(Politeknik – 22 Şubat 2017; Foto: Ergene Nehri)

Kenti, ormanı, ağacı, suyu, dereyi, dağı, taşı, havayı kurtaracağız dedik, geleceğimiz için. Bir hayır da bunlar için. Karadeniz yaylalarına, Yırca’nın köyüne, İstanbul’un kuzeyine, ormanlara, yaşam alanlarına Hayır’ın söyleyecekleri var.

Kentler, dağlar, yaylalar, dereler, parklar, ormanlar son yıllarda sürekli artan bir hızla inşaat, maden ve enerji projelerine göre planlandı, yağmalandı. Kent ve doğa politikalarının son 15 yılına, yani AKP’li yıllarına bakacağız.

HES projeleri ormana da dereye de zarar verdi
AKP’li pek çok bakan ve gücü tek elde toplamak isteyen tek adam HES projelerini anlatmak için pek çok kez kullanmıştı, geçtiğimiz mayıs ayında katıldığı bir toplantıda Tayyip Erdoğan bir kez daha “Eskiden ‘su akar, Türk bakar’ derlerdi. Biz geldik, ‘su akar, Türk yapar’ dedik ve barajlarımızı, göletlerimizi çoğalttık” dedi.

AKP’li Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, AKP’li eski yeni enerji bakanlarının HES projeleri için ‘enerjiye ihtiyacımız var’, ‘enerjide dışa bağımlılığı bitireceğiz’ söylemleri de hep oldu. 2016 yılının Aralık ayında bakan Eroğlu bir kez daha ‘Enerji anlamında dışa bağımlılıktan kurtulmak için hidroelektrik potansiyelimizin tamamını devreye almak zorundayız’ ifadelerini kullandı, sözlerine ‘HES’lerin tabiatı tahrip etmediğini, dereleri kurutmadığını, aksine kurak dönemlerde derelere can suyu olduğunu’ da eklemeyi unutmadı.

Açıklamalar böyle olsa da Hidroelektrik Santral (HES) projeleriyle Türkiye’nin dört bir tarafında halkın yaşadığı alanlar için ayağa kalktığını görmüştük. AKP iktidarının ilk yıllarıydı. 2003 yılından itibaren başlayan ve 2010’a doğru yoğunlaşan HES projeleriyle Karadeniz vadilerini sesiyle döven dereler kurutuldu. Ormanlar delik deşik edildi.

2002’den yılından bugüne farklı kapasiteli 919 HES projesi için lisans verildi, 439’u yapıldı.

HES, derede akan suyu boruya hapsediyor.

Rize’nin Güneysu ilçesi Gürgen deresi birçok HES projesi yapılan dere gibi susuz kaldı.

Projelerde inşaat alanında kalan orman örselendi, betonla kaplandı.

HES projelerinin sonuçları yavaş yavaş anlaşıldıkça Fındıklı’da, Çayeli’nde, Tortum’da köylüler HES şirketlerini sopalarıyla bekler oldu. Devletin polisi, jandarması da şirketleri ve projeleri korumak için köylülerin karşısındaydı.

HES projelerine karşı pek çok dava açıldı. Davaların pek çoğu kazanıldı.

Davalar kazanıldı, halk HES’lere hep karşı oldu çünkü AKP’nin ve tek adamın dediği gibi HES’ler enerji ihtiyacı sebebiyle ya da enerjide dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak için yapılmıyor.

Türkiye’nin yaklaşık 80 000 MW büyüklüğünde kurulu elektrik gücü var. Halkın ve sanayinin bugün kullandığı elektrik gücü ise 43-44.000 MW, yani kurulu gücün yaklaşık yarısı. Elektrik ihtiyacını garantiye almak için kullanılan elektriğe %25 daha ekleyelim, 55.000 MW sonucunu buluruz. Yani elektrikteki kurulu güç yeterince fazla. Buradan yola çıkarak irili ufaklı derelere yapılan HES’lerin enerji bağımlılığımızı azaltmak için değil, HES yapan şirketlerin elektrik satarak, derenin su kullanım hakkını alarak kar etmesi için yapıldığını söyleyelim.

Bunun yanı sıra HES’ler ithal kömür ve doğalgazla elektrik üretimini de durdurmadı. Üstüne Rusya ve Japonya ile yapılan Akkuyu ve Sinop nükleer santral anlaşmaları ise 42 milyar dolarla bugüne kadarki en büyük iki ithal elektrik projesiyle dışa bağımlılığı arttırıyor. Nükleer santrallar Türkiye topraklarında olsa da sahipleri Rusya ve Japonya olacak.

