(Eylül Şan / BirGün, 20 Kasım 2016)

İsyanın ve Umudun Dip Dalgası ‘iki yakası bir araya gelmeyen ülkenin ekoloji’sini ekoloji mücadelesinde tarihsel uğraklar, yerel pratikler-küresel dinamikler ve Gezi’nin mirası üç-beş ağaç siyaseti üzerinden okumayı vaat ediyor

Tekin Yayınevi’nin Kent-Mekân-Direniş serisinin son kitabı İsyanın ve Umudun Dip Dalgası’nın editörlerinden Ethemcan Turhan ve Sinan Erensü ile Türkiye’de ekoloji alanının tarihçesi, ekoloji hareketi ile siyaset arasındaki ilişkiler ve hazırladıkları kitabın bu alanda ne türden bir müdahaleyi amaçladığı konuştuk.

iki-yakasi-birlesmeyen-ulkenin-ekolojisi-209066-5

İsyanın ve Umudun Dip Dalgası Ekoloji alanında basılan ender derlemelerden biri. Farklı konu ve sorun alanlarına dair bambaşka zaman dilimlerinde farklı isimler tarafından kaleme alınmış uzunlu kısalı denemler ve inceleme yazılarından oluşan bir yapısı var. Okur İsyanın ve Umudun Dip Dalgası’nı nasıl okumasını bekliyorsunuz? Daha farklı soracak olursak, ne tarz okur bu derlemede ne bulur sizce?
Giriş yazısında da belirttiğimiz gibi Ekoloji Kolektifi Derneği olarak bu kitap vesilesiyle Türkiye’de ekoloji mücadelesi içerisinden eteğimizdeki taşlara bakarken bu hattan bir bilgi/deneyim kumbarası işlevi görmesini istiyoruz. Türkiye’de kent hakkı, nükleer, termik, HES karşıtı mücadelelerinin, maden, tarım ve inşaat sektörlerindeki direnişlerin uzun ince yolunda yürüyenler son 20-25 yılda çokça deneyim biriktirdi. Bizim burada yapmaya çalıştığımız bunları bir kapsayıcılık iddiası taşımadan, Kolektif Ekososyalist Dergi’nin 18 sayısında ve kardeş mecralarda yayınlanan diğer yazılar üzerinden bir araya getirmek. Bu anlamda da kitap bir nevi “iki yakası bir araya gelmeyen ülkenin ekoloji”sini okuyucuya ekoloji mücadelesinde tarihsel uğraklar, yerel pratikler-küresel dinamikler ve Gezi’nin mirası üç-beş ağaç siyaseti üzerinden okumayı vaat ediyor. Dolayısıyla kitap bir yandan tarihsel akış içerisinde baştan sona okunabileceği gibi, tematik eksenler üzerinden de farklı bir okumaya imkan tanıyor.

Derlemeniz ekoloji alanına bir müdahale iddiası taşıyor. Peki bu iddia ekoloji hareketinin tarihçesine mi, yoksa bugününe mi dair?
Kitabın iskeletini oluşturan ve ekseriyeti Kolektif Ekososyalist Dergi’ye dayanan 40’dan fazla makale, analiz ve söyleşiyi adını tam olarak koyamadığımız mekân temelli yıkım, itiraz ve arayışların son 15-20 yılının bir özeti olarak düşünebiliriz. Kitabı oluşturan makaleler çok büyük ölçüde tekrar basımlar ve yayımlandıkları zaman dilimi bağlamında değer kazanıyorlar elbette. Fakat kentsel ve kırsal muhalefetin yükselişte olduğu, ekolojik krizin öngörülebilir bir gelecekte değil bizzat şimdiki zamanda yaşandığı günümüzde mümkün olduğunu iddia etmeye devam ettiğimiz o başka dünyanın, başka dünyaların ana hatları nasıl çizilebilir konusunda da bize bu tarihsel deneyimler yol gösteriyor. Dolayısıyla ekoloji ile emek, toplumsal cinsiyet ile sınıf, kimlik ile müştereklerin gaspı sorunlarının yan yana değil, birlikte ve iç içe düşünülmesi gerektiğini öne süren bir müdahale bizim yaptığımız. Elbette bu yaptığımız tecrübelerden hareketle bir nevi kuma yazı yazmak, bir gün bir dalga gelir götürür ama ısrarla yine yeniden yazanlar çıkacaktır. Bu kitap da zaten ekoloji mücadelesini o kumlara yazanların elleri dert görmesin; ne dün, ne bugün, ne yarın unutulmasın, çoğalsın diye hazırlandı.

