(Çağla Akdere / Sendika – 7 Şubat 2017)

Varlık Fonu, devletin yoksul halkın parasıyla ve kamu varlıkları ile kaybedeceğini bile bile oynadığı bir kumardır

Bir süre önce iktidar tarafından teklif olarak sunulan ve komisyonda görüşülen varlık fonu yasası geçtiğimiz yıl Ağustos ayında itirazlara rağmen meclisten geçmişti*. İki gün önce ise, bir çok kamu kuruluşunun ve hazine taşınmazlarının varlık fonuna devri gerçekleşmiş oldu.

Peki biz bir doğal kaynak mı keşfettik? Ya da petrol mü ihraç etmeye başladık da bütçe ‘fazlamız’ varlık fonuna aktarıldı? HAYIR!

Varlık Fonu, ülkelerin sahip oldukları fazla kaynaklarının/bütçe fazlasının korunması için ve gelecek kuşaklara aktarılması için değişik varlıklarda değerlendirmek adına oluşturulur. Ancak  ülkemizde zaten kamuya ait olan kuruluşlar, Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, Halkbankası, Türksat gibi ekonomik değer yaratan, faaliyet gösteren kurumlarla bu fonu oluşturmanın halk yararına katkısı söz konusu değildir. Çünkü Varlık Fonu zengin kaynakları olan ülkelerin para değerleme yöntemidir, fona aktarılacak parası olmayan Türkiye’nin varlık fonuyla yaptığı sadece devlet eliyle sanki halkın menfaatineymiş gibi gösterilen bir ‘kibar hırsızlık’tır.

Varlık fonu ülkenin geleceğine konulan ipotektir

Üstelik tehlikeli bir hırsızlıktır çünkü Ziraat Bankası’nı ele alırsak:

Bu varlık fonuyla Ziraat Bankası piyasada bir kağıt olarak teminat gösterilerek 3. Havalimanı, 3. Köprü gibi ‘çılgın’ projeler yapılabilecek. Buradan beklenen gelir elde edilemediği durumda ise bu bedel teminat olarak gösterilen Ziraat Bankası’ndan tedarik edilecek. Bugün yapılan 3. Köprü’den beklenen gelirin karşılanmadığı ve bu yüzden geçişin devlet zoruyla yapılarak açığın kapatılmaya çalışıldığı Türkiye’de, emeklilerin yaşayacağı olası tehlikeleri düşünmek bile korkunç bir tablo yaratıyor.

Bu adımın amacı, kısa vadede ülkede yalancı bir ‘ekonomik istikrar’ görüntüsü yaratıp –ki bu aslında Ziraat Bankası örneğinde değinmeye çalıştığımız gibi istikrarsızlığın en tehlikeli son çırpınışıdır- referanduma kadar ki süreçte günü kurtarmak. Referandumda evet çıkması halinde ise yeni oluşacak rejimde, yoksul halkın cebindeki paranın tek adamın iki dudağı arasından çıkacak laf ile belirlenmesinin olanaklarının yaratılmasıdır. Yani özetle varlık fonu, devletin yoksul halkın parasıyla, kaybedeceğini bile bile oynadığı bir kumardır.

Yoksulun cebindeki para varlık fonuna aktarılacak oradan da zenginin cebine girecek. Nasıl mı?

Bu fon her türlü finansal işlem yapabilir, tahvil alabilir, dövizlerde işlem yapabilir; gayrimenkul alıp satabilir; her türlü ticari faaliyette bulunabilir. Mesela sokağında bir manav açabilir, mesela devredilen 2 milyon kilometrekare araziyi Ensar Vakfı’na verebilir, Mehmet Cengiz’e bütün mega projeleri verebilir… Çünkü bu fon, faaliyetlerine dair herhangi bir sınırlanmaya tabi değildir. Kamusal denetime tabi değildir. Bu fon yaptığı işlemler açısından ihale kanununa tabi değildir. Mesela varlıklarını istediği kişiye istediği fiyattan satabilir, sorgulayamazsınız!

Halkın 3 kuruş parası cebine dahi girmeden vergilerle buharlaşırken bu fon hiç bir vergi ödemeyecek! Ne gelir vergisi, ne kurum vergisi, ne harçlar… Yönetim kurulunun tamamını Yiğit Bulut, Oral Erdoğan gibi doğrudan saray talimatıyla hareket eden bir ekibin oluşturması ise bu denetimsizliğin ne ifade ettiğini apaçık gösteriyor.

Distopya değil, gerçek: Angola* örneği üzerinden bir soru

2008 krizi sonrasında petrol fiyatlarında yaşanan düşüşün yarattığı depremi önlemek için Angola, petrol gelirine dayalı bir varlık fonu oluşturdu (Angola’nın Afrika’daki ikinci büyük petrol üreticisi olduğunu ve Türkiye’nin böyle bir kaynağının olmadığını unutmayalım). Bu fonun öncelikli amacı bir istikrar yaratmak, ekonomi kötüye gittiğinde ise fonun kaynaklarıyla yatırımlar yapmaya devam etmek ve krizin etkisini azaltmaktı. Diğer bir amacı ise yatırımlarla kalkınma sağlamaktı. Angola fonu, uluslararası yatırım yetkisine sahip olmasına rağmen öncelikle ülke içinde otelcilik yatırımları yapıldı. Ancak yapılan analizlerde, nasıl yapıldığı ya da yapılıp yapılmadığı dahi belli olmayan otel yatırımlarının, bir sektörün açığının kapatılması aracı haline geldiğini ortaya koydu.

Dahası, Angola fonunun yönetiminde olan Devlet Başkanı José Eduardo dos Santos’un oğlunun bu fonla kendisine Londra’da lüks bir malikane ‘yatırımı’ yaptığı, yani fonun daha çok devlet başkanının oğlunun ekonomisine destek verdiği ortaya çıktı. Bu durumun açığa çıkmasının üzerine devlet başkanının oğlunun açıklaması ise: “Ben bu konuda sadece Devlet Başkanı’na hesap veririm, parlamentoya değil” oldu.

Gelelim sorumuza:

Türkiye Varlık Fonu’yla, Bilal’e gemicikler alınabilir. Başkanlık sistemi geldiğinde ise bunun hesabı sadece başkana verilecektir. Peki bu durumda Başkan oğlunun yanında mı olacak yoksa aydan aya gelecek 3 kuruş maaşı bekleyen emeklinin mi yanında olacak? Cevap sizin…