(Akgün İlhan / Yeşil Gazete – 17 Aralık 2016)

2016’nın sonlarına doğru geldiğimiz şu günlerde belediyeler şebeke sularına zam yapma yarışına girdi. “İyi de bunda şaşılacak ne var?” diye sorabilirsiniz. Hakikaten de senenin son ayı zam ayıdır. Ancak bu sene suya yapılan zamlara ilginç biçildi. Nasıl mı? İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu suya yaptıkları %10’luk zammın gerekçesini İzmir’in suyunun İstanbul ve Ankara’dan daha ucuz olmasına dayandırdı.

En temel kamu hizmeti olan halka su temini göreviyle yükümlü olduğunu unutan Kocaoğlu, sanki herhangi bir malı ucuza vermeye zorlandığı için isyan eden bir şirketin CEO’su gibiydi. Birkaç gün sonra Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel Antalya’nın suyuna yapılan %10’luk fiyat artışı için “zam değil, fiyat ayarlaması yapıyoruz” dedi.

Su pahalanıyor ama kalitesi yükselmiyor

Günümüzde büyükşehir belediyeleri, abonelerinin artan su taleplerine cevap vermek için Melen Projesi gibi büyük projeler yapıp, bunların masrafını su faturalarına yaptıkları zamlarla vatandaştan geri alıyor. Bu tip projeler arttıkça da suyun fiyatı bırakın yılı, bazen aydan aya değişiyor. Ama değişmeyen tek şey musluktan akan suyu içemiyor oluşumuz. Çünkü artık belediyenin yürüttüğü su hizmetleri, salt su temin etmeye indirgenmiş durumda. Hal böyle olunca da içme suyuna ayrı, kullanma suyuna ayrı para ödemeye devam ediyoruz. Damacana suyuna ödediğimiz para, su faturasıyla yarışıyor.

Suya ekonomik erişim ne durumda?

Su Hakkı Kampanyası Aralık 2015’e ait su faturaları üzerinden Türkiye’nin en büyük dört şehrinde (İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa) su birim fiyatları ve eklenen maliyet unsurlarını içeren bir çalışma yapmış ve ayda 10 msu tüketen 4 kişilik bir ailenin ne kadar su parası ödediğini belirlemişti. Bu rapora göre Ankara’da asgari ücretle geçinen bir ailenin aylık bütçesinin %6,3’sı, İstanbul’dakinin %5,1’i; İzmir’dekinin %4,8’i ve Bursa’dakinin %4,4’ü su faturasına gidiyordu. Hemen hatırlatalım, Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı (EPA)tarafından belirlenen alt eşiğe göre bir hanenin ya da kişinin aylık gelirinin %2’si veya daha fazlası su harcamasına gidiyorsa, o su “çok pahalı” kategorisinde yer alır. Hatta bu oran yoksul aileler için %1,25’e kadar bile inebilir. Görüldüğü gibi şebeke suyumuz uluslararası standartlara göre de çok pahalıdır.

Üstelik bu şehirlerin hiçbirinde vatandaşlar musluklardan su içemiyor. Dolayısıyla içme suyu ihtiyaçlarını damacana gibi ambalajlı su ürünlerinden karşılıyorlar. Zaten “çok pahalı” olan şebeke suyuna bir de damacana suyunun bedelini eklediğimizde asgari ücretle geçinen dört kişilik bir ailenin bütçesinin Ankara’da %17’sinin, İstanbul ve İzmir’de %16’sının ve Bursa’da %15’inin suya (su faturası+damacana su) gittiği ortaya çıkıyor. Böylece toplam su masrafımız “ultra pahalı” hale geliyor.

Suya zam var da, maaşlara yok mu?

Suya zamlar ardı arkasına gelir, vatandaşın gider kalemi sürekli büyürken bir şeyi merak etmemek mümkün değil. Acaba emeklinin, işçinin maaşlarına ne kadar zam yapıldı? 2017 yılında emekli maaşına %3,72’lik zam bekleniyor. Asgari ücretle ilgili ise kesin bilgi henüz yok. Bildiğimiz gibi Türkiye’de çalışan işçilerin yarısından fazlası asgari ücretle geçiniyor. Buna rağmen Asgari Ücret Tespit Komisyonu ilk toplantısında işverenlerden %0 zam önerisi geldi. İşverenler çıldırmış olmalıydı ama halkının hakkını korumak için görevlendirilmiş Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de aynı isteksiz tavırla şunları söyledi: “Milli gelirine oranla, dünyada en yüksek asgari ücrete sahip olan ülkeyiz… (Zam) İstemenin sonu yok”. Peki, işçiler Bakan Zeybekçi’ye Türel’in dediği gibi “biz zam istemiyoruz ki, sadece maaşlara fiyat ayarlaması istiyoruz” dese bir şey değişir mi? Çifte standardın kemikleştiği bir ülke maalesef hayır. Maaşlara zammın ne kadar olacağı belli olmasa da suya ve diğer temel ihtiyaçlara gelecek olanlarla kıyaslandığında, vatandaşın cebinin daha maaşını almadan boşalacağı kesin.

Belediyelerin içilebilir kalitede suyu evlerimize kadar getirmesi ve bunun temel ihtiyaçlara yetecek kadar olan kısmının ücretsiz verilmesi şart. Bunu yapmadığı sürece belediyelerin su ve hıfzıssıhha hizmetleri adı altında yaptığı şey ticaretten başka bir şey değildir. Ve su gibi temel yaşam hakkının ticaretini yapmak bir insanlık suçudur.