Okuma süresi: 3 dakika

(Cem İskender Aydın / BirGün – 12 Kasım 2016)

Paris’te Aralık 2015’te imzalanan iklim anlaşmasının üzerinden daha henüz bir yıl bile geçmeden ülkeler iklim değişikliğini konuşmak için yine toplanıyorlar. Bu sene 7 – 18 Kasım tarihleri arasında Marakeş’te düzenlenen COP22, ya da İklim Zirvesi, geçen yıl Paris’te varılan anlaşmanın nasıl uygulanacağını ve ortaya koyduğu ortalama küresel sıcaklık artışının 2 derece ve hatta mümkün olduğunca 1.5 derece ile sınırlandırılması hedefine nasıl ulaşılacağını belirlemesi açısından önem arz etmekte.

Marakeş’e gelene kadar geçtiğimiz yıl oldukça yoğun bir iklim gündemine sahne oldu. Paris Anlaşması 22 Nisan’da New York’ta düzenlenen bir tören ile imzaya açıldı ve ülkeler hızlı bir şekilde kendi parlamentolarında anlaşmayı onaylamaya başladılar. Süreç o kadar hızlı işledi ki, Avrupa Birliği’nin de 4 Ekim’de onaylaması ile Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi için gereken küresel emisyonların en az yüzde 55’inden sorumlu en az 55 ülkenin onaylaması şartı sağlanmış oldu. Anlaşma 4 Ekim’den bir ay sonra, 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girdi. Öyle ki, Paris Anlaşması şimdiye kadar en hızlı yürürlüğe giren uluslararası anlaşma oldu. Aslında hiç kimse anlaşmanın bu kadar çabuk yürürlüğe gireceğini tahmin etmiyordu ve Marakeş’teki ilk toplantının oldukça sönük geçeceği düşünülüyordu. Yine beklentilerin aksine, Marakeş’teki toplantı (Paris Anlaşması’na taraf ülkelerin de ilk resmi toplantısı olması açısından) aniden önem kazandı.

Pazartesi günü başlayan müzakerelere ilk gün Türkiye damga vurdu. Toplantı gündeminin kabul edilmesi hakkındaki (biraz da formalite olan) konuşmalar gerçekleştirilirken Türkiye söz alarak “özel koşullara sahip gelişmekte olan bir ülke olan” Türkiye’nin, Paris Anlaşması’nın finans uygulamasını yürütecek olan küresel Yeşil İklim Fonu’ndan yararlanması konusunun konuşulması için bir gündem talebinde bulundu. Diğer ülkelerin itirazları sonucu onlarca önemli gündem maddesi dururken sadece bu konuyu tartışmak için toplantıya ara verildi.

Marakeş’te bunlar olurken, Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan yerli linyitin ülkemizin kalkınması için ne kadar önemli olduğundan ve yerli kömür rezervlerimizi eritmemiz gerektiğinden bahsediyordu. Ne yazık ki ülkece bu “hem fosil yakıtlara yatırım yapacağım, hem de küresel olarak zar zor toplanmış olan iklim fonlarından yararlanacağım” performansımız uluslararası sivil toplum kuruluşlarının dikkatinden kaçmadı. Uluslararası İklim Eylem Ağı (CAN International) 1999 yılından beri iklim müzakereleri boyunca her gün verdiği Günün Fosili ödülüne Marakeş’teki zirvenin ilk günü için Türkiye’yi layık gördü

Müzakerelerin üçüncü gününden sonrasına ise, Donald Trump’ın seçilmesi ile “Büyük Türkiye” haline gelen ABD damga vurdu. Seçim kampanyası sırasında açık bir şekilde iklim değişikliğine inanmadığını ve bunun Çin tarafından ABD’yi durdurmak uydurulan bir yalan olduğunu belirten Trump’ın seçilmesi, dünyanın geleceği için Marakeş’te toplanan kitlelerde bir soğuk duş etkisi yarattı önce. Ama hem ülke temsilcileri, hem de sivil toplum ilk şoktan hemen kurtuldu zira Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çıkmak istese bile bunun en az dört yıl süreceği biliniyordu ve diğer ülkeler ABD olmasa da bu süreci devam ettireceklerini belirten açıklamalar yaptılar. Hatta iklim müzakerelerini baltalamak konusunda kötü bir şöhreti olan Avustralya bile, hem de Trump’ın seçildiği belli olduktan, Paris Anlaşması’nı onayladı. Marakeş’teki genel kanı artık geri dönüşü olmayan bir yola girildiği ve bu sürece mümkün olduğunca erken katılmayan ülkelerin sonunda yaya kalacağı yönünde. Bu nedenle Marakeş’teki müzakereler tüm hızıyla devam etmekte.

Şu ana kadar Paris Anlaşması’nı aralarında ABD, AB, Çin, Japonya ve hatta Suudi Arabistan’ın olduğu 105 ülke onaylamış durumda. Dünyanın en büyük ekonomileri olan G20 ülkeleri arasında anlaşmayı henüz onaylamamış olan sadece İtalya, İngiltere, Rusya ve Türkiye kalmış durumda. Aslına bakılırsa, Türkiye’deki yoğun gündem içinde yakın zamanda bu konunun Meclise gelmesi de zor görünüyor. Fakat Marakeş’te şu anda sürmekte olan ikili görüşmelerin sonucuna göre aniden apar topar konu meclis gündemine de taşınabilir. Türkiye’nin iklim finansmanından yararlanmak için ikili görüşmelerde kendisine destek verecek ülke arayışları şu ana kadar çok iyi bir sonuç vermişe benzemiyor. Diğer ülkeler tarafından “eğer finans mekanizmalarından yararlanmak istiyorsanız Paris Anlaşması’nı onaylamanız gerekli” şartı sunulursa (ki oldukça olası görünüyor) meclisten bir gecede geçen bir karar görebiliriz belki.

Müzakereler önümüzdeki hafta devlet başkanları ve bakanların katılacağı yüksek seviyeli toplantılar ile devam edecek. Türkiye’den de Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin katılması beklense de henüz resmi bir açıklama yapılmış değil.