sonra onun ihtiyacına göre bir tane cafe veya sosyal tesisi ama onun parçası olarak  inşa edebilirsin.

“BU KADAR ZAMANDA BİR ARKEOLOJİK KAZI YAPMIYORSUN, ORAYI ARKEOLOJİK PARK OLARAK DEĞERLENDİRMİYORSUN”

Bu işteki tuhaflık şu; Bu kadar zamanda bir arkeolojik kazı yapmıyorsun orayı arkeolojik park alanı olarak değerlendirmiyorsun. Daha ötesinde kendiliğinden bir park olan bir yerin bakımını yapmıyorsun. Temizliğini yapmıyorsun, ışıklandırmasını yapmıyorsun ve güvenliğini almıyorsun. Bu anlamda bir kamu görevini yerine getirmiyorsun. Ortada bir sorumsuzluk var. Kalkıyorsun üstüne üstlük sosyal tesis projeleriyle oraya bir tehdit oluşturuyorsun. İnsanların ekip biçerek var ettikleri bostanı sosyal tesisle tehdit ediyorsun üstelik. Bu yetmezmiş gibi oranın en zayıf halkası olan sınırındaki 1 dönümlük alana sosyal tesis yapmaya kalkıyorsun. Orası da 3 yıldır İSPARK tarafından işgal edilmiş bir otopark alanı. Ondan önce çay bahçesi olarak kullanılan portatif yani yapısız olarak kullanılan bir alandı. Orada yaşayan yurttaşların değerlendirdiği bir yerdi.
Aslında kamusal bir alanı da yok ediyorlar değil mi?

Bu aslında hem mahalleli tarafından hem de kullananlar açısından çünkü orası kamusal bir alan. İstanbullular oraya geliyor ve kullanıyor. Biz de zaten o kamusallığı kullanan insanlardan haber aldık. Bu bir kötü niyeti gösteriyor aslında belediye açısından. En kolay yerden girip orada bir rantıbıl alan yaratmak. Daha ötesi yapılan tesis, bu arada projenin görsellerini gördük sadece. Proje de arada değişmiş. Metrelerin arttığı sonra azaldığını öğrendik. Bir buçuk ya da 2 katlı ahşap bir yapı ama parka ‘girmiyoruz’ dedikleri yalan çünkü parka da giriyorlar. Parkı bir teras olarak cafeye dahil ediyorlar. Ayrıca 3 metre aşağıya iniyorlar. Bu bir beton yapı aslında. Bu oraya bina yapılabileceğinin ve buna verilen bir izin anlamına geliyor. Orası için bir iskan çıkarma olasılığı doğuyor. Birinci tehlike bu.

“CİHANGİR’DEKİ PROFİLİ DEĞİŞTİRMEYE DÖNÜK BİR HAMLE” 

Yapılaşma tehdidi de doğuyor yani…
İkinci tehlike, çok dillendirilmese de aslında bu bir sosyal profil inşası. Yani  Cihangir’deki profili değiştirmeye dönük bir hamle. Cihangir her daim göz önünde ve tehdit altında olan bir mahalle. Az çok tepkisi yaşam biçimi vs. ile iktidarda öfke uyandıran her zaman eleştiri konusu olan bir dokuya sahip. Gezi’den sonra iyice hedef gösterilen bir yer haline geldi. Belirli yerlerden getirilen insanların mahalleye salınması, orada yaşayan alkol alan, cafelerde oturan kadınlı erkekli takılan insanların çok fazla sıkıştırılmaya çalışıldığı bir mahalle.  Dolaysıyla orada her sınıfsal katmandan insanın çay içebildiği cafeye gidebildiği yerler ve cafeler var. Lokantalar var. Herkese hitap eden yeterli mekanlar mevcut. Cihangir’in aslında öyle bir ihtiyacı yok. Dert aslında sosyal tesis değil.

Nedir?
Bunun bir benzerini Validebağ’da gördük. Küçük bir alana korunun sınırına inşa edilen camiyle koruya girmeye çalıştılar. Burada asıl dert defalarca hedef gösterilen Cihangir’in bir de böyle bir sosyal tesis projesi üzerinden insanların tepkisinin daha az olacağını düşündükleri bir formatta yapıyorlar. Ahşap yapıdan. Burası önemli çünkü mimarın bize söylediği oydu. ‘Biz İstanbul’da betondan bıktık ahşap yapıyoruz’ deyince bizim alkışlayacağımızı zannetti. Bu tür şeyler üzerinden tepkiyi dindirip oraya sosyal tesisi kondurmak ve uzun vadede çok verimli sonuçlar almak niyetindeler.

