(Efe Baysal / KOS Medya – 8 Kasım 2016)

Cumhurbaşkanı yaşam savunucularını bir kez daha hedef tahtasına oturtsa da iklim adaleti için direniş küresel ölçekte yükseliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün gerçekleşen Elektrik Santralleri Toplu Açılış Töreni’nde iktidarın kurmaya can attığı 70’in üzerinde termik santral ve 3 nükleer santrali meşrulaştırmak için bir kez daha doğruları çarpıtmaktan geri durmadı. Cumhurbaşkanı’nın bol fosil yakıt güzellemesiyle bezediği açıklamasının Marakeş’te dün başlayan BM 22. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP22) esnasında olmasını ve konferansın ilk gününde Türkiye’nin mevzuya kafadan dalarak iklim değişikliğiyle mücadele için Yeşil İklim Fonu’ndan faydalanmak isteğinde bulunmasını da fazla yorum yapmadan buraya eklemiş olalım. Aynı şekilde COP 22’nin ilk akşamında Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı gösterdiği yüksek performans (!) nedeniyle “Günün Fosili” seçildiğini de belirtelim.

Açıklamada: “Bugün çevrecilerin en çok eleştirdikleri kömür ve nükleer enerji santrallerinin kahir ekseriyeti batı ülkelerinde bulunuyor. Kömür ve nükleerle çalışan santraller olmasa batı karanlığa gömülür.” diyen Cumhurbaşkanı’na ABD, AB ve hatta Çin’de kömür tüketiminde özellikle Paris İklim Zirvesi ardından ciddi bir düşüş olduğunu da (ve hatta ABD’deki en büyük dört kömür üreticisinin piyasa değerlerinin de yerlerde süründüğünü atlamadan) hatırlatmış olalım.

Açılış esnasında Cumhurbaşkanı’nın her daim kulaklarını çınlatmadan duramadığı yaşam savunucuları da bir kez daha unutulmadı. Konuşmada iktidar ve sermaye ittifakının vazgeçilmezi kalkınma söylemi ve “dış güçler bizi bölmek istiyor onlara karşı vatan-millet-sakarya” edebiyatının kesişim noktasında bulunan biz yaşam savunucuları bir kez daha dış mihrak olarak damgalandı. Ne demişti Cumhurbaşkanı hatırlayalım:

“Kömürü ve nükleer enerjiyi en çok kullanan batı ülkelerinde niye sokağa dökülmezler? Bu kampanyalar oralarda niçin olmuyor? Çünkü bu kampanyaları arka planda finanse edenlerin dertleri başka”

Türkiye sınırları içinde polisiye önlemlerden Madde 80 rezilliğine, ekoloji ve kent mücadelesini her türlü engelleme girişimlerinde de sıkça karşılaştığımız benzer ithamlara artık şerbetliyiz. En başta bu saldırgan tutumun mücadele verenleri sindirmekten öte bir “tribünlere oynama” hamlesi olduğunun bilincindeyiz…

…Bilincindeyiz de gönlümüz yıllar içinde giderek büyüyen küresel iklim adaletinin bir kalemde silinmesine el vermedi. Nükleer karşıtı hareketin 1970’lerden itibaren giderek ivme kazanan hikayesinden örnekleri bir başka yazıya bırakırsak aşağıda iklim adaleti savunucularının sadece son bir senede “batı ülkeleri”nde nasıl sokağa döküldüklerine yönelik bazı örneklere ulaşılabilir.

Paris İklim Zirvesi (COP 21)

cop-21-redlines

2015’in sonunda Paris İklim Zirvesi esnasında özellikle Avrupa’nın dört bir yanından gelen binlerce yaşam savunucusu, müzakereler sürerken iklim adaletinin kırmızı çizgilerini Paris sokaklarında çekmişti. Zirvenin başlangıcında ise Fransa Hükümeti OHAL uygulamalarını gerekçe göstererek 24 yaşam savunucusunu ev hapsine almış, 29 Kasım’da da kolluk kuvvetleri 200 kişiye saldırmıştı.

“Oralardaki” kampanya: Break Free / Kömürden Kurtul Kampanyası

Geçtiğimiz Mayıs ayında Türkiye’nin de Aliağa’dan ses verdiği ve küresel ölçekte gerçekleşen Break Free / Kömürden Kurtul kampanyası esnasında dünyanın dört bir yanında eylemler gerçekleşmişti.

