(Mehmet Baki Deniz / KOS Medya – 15 Ocak 2017)

Türkiye geçen ekim ayından beri süregelen kurdaki büyük yükselişi konuşuyor. Süreci takip eden hemen herkesin aklında aynı soru var. Kurdaki bu son aylarda görülen büyük yükselişe rağmen Erdoğan ve ekibi neden faizleri yükselterek kurdaki yangını söndürmüyor? Belki de Erdoğan ve ekibinin kullandığı üslup ve konuşmalarının içeriği sebebiyle birçok kişi, Erdoğan’ın kurdaki düşüşü önlemek için artık hemen hepimizin bildiği faiz silahını kullanmamasını, bir akıl tutulması olarak yorumlama eğiliminde. Erdoğan’ın vatanını seven vatandaşı dolar bozdurmaya çağırması ve daha sonrasında hesabında dolar tutan insanları terörist olarak nitelemesi de bu eğilimi güçlendiren etmenlerden biri. Fakat bu yazıda tartışacağım üzere; iktidardaki sermaye bloku içi tartışmalara baktığımızda meselenin hiç de bir akıl tutulması olmadığını, Erdoğan ve ekibinin politik ekonomik bir tercih yaptığını söyleyebiliriz. Vakti az olan okuyucular için yazı boyu tartışacağım meseleyi kısaca özetleyeyim: Dolar Erdoğan başkanlığındaki iktidar bloku yükselmesine izin verdiği için yükseliyor ve bu sonucu değiştirecek de elbette uluslararası finansal gelişmelerle de bağlantılı olarak yine iktidar bloku içerisinde oluşabilecek yeni bir para politikası yönelimi olacak. Dolayısıyla da dolardaki süreci takip edebilmek ve bu sürecin enerji-inşaat sermayedarlarının yarattığı talanla mücadele eden sosyal hareketlere nasıl bir etkisinin olacağını anlamak için yine bu iktidar bloku içerisindeki tartışmaları anlamamız lazım. Bu görece kısa yazı böyle bir uğraşa hizmet etmeyi hedeflemektedir.

Peki dolardaki artış toplumu nasıl etkiliyor?

Sermayedarından işçisine herkesi etkileyen bir mesele kur seviyesi. 2013 yılından bu zamana gözlemlenen dolardaki yükselişin sıradan vatandaşın tüketim gücünü zayıflattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle maaşı dolgun mavi-beyaz yaka işçilerin 2002-2013 yılları arasında gözlemlenen değerli TL döneminde rahatlıkla alabildikleri ithal ürünleri, arada sırada gerçekleştirebildikleri yurtdışı tatil planlarını şimdilerde unutmalarını dolardaki büyük yükselişle açıklayabiliriz. İşçiler için durum kabataslak böyle deyip geçelim, daha detaylı bir inceleme başka bir yazının konusu olsun. Fakat sermayedarlar için durum oldukça karışık. Kurun artışıyla sevinerek elini ovuşturan da mevcut, karalar bağlayıp feryat figan eden de. Dolayısıyla kurun oynaklığı ve/veya değersiz olmasıyla karına kar katan sermayedarın ulusal para politikasından beklentisiyle, kur arttıkça maliyetleri artan ve kar oranları düşen sermayedarın beklentisi bir değil.

Kur seviyesi ticaret ve sıcak para akışı serbestliğinin hemen hemen tamamlandığı günümüz dünyasında her ülke sermayedarı için girdi ve çıktı fiyatlarını belirleyen en önemli değişken ve sermaye içi tartışmaların ana temalarından biri (1). Bu durum Türkiye’ye özel olmasa da Türkiye gibi yarı çevre ülkeler için özellikle böyle (2).