“BU RPOJE ÜZERİNDEN MAHALLEYE MUHAFAZAKAR BİR MÜDAHALE PLANLANIYOR”

Dediğim gibi hem o sosyal profili değiştirmek hem de kendi muhafazakar insanlarını oraya getirebilmek. Bunun yolunu açmak istiyorlar. Bu proje üzerinden mahalleye bir muhafazakar müdahaleye rahatlıkla cüret edebilecek. Oraya gelen muhafazakar toplam ‘Biz burada çay içiyoruz onlar alkol alıyor. Merdivenlerde oturanlar var. Böyle gelip geçenler var’ denilerek oraya çok rahatlıkla müdahale oluşacak.

İstanbul’un en güzel bir kaç tane teraslarından manzaralarından biri orası. Değerlenmemesi mümkün değil. Onlar için orası fuzuli duran bir yer zaten. Beyoğlu Belediyesi bir açıklama yaptı. ’10 yıldır bakılmıyor’ diye. Biz de bir açıklama yaptık o zaten senin sorumsuzluğun. Işık yok. Forum yaptık saat 6’dan sonra ışık gitti. Temizliği yapılmıyor. Bilinçli olarak o hale getirildi.

Diyelim ki arkeolojik kazı da yapıldı. Bu çalışma da bitti. Ortaya çıkarılan arkeolojik kalıntılardan sonra Koruma  Kurulu ‘inşaat devam etsin’ dediğinde tavır ne olacak?
Kurul kararının özelliği şu; buradaki projenin devam etmesi arkeolojik kazının neticesine bağlı. Yani dolaysıyla inşaatın devam etmemesi kararı da alınabilir. Öyle bir karar bütün alanın arkeolojik park alana dahil edilmesi dolaysıyla uzun süreçli arkeolojik bir kazı çalışması yapılması ve sonrasında da o park çalışmasıyla birlikte en fazla bir tesisin yapılması anlamına gelebilir.

“BİZ DE BURADA BURADA KENTSEL FAŞİZMLE MÜCADELE EDİYORUZ”

Bizim tavrımız orada herhangi bir şekilde sosyal tesisin inşa edilmemesi. Arkeolojik kazının sonucu ne çıkarsa çıksın, sosyal tesisin yapılmaması için fiili olarak da hukuki olarak da mahalleliyle elimizden geleni yapacağız. Bu projeye kesinlikle izin vermeyeceğiz çünkü bu proje ilerde düşünülen projelerin ilk ayağı. Konuya bütünlüklü baktığımızda ülke sathında demokratik bir yönetim anlayışı olmadığı için biz de aslında burada kentsel faşizmle mücadele ediyoruz.

“İBB VE FİRMA HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

Bunun dışında İBB ve firma yetkilileri hakkında izinsiz kazı yaptıkları için suç duyurusunda bulunacağız. Bunun görsellerini ve belgelerini hazırlıyoruz. İkinci aşamada ruhsatın kendisine dava açılacak. Çünkü halen süren bir dava var. Üçüncüsü hayatı doğrudan etkilenen mahalleli suç duyurusunda bulunacak. Çalışma yapılan çok sağlam yerler değil. Yandaki bina riskli olduğu için boşaltıldı. Orada 1 dönümlük alanı değerlendirmek adına insanların kurulu düzeni yok sayılıyor. O çalışma orayı fiziki olarak etkileyecektir.
Dün (1 Kasım Salı) iki otobüs özel tim geldi ve biz sadece dört kişiydik düşünün. Onlar işi sertleştiriyor. Biz bunlara karşı ne şekilde olursa olsun mücadelemizi vereceğiz. Çünkü bütünlüklü olarak bakıldığında Kabataş martı projesi, Galataport gibi kıyı şeridinde devam eden inşaatların yaratacağı ekonomik, kültürel ve mekansal değişim hem de fiziksel tahribat bütünüyle  burayı ilgilendiriyor. Onunla ilgili geniş bir kampanya içindeyiz. Kabataş’a dava açacağız. Galataport’a açıldı. Daha açılacak davalar olacak. Oradaki asfalt yolun şimdiden çatladığı tespit edildi. Bunlar Koruma Kurulu’na gönderildi.

“MÜCADELE PROGRAMI ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ”

Karaköy tamamen alışveriş merkezi ve otelle kıyısı haline gelecek. Bu dediğim gibi Cihangir’i doğrudan etkileyecek. Cihangir bu projeler nedeniyle yaşanacak fiziksel tahribattan dolayı çöküntü alanı haline gelebilir ve kentsel dönüşüm furyası başlayabilir. O açıdan bütüncül bir şekilde konuya yaklaşıyor ve mahalleliyle bu süreci örgütlemeye çalışıyoruz. Tepkilerini örgütleyebilecekleri zeminleri yaratmaya çalışıyoruz. Mücadele programı çıkarmayı hedefliyoruz.