Bir kaçını hatırlatmak gerekirse : Almanya’da Lusatia linyit kömür madeni Break Free kapsamında 3000 aktivist tarafından işgal edildi ve üretim durduruldu. Gözaltılarla sonuçlanan eylem, Avrupa’nın en büyük karbon emisyon kaynağı olan kömür madenlerini hedef alıyordu. Üstelik işgal pratiği yeni de değil, 2015 Ağustos’ta da iklim adaleti aktivistleri madeni işgal ederek üretimi bir gün boyunca durdurmayı başarmışlardı.

almanya-maden

Almanya’da iklim aktivistleri iş başında

Avustralya’da ise yaklaşık 1000 yaşam savunucusu dünyanın en büyük kömür limanını karadan ve denizden bloke etti, blokaj esnasında kömür nakliyatı tamamen durduruldu.

avustralya-breakfree2016

Avustralya Newcastle Limanı

İngiltere’de de Reclaim the Power’ın hedefinde Galler bölgesinin en büyük açık kömür madeni vardı. Yaklaşık 300 eylemci madeni 12 saat süreyle işgal etmeyi başardı.

ingiltere-break-free

Galler bölgesi – Ffos-y-Fran’

İklim adaleti hareketi emisyon canavarı havalimanlarına karşı

Kuruldukları bölgelerde ekolojik tahribata neden olan, kent ve kır sürgünleri yaratan havalimanlarına karşı yerel direnişler son senelerde birbirlerine daha fazla dokunmaya başladı. İklim adaleti hareketinin katalizör işlevi gördüğü bu hareketlenmenin nedenlerinden en önemlisi havacılık sektörünün dünyanın en hızlı büyüyen sera gazı kaynağı ve en büyük kirleticilerinden biri olması. Bu çerçevede geçtiğimiz sene içinde İngiltere’de Heathrow Havalimanı, Plane Stupid aktivistleri tarafından 3 saat bloke edilmiş, 13 aktivist hapis cezasıyla yargılanmışlardı.

Daha radikal bir örnek ise yıllardır Fransa’da devam ediyor. Nantes kenti yakınlarında geniş ormanlık ve tarım arazilerine yapılmak istenen Notre-Dame-des-Landes havalimanına karşı mücadele eden ZADistler, bölgede hala yaşamakta olan çiftçilerle birlikte kendi otonom bölgelerini el ele vererek kurmuş durumdalar. Fransa hükümetinin bölgeyi boşaltma girişimleri şu ana kadar başarısızlıkla sonuçlandı. İklim Adaleti Hareketi Ağı (Climate Justice Action Network)’nın da bir üyesi olan ZAD direnişini bölgeyi ve iklimi savunmak üzerinden temellendiriyor.

Havalimanlarına karşı önümüzdeki yıllarda büyümesi beklenen küresel direnişin bir başlangıç adımı olarak nitelenebilecek Küresel Eylem Haftası ise 27 Eylül – 7 Ekim tarihlerinde gerçekleşmişti. BM’ye bağlı Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAOA)’ya “havacılık sektörünü büyüterek bio-çeşitliliği azaltma; emisyon artışlarıyla iklim değişikliğini derinleştirme” mesajlarının gönderildiği eylemlerde ana vurguların başında iklim değişikliği geliyordu.

 

Yerli direnişinden küresele : Dakota

dakotaaa

ABD – Kuzey Dakota’da uzun bir süredir Keystone XL boru hattı projesine karşı devam etmekte olan eylemlerin bir ayağı dakotametroyüzyıllardır devam eden Amerikalı yerli halkların mülksüzleştirilmesini oluştururken bir diğer ayağı bölgenin yerli halklar tarafından atfedilen kutsal kimliğine ve ekolojik önemine dayanıyor. Özellikle Türkiye medyası tarafından görmezden gelinse de Kuzey Dakota’da kabileleri bir araya getiren direniş aynı zamanda iklim adaleti savunucularından da büyük destek görüyor. Kanada’dan ABD’ye yapılmak istenen boru hattı, Alberta’daki katran kumundan üretilen ham petrolü ABD rafinelerine ve limanlarına taşıyacak. Bölgedeki katran kumunun dünyadaki en büyük petrol rezervlerinden biri olduğu göz önüne alındığında iklim adaleti hareketinin Dakota’daki yerli halk direnişinin neden doğal bir müttefiki olduğu daha açık şekilde ortaya çıkıyor. Sosyal medyadan süren kampanyaların yanı sıra özellikle ABD’de farklı kentlerde Dakota’yla dayanışma eylemleri düzenleniyor. Geçtiğimiz günlerde de bu eylemler kapsamında New York – Grand Central metro istasyonu işgal edilmiş, ayrıca Kanada tarafında da beş iklim aktivisti doğrudan eylem ile boru hatlarını geçici olarak kapatmayı başarmışlardı.

Yukarıdaki örnekler gibi daha nicesi mevcut. Bu nice örneğe rağmen küresel iklim adaletinin ve ekoloji mücadelelerinin ve çatışmaların bilinçli şekilde karartılmaya çalışıldığının, iktidarın olguları çarpıtarak tarihi yeniden yazma girişimlerinde kendine dikensiz gül bahçesi yaratmaya çabaladığının hepimiz farkındayız. Dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’de yaşamı savunanlar iktidar odaklarının yarattıkları sanal gerçekliği sarsarak hikayedeki dikenler olmaya devam edecekler. İktidarların tarihi yeniden yazma girişimlerine karşı da biliyoruz ki “bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler”.