Örneğin TL’nin değersizleşmesi girdi maliyeti daha çok yurtdışı ağırlıklı olan yurtiçi piyasaya çalışan İnşaat, enerji gibi sektörlerin masraflarını yükseltirken, girdi miktarı çoğunlukla yurtiçi olan ihracatçı kesim içinse bir fırsat oluşturuyor. Benzer şekilde finans kuruluşlarının yurtdışından aldıkları finansal araçları ucuza mal etmek için değerli TL’ye ihtiyaç duyduğunu ifade edebiliriz. Bu iki gruba karşın ithal girdi oranları görece düşük olan tekstil, gıda, ağaç ve orman ürünleri sektöründe faaliyet gösteren ihracatçı şirketlerse TL’nin değersizleşmesiyle yurtdışı piyasalarda fiyat avantajı sağlıyorlar ve bu sayede satışlarını artırabiliyorlar (3). Bu elbette daha fazla karmaşıklaştırılması gereken çerçeveyi kullanarak son dönemdeki duruma bakalım.

İnşaatçıların Maliyetleri Dolara Endeksli

Öncelikle AKP’nin kıymetlisi inşaatçıların kurdaki artıştan etkilenişiyle başlıyorum. Doların 2016 ekiminden itibaren önlenemez yükselişi sonucu dövize endeksli üretim girdileri artan inşaat sermayedarları, hükumetten kurdaki oynaklığın ortadan kaldırılmasını ve hatta mümkünse TL’nin tekrar değerlendirilmesini talep ediyor. Konuyla ilgili konuşan KONUTDER Başkanı Ömer Faruk Çelik’in açıklamasına buyurun (4): ‘Dolar 2.80 iken maliyetlerimiz artacak dedik. 3.20 olunca bir yol buluruz dedik. Şimdi dolar oldu 3.80 ve ne olacağı da belirsiz’. İşçi maliyetlerini hükumetin de desteğiyle düşük tutmayı başaran inşaatçılar; kur artışı sonucu artan enerji, demir-çelik gibi maliyetlerini fiyatlara yansıtarak krize doğru sürüklenen sektörü daha da zor durumda bırakmaktan korkmakta. Dolayısıyla Ömer Çelik’in de ifade ettiği üzere kura dayalı artışı fiyatlara yansıtmayarak kar marjlarında düşüşe razı oluyorlar. Bu durumu Ömer Faruk Çelik şöyle açıklıyor:

“Bu noktada zirve mi, geri dönüş mü olacak yoksa biraz daha ötesi var mı sorularından dolayı kafamız şu anda allak bullak. Maliyetlerimiz demir-çelikten başlıyor, enerji üretimi olan tüm ürünlere yansıyor. Bu demir-çelikte başladı, çimentoda seramikte devam edecek. Ancak şu anda demir fiyatları artıyor bunu da fiyatlara yansıtalım denilecek bir ortam da yok”

Burada sorulması gereken soru şu: Madem ülkeyi hem fiziksel mekan olarak hem de bürokrasinin işleyişi anlamında inşaat ve enerji şirketlerinin bir sahası haline getirdiler, neden dolardaki yükselişi dizginlemek için gerekli önlemleri almıyorlar?

İnşaat Sektörünün Büyük Açmazı

Dolar yükseldikçe zarar eden inşaatçılara rağmen doları dizginleyecek bir hamle yapılmaması yine inşaatçıların içine düştüğü açmazla ilgili diyebiliriz. Konuyla ilgili araştırmalar, inşaatçıların konuta talebi canlı tutabilmek ve yatırım yaparken finans maliyetlerini düşük tutmak için faiz oranlarının düşük olmasına ihtiyacı olduğunu ifade etmekte. Dolayısıyla inşaatçılar, doları kontrol altında tutmak için yapılabilecek bir faiz artışının konut piyasasındaki durağanlığı daha da körükleyeceğinin altını çizmekteler. Yani gelinen noktada inşaatçılar için oldukça zor bir açmazın var olduğu açık: Faiz oranları yükseltilmezse dolardaki düşüş durdurulamayabilir, faizler yükseldiğindeyse hem yatırım sürecinde finansal maliyetleri artar hem de yine tüketici kredi maliyetlerinin yükselmesi sebebiyle inşaata talep düşüşüyle karşı karşıya kalabilirler. Dolayısıyla görünen o ki; bu açmaz içinde gönülsüz de olsa doların artışını kabul edip, kar oranlarında düşüşe razı oluyorlar diyebiliriz (5).