Ormanlık alanlar azaldı
15 yılda 155 bin hektar orman inşaat, maden, enerji projeleriyle yok edildi. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan “14 yılda yaptığımız ağaçlandırma 36 milyon adet. Sadece 2016’da 3 milyon 100 bin ağaç diktik.” diyor. Oysa sadece İstanbul’da havaalanı, yol, köprü projeleri için kesilen ağaç sayısı 3 milyondan daha fazla. 2015 yılında açıklanan “Dünya Çevre Performansı Endeksi” raporuna göre Türkiye “Doğa ve Yaban Hayatı Koruma” açısından 180 ülke içinde 177’nci sırada, başka bir ifade ile 180 ülke içinde sondan üçüncü.

Kentler şantiye oldu
Kent içindeki kamusal alanlar, parklar, kent stadları, deprem toplanma alanları AVM’lere çevrildi.

İstanbul’da 99 Marmara Depremi sonrasında belirlenen 480 acil toplanma alanının 4’te 3 üne AVM ya da rezidans yapıldı.

Kentlerde Hazine’ye ait parseller ve özelleştirilen kurumlarının taşınmazları da çeşitli sermaye kuruluşlarına devredildi.

İstanbul’da Karayolları, Giresun’da SEKA, Ankara’da AOÇ başta olmak üzere birçok kentte kamu parselleri üzerine inşaatlar yapıldı. 15 yılda aralarında Telekom, TÜPRAŞ, PETKİM, Etibank, Sümerbank, TEDAŞ, SEKA’nın bulunduğu özelleştirilen 100’ü aşkın kamu kurumunun arazileri Ağaoğlu, Taş Yapı, Cengiz İnşaat gibi AKP’ye yakın müteahhitlere verildi, bu şirketler kentleri parselledi.

Parsel parsel yasalar
Kent içi inşaat rantı yetmeyince 6292 Sayılı 2B Yasası olarak da bilinen ‘Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’ çıkarıldı, inşaat projelerine yeni alanlar yaratıldı.

Yasa kapsamına giren yaklaşık 500 bin hektarlık arazinin büyük bölümü İstanbul, İzmir ve Antalya il sınırlarındaydı. 500 bin hektar 1 milyonu aşkın futbol sahası büyüklüğüne denk geliyor. Bu araziler ülkenin/halkın olmaktan çıkarıldı ve satıldı.

2012 yılında 6306 Sayılı Afet Yasası çıkarıldı. Deprem tehlikesi gerekçesiyle kentin merkezinde kalan eski yerleşim yerleri riskli ilan edildi, kentsel dönüşüm adı altında inşaat sermayesine verildi. Kamu denetiminden muaf, müteahhitlerle istediği gibi iş yapan TOKİ ise bu dönüşümü yönetti.

İstanbul’da Fikirtepe, Sulukule, Tarlabaşı, Bursa’da Osmangazi Doğanbey, Ankara’da Altındağ mahalleleri yerle bir edildi, yerini yüksek katlı binalar aldı. Halk sürgün edildi. Sulukule’de, Fikirtepe’de milyon TL’lik rezidanslar inşa edildi. Kentlerde her bir park, her bir boşluk inşaat hırsına yenik düştü.

Askeri alanlar, üniversite arazileri, belediyelere ait alanlar, Hazine’ye ait alanlar TOKİ’ye devredilerek inşaat şirketlerine gelir paylaşımı yöntemiyle verildi.

Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda yapılan değişikliklerle verimli tarım alanları da imara açılarak yok edildi. 2002’den 2013’e 2,8 milyon hektar tarım alanı ortadan kalktı. Yani Ankara’nın yüzölçümünden de büyük bir alanın tarımsal niteliği yok oldu. Böylesi bir ortamda Gıda ve Tarım Bakanlığı hazırlattığı kamu spotunda ‘tarım alanlarına inşaat yapmayın’ deme pişkinliğine sahip. Bu pişkinlik şimdi tek bir adam ve sınırsız yetki ile ülkenin tüm yaşam alanlarına hükmetmek istiyor.

Karadeniz yeni projelerle zarar görmeye devam ediyor
Karadeniz’de Yeşil yol ve yaylalardaki inşaat projeleri güncelliğini koruyor.

2 bin 600 km uzunluğundaki Yeşil Yol Projesi için yaylalar ve dolayısıyla buralarda yaşayan, kışlık hazırlıklarını yapan Karadeniz halkı gözden çıkarıldı.

Körfez sermayesine sunulan yayalar için önce yol yapıldı, şimdi Ayder gibi güzergah üzerindeki yaylalarda imar hazırlıkları yapılıyor.