isu
Ekoloji hareketi ve siyaseti ile ekoloji yazınını yan yana koyup karşılaştığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Ekoloji üzerine yazılıp çizilenlerin bu alanda gerçekleşe yıkımın, bu yıkım karşısında sürdürülen mücadelenin, bu mücadelenin oluşturduğu dil ve potansiyelin gerisinde kaldığı muhakkak. Bu konuda atmamız gereken çok adım olduğuna inanıyoruz. Aslında derlememiz bu atıllığın sebepleri üzerine Doçent Dr. Murat Arsel imzalı çok çarpıcı bir makaleyi ilk kez Türk okurlarıyla buluşturuyor. Örneğin bir kent çalışmaları alanına baktığımız zaman küçük bir kütüphaneyi dolduracak kadar nitelikli bir külliyatın varlığından bahsedebiliriz. Ekoloji üzerine yazılıp çizilenler ise, kimi kıymetli istisnalar hariç, görece yeni, sayıca da az. Bunun insan merkezli bir toplum ve toplum bilim tahayyülünden kaynaklandığını iddia edebiliriz. Sol partilerin ve yazın dünyasının ‘ya bu çevre meseleleri de neymiş’ demesinin üzerinden çok da zaman geçmiş değil. Ancak ekoloji yazını toplumsal mücadelelerle sınırlı olmak zorunda da değil. Ekolojist mücadeleyi ve düşünceyi ‘yeni toplumsal hareketler’ başlığı altına hapsetmek büyük haksızlık. Bilakis, çevre tarihiden, etnobiyolojiye katkı bekleyen birçok alan var. Derlememizin bu alanda yapılacak çalışmalar için önemli bir uğrak olacağını düşünmek istiyoruz.

Değil siyasetin bir çokları için nefes almanın zorlaştığı en çıplak adaletsizliklerin bile kanıksandığı bu dönemeçte ekoloji ve bu kitap neden lüks olarak görülmemeli?
Darbe ile karşı-darbeyi birbirinden ayırmanın güçleştiği bu günlerde ekoloji, bir kez daha, işler yoluna girdiğinde kafa yorulacak bir alan gibi görülebilir. Ancak bunun tam aksini iddia etmek de mümkün. Olağanüstü Hal rejiminin ilk hedef aldığı alanlardan birinin ekoloji mücadelesi olduğunu çok net bir biçimde görebiliyoruz. Bir yıl öncesine kadar yaşam alanı savunucularının kazandığı davaların teker teker kaybettirilmesi; ekonomik, toplumsal, çevresel nedenlerle yarım kalmış projelerin aldığı olağandışı devlet desteği, en ufak çevre eyleminin dahi panik içinde yasaklanması bu tespiti doğrular nitelikte. Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın olağanüstü halin ilanını yatırımcılara ÇED süreçlerini hızlandırma sözü vererek kutladığını hatırlayalım. Hükümet darbe ile kaybettiği güvenilir ekonomi imajını bir dönem sorgular gibi yaptığı inşaat ekonomisine rücu ederek düzeltmeye çalışıyorsa otoriterleşme ile nasıl mücadele edeceğimizi bulmaya çalışırken neden ilhamımızı mekandan, kentten, doğadan alamayalım?

Bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.
Biz teşekkür ediyoruz.