(Efe Sönmez / Diken – 4 Şubat 2017)

Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği ‘Çevresel Adaletsizlik ve Ayrımcılık’ panelinde, yaratılan doğa tahribatından ve iklim değişikliğinden, toplumun farklı katmanlarındaki insanların nasıl etkilendikleri tartışıldı.

Vakfa bağlı Asulis Laboratuvarı’nın öncülüğünde Havak Salonu’nda dün yapılan panelin moderatörlüğünü, Açık Radyo’nun kurucularından, gazeteci-yazar Ömer Madra üstlendi.

Panelde; bağımsız araştırmacı Bengi Akbulut, doğa savunucusu, aktivist-yazar Cemil Aksu ile Seferihisar Doğa Okulu kurucusu Güven Eken konuşmacı olarak yer aldı.

‘Kirletici atıklar azınlıkların mahallesine’

Bağımsız araştırmacı Bengi Akbulut, 1982 yılında, Warren kasabasına toksik (kimyasal zehir) atıkların depolanmasına yönelik karar alınması sonrası, bölgede bulunan Afrika kökenli ABD’lilerin direnişe geçtiğinden bahsetti.

Çevre hareketi bakımından ABD’deki ilk tutuklamanın bu direniş sırasında yaşandığına dikkati çeken Akbulut, 1960’ta da benzer bir direnişin, tarımda kimyasal kullanımının artırılmasına karşı çıkan Latin kökenli ABD’liler tarafından verildiğini anlattı.

Akbulut, kirletici özellikteki atıkların, ırksal anlamda azınlıkta bulunan ve ötekileştirilen insanların yaşadığı mahalle ya da bölgelere bırakılmak istediğine vurgu yaptı.

‘Yoksulsanız köyünüze termik santral yapılıyor’

efe-haber1

Akbulut, yoksul ya da her türlü ayrımcılığa maruz bırakılmış insanların bölgeleri kirletilirken “Atıkları buraya koysak da sesleri zaten çıkamaz” düşüncesinin hâkim olduğunu belirterek, “Diyelim ki bir yere kirletici bir fabrika ya da termik santral açılıyor. O termik santralın etkisinden kaçabilecek kişiler, ekonomik ve sosyal açından belirli avantajlara sahip insanlar. Maruz kalan, o alanı terk edemeyecek insanlarsa zaten dezavantajlı. Siz eğer yoksul ya da ‘makbul’bulunmayan bir kimliktenseniz, sizin köyünüzde termik santral yapıyorlar, paranız olmadığı için de kaçamıyorsunuz” diye konuştu.

Akbulut, yoksul insanların kirletici maddelerin neden olduğu sorunlarını azaltacak ya da etkisini yok edecek sağlık hizmetlerinden de paraları olmadığı için yararlanamadıklarını söyledi.

‘En güzel parklar kimin mahallesinde?’

efe-haber6

Çevresel bozulmaya maruz kalan insanların, bozulmaya giden karar sürecinde de yer alamadığına dikkati çeken Akbulut, ‘doğadan yararlanma hakkı’nı dile getirdi: “Sadece bozulmalar değil, çevresel imkanlardan kim ne kadar yararlanabiliyor? Bir kent düşünelim; yeşil alan her yerde aynı değil. En güzel parklar kimin mahallesinde, daha kötü parklar kimin mahallesinde?”

Termik santralın yarattığı kirlilikten etkilenenlerin, santraldan kâr edenler olmadığını söyleyen Akbulut, “Termik santral sermayedarı, ailesinin ya da kendisinin yaşadığı yerde kurmuyor termik santralı” dedi.

Akbulut, ‘zenginlerin iklim değişikliğinden hiç etkilenmediğini’ söylemenin de doğru olmayacağını kaydetti.

Mekansal adaletsizlik var

kara-atlas

Akbulut’un verdiği bilgiye göre, Zonguldak’ta tüketilen enerjinin dört katı, kentte üretiliyor. Sakarya’da da tüketilenin altı katı kadar enerji üretiliyor.

Greenpeace’in 4 Şubat 2015’te yayınladığı kömürlü termik santral haritasına göre, santralların Zonguldak, Çanakkale ve Adana’da yoğunlaştığı dikkati çekiyor.

Haritadan bahseden Akbulut, “Bu, ciddi anlamda mekansal adaletsizliğe tekabül ediyor” dedi.

‘İklim değişikliği kader değil’

efe-haber7

Gor dergisi yayın kurulu üyesi, aktivist-yazar Cemil Aksu, doğayı katleden ve iklimi değiştirenlerin, ‘daha çok enerji ve daha fazla üretim’diyen kapitalistler olduğunu söyledi.

İklim değişikliğinden olumsuz anlamda etkilenen ülkelerin başında Haiti, Moğolistan ve Bangladeş’in geldiğini anlatan Aksu, günlük hava değişikliğini ya da yağmurun yağıp yağmamasını “Küresel iklim krizi var” deyip geçiştirmenin, ‘insan unsurunu perdeleyen bir yaklaşım’olduğunu söyledi.

İklim değişikliğinin ‘kader’ ya da ‘Allah’ın takdiri’ olmadığını anlatan Aksu, “Bu, hepimizin dahil olduğu, belli ilişkilerin sonucu. Bu ilişkileri düşünmeden ‘iklim krizi’, ‘gıda krizi’ deyip geçiyoruz. Dünyada üretilen zenginlikler, iki tane dünyayı doyurabilir niceliktedir. Çok üretiliyor ama mülkiyet meselesinden dolayı ihtiyacı olana gitmiyor” diye konuştu.

‘Dereyi kirletmeniz yasak, öldürmek serbest’

efe-haber

Seferihisar Doğa Okulu kurucusu Güven Eken, ‘çevresel adaletsizlik’konusunda farklı bir noktaya dikkati çekti.

Eken, insanın doğasızlaştırılıp, doğanın da insansızlaştırıldığından dem vurarak, doğada bulunan canlıların, insan merkezli sistemden zarar gördüğünü söyledi.

Eken, anayasal bağlamda çevre kanunlarına da atıfla şu eleştiri yaptı: “Hukuka göre bir dereyi kirletmek yasak ve cezaya tabî. Dereyi kirletemezsiniz, buna itirazımız yok. Ama bu hukuka göre bir dereyi öldürmek serbest. Yani insanı hasta etmeniz yasak ama öldürmeniz serbest. Böyle bir şey olabilir mi? Bir derenin önüne 36 tane baraj yapmak, HES yapmak serbest. Bu, insanın her şeyin merkezine kendini koyarak yaşamaya devam etmesi demek.”

‘Yasa yapılırken, doğadaki canlılar özne kabul edilmeli’

Sistemdeki ‘en zayıf halka’nın insanlarla aynı dili konuşamayan ağaç ve kuş gibi canlılar olduğunu belirten Eken, “Bizim hukuk anlayışımızla kendilerini koruyamadıkları için zulme uğrayacak olanlar bunlar. Bir nehri yok etmek ile bir insanı öldürmek arasında ne farkı var? Nehirde binlerce, milyarlarca canlı yaşıyor” dedi.

Eken, hukukun, doğadaki tüm varlıkların ‘özne’ olarak kabul edilerek gözden geçirilmesini istedi.