İnşaatçıların bu faiz artışından imtina eden duruşunda sermaye bloku içinde yalnız olduğunu ifade etmek güç olurdu. Yine iktidarın kıymetlilerinden MÜSİAD ve Türkiye İhracatçılar Meclisi çevresindeki ihracatçıların kurdaki yükselişten memnun tavrını da ayrıca not etmek lazım (6). Kurdaki artış sonucu dolar bazında fiyatlarının düşüşünün yarattığı pazar payı artışıyla mutlu günler yaşayan bu iki örgüt çevresindeki sermayedarlar, haliyle finansal maliyetlerini artıracak bir faiz artışını istememekteler. Bununla beraber ihracatçıların kurdaki seviyenin belirsizliğinden rahatsızlar elbette, lakin TL’nin tekrar bir değerlenme sürecine girmesini de istemiyorlar (7) . Kasımdan beri geçmiş yılın aynı aylarına göre %10-11 büyüyen toplam ihracat verileri de zaten bu ihracatçı memnuniyetinin başka bir ifadesi. Dolayısıyla inşaatçıların kur seviyesi ve faiz oranı arasındaki yapısal tereddüdüne, fiyat avantajına dayalı rekabet eden ihracatçıların yüksek kurdan memnuniyeti eklenince, Türk Lirasındaki yükseliş iyiden iyiye durdurulamaz hale geliyor. Kısaca kurdaki yükselişe karşı iktidar bloku içerisinden ciddi bir itiraz yüksel(e)miyor. Ekonomi bürokrasisinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere faizleri yükseltmeden doları düşürmeye çalışmasının sebebini de işte bu iktidar bloğu içerisindeki tereddütlü yüksek kur desteği üzerinden okuyabiliriz. Anlaşılan o ki; inşaatçılar gibi neredeyse tamamıyla iç piyasaya iş yapan ve ürettiği ürünün doğası gereği herhangi bir uluslararası rekabete maruz kalmayan ve hatta hükumetin ekonomi politikalarında önceliği olan bir sektörün içinde bulunduğu çıkmaz, ekonomi bürokrasisinin de elini kolunu bağlamakta. Bu denklemde daha zayıf ortak ihracatçıların tavrı da yangına körükle gidiyor diyebiliriz. Tabii finans kapitalin hakim olduğu TÜSİAD’ın 2016 aralık ayında yaptığı açıklamalarda kurların ne pahasına olursa olsun biran evvel düşürülmesini istemesinin de pek bir önemi yok haliyle. Merkez Bankası’nın TÜSİAD’ın çıkarına çalışan bağımsızlığı sayesinde ellerinde bulundurdukları para politikası hakimiyetlerini, artık iyiden iyiye kaybetmiş görünüyorlar. TÜSİAD için geçmiş olsun diyebiliriz.

Kurdaki seviyeyi iktidar bloğu içindeki tartışmalar belirledi ve belirleyecek

Artık yasayla kurulmuş bağımsızlığını gayri-yasal bir şekilde yitiren Merkez Bankası’nın dolardaki yükselişi durdurmak için sıra dışı yöntemlere başvurmasını da yukarıda sunduğum çerçeveyle anlayabiliriz. Bilindiği üzere Merkez Bankası, doların 3,90’a fırlamasından sonra faizleri artırmak yerine kaçamak bir hamle yapmayı tercih etti ve iki gün üst üste %8’den gerçekleştirdiği fon ihalesine çıkmadı. Merkez Bankası’nın faizi artırmamış gibi yapma hamlesinin de (8) daha şimdiden faizleri bir miktar artırdığını ve doların seviyesini 13 ocak 2017 itibariyle 3,70’e çektiğini görüyoruz. Bu parasal kısıtlama hamlesini daha ne kadar sürdüreceği bilinmediği için bu hamlenin dolar seviyesi üzerinde kalıcı bir etki yapıp yapmayacağını bilemiyoruz (9). Ama uluslararası ve ulusal birçok gözlemcinin söylediği gibi kalıcı bir çözümün olması için tek koşul faizleri artırmakta. Fakat buna inşaat-ihracat odaklı iktidar bloğunun becerebildiği kadar direneceğini söyleyebiliriz.

Ülkedeki politik belirsizliğin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminin anti-demokratik uygulamalarının uluslararası finans çevrelerinde büyük bir tedirginlik yarattığı, dolayısıyla da ülkenin önlenemez bir krize doğru gittiği argümanına katılmıyorum. Paranın dini ve milliyetinin olmadığını ve ülkede görülecek her türlü otoriterleşme eğilimine rağmen eğer karlı görülürse yabancı para girişinin sürdürüleceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Kasım ayından beri küçük miktarda da olsa gözlenen net yabancı para girişi de zaten bu durumu doğruluyor (10) ve dolarda gözlemlenen yükselişin açıkça Erdoğan başkanlığındaki sermaye bloku tarafından arzu edilirse, faizleri yükselterek geri döndürülecek bir durum olduğunu ifade ediyor bize. Serbest kur rejiminin getirdiği rahatlıkla bağımsız bir para politikası yürütmeyi tercih eden Erdoğan başkanlığı, iktidar bloku içerisinde oluşacak tartışmaların sonucu para politikasını küresel finans akışlarına göre ayarlamaya karar verirse yani faizleri yükseltirse, kasım ayından itibaren görülen yabancı para girişinin artarak devam edeceğini ve TL’nin değerleneceğini söyleyebiliriz. Ama işte tüm soru iktidar bloku içindeki sermayedarların böyle bir sürece izin verip vermeyeceğinde saklı. Dolayısıyla yapılacak analizlerin de bu çerçeve üzerinden gerçekleşmesi gerekmektedir.


1 Yakın dönemde TÜSİAD yüksek istişare başkanı Özilhan’ın yaptığı bir açıklamaya bakılabilir. http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1825735-tusiadozilhan-kur-turkiyedeki-en-onemli-ekonomik-degisken

2 Konuyla ilgili iyi bir çalışma için bkz: Frieden, J. A., & Stein, E. (2001). The currency game: exchange rate politics in Latin America. Idb.

3 Girdi maliyetleri %50’nin üzerinde dolarla olan makine, otomotiv gibi sektörler için durum biraz daha farklı olmakla beraber yine de devalüasyondan fayda sağladığını söylebiriz. Ama elbette devalüasyon yerine kurda değişken olmayan fiyatı tercih edebilirler. Konuyu daha ayrıntılı bir şekilde tartışmak bu yazının çerçevesini aşmasa da sosyal medya okuyucusunun ilgi aralığını aşıyor ne yazık ki.

4 http://www.dunya.com/ihracat/ihracatta-uzun-vade-riski-haberi-345403

5 Bu kendileri için en yüksek faydalı karar olmayabilir, hata yapıyor olabilirler elbette. Her iki durumda da sonunu önceden bilemeyecekleri bir karar alıyorlar.

6 http://www.dunya.com/ihracat/ihracatcilar-dovizdeki-artisi-surum-stratejisiyle-yenecek-haberi-339159 7

7 http://www.dunya.com/ihracat/ihracatta-uzun-vade-riski-haberi-345403

8 https://twitter.com/ProfDemirtas/status/819540625464893441 9 Merkez Bankası ‘ihtiyaç oldukça gibi fonlamayı keseceğiz’ gibi muallak bir ifade kullanıyor bu konuda.

9 Merkez Bankası ‘ihtiyaç oldukça gibi fonlamayı keseceğiz’ gibi muallak bir ifade kullanıyor bu konuda.

10 http://www.dunya.com/kose-yazisi/yabancilar-dort-haftadir-doviz-getiriyor-oyleyse-kuru-yukselten-kim/345533