40 farklı noktada ‘turistik’ tesis inşaatları için kollar sıvandı.

‘Yeşil yol’un geçeceği bölge yeryüzünün en zengin biyolojik çeşitliliğine sahip tehdit altındaki 35 “sıcak nokta”sından biri.

Maden dediler, dağımızı taşımızı sattılar
Enerji ve maden projeleri de yaşam alanlarına kast etti. Maden arama faaliyetleriyle ilgili 3213 Sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 2010 yılında değiştirildi. Şirketlerin, doğal yaşam alanlarında istediği gibi arama ve işletme yapmasının önü açıldı. Ormanlara yol ve altyapı tesisleri yapıldı. Dağlar maden arama faaliyetleri nedeniyle delindi, bir yüzü yeşil diğer yüzü boz dağ manzaraları alışılageldik oldu.

Bursa Karacabey’de kurşun, Antalya’da mermer ocakları, Ordu Fatsa’da ve Artvin Cerattepe’de altın, Aliağa’da, Safaalan’da taş ocaklarıyla Türkiye’nin dört bir yanında kural tanımayan madencilik faaliyetleriyle halkın yaşam alanları tahrip edildi.

Enerji dediler, enerji şirketlerini zengin ettiler
Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var diyerek başlattıkları seferberlikte ülkenin dört bir yanında 565 termik santral için de elektrik üretim lisansı verildi.

Soma Yırca’da Kolin şirketler grubu termik santral için 6000 zeytin ağacını bir gecede yok etti. Yırcalılar geçim kaynaklarını kaybetti.

Zonguldak Çatalağzı’nda termik santraller havayı, suyu kirletti, halk sağlığı şimdi tehlike altında.

Termik santrallerin 2014 yılında çektiği su miktarı 6,5 milyar metreküp, oluşan atık miktarı ise 24,2 milyon ton oldu. Binlerce ton atık ve kirli su, temiz su varlıklarına karıştı. Termikle çevrelenen kentlerde hava da kirlendi. Dünya Sağlık Örgütü’nün geçtiğimiz günlerde açıkladığı rapora göre Avrupa’nın en kirli havasına sahip 10 kentinden 8’i Türkiye’de bulunuyor.

Mersin Akkuyu’da nükleer santral yapımı başladı. Rusya’nın santralı işletmeye alınınca nükleer tehlike başlayacak.

Mega projelerle şirketlere kaynak aktarımı yaptılar
AKP iktidarı ülkenin gelişmesi olarak gösterdikleri mega projeler için şirketlere Hazine garantileri ile kaynak aktardı. AKP’liler çıktıkları her platformda mega projeleri anlatarak ‘Güçlü Türkiye’ dedi, yolu, tüneli, köprüyü kalkınmaya bağladı.

Osman Gazi Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu, 3. Köprü ve Avrasya Tüneli için şirketlere garantiler verildi. AKP ‘Kamunun cebinden 5 kuruş çıkmadan yapılıyor’ diyor oysa yol, köprü, tünel projeleri için şirketlerle yapılan sözleşmeler Hazine garantili. Yani geçişleri ücretli olan bu yollar, tüneller, köprüler kullanılmazsa ve şirketler kar etmezse Hazine’den para aktarılacak.

Örneğin,
-İçtaş İnşaat Sanayi Ticaret AŞ-Astaldi Ortak Girişim Grubu 3 milyar dolar harcadığı Kuzey Marmara Çevreyolu ve 3. köprü için en az 10 milyar dolar geri alacak.

-Nurol, Özaltın, Makyol, Astaldi, Yüksel firmaları 2 milyar 355 milyon dolara yaptıkları Osman Gazi Köprüsü ile 22 yılın sonunda en az 15 milyar dolar elde edecek. Köprüden kimse geçmese dahi Hazine bu ücreti garanti etmiş durumda.

-Yapı Merkezi ve SK E&C firmalarının ortaklığı ile kurulan Avrasya Tüneli İşletme İnşaat ve Yatırım A.Ş.’nin (ATAŞ) 1 milyar 245 milyon dolara mal olan Avrasya Tüneli için şirketler en az 3,2 milyar dolar geri alacaklar.

Tüm rakamlar bu projeler için garanti edilen ücret üzerinden hesaplandığı için şirketlerin asgari karı anlamına geliyor.

Ulaştırma Bakanı Arslan Osman Gazi Köprüsü için “Yine deniyor ki ‘Buradan birileri geçecek ama geçmeyen de para ödeyecek’ evet Kars’taki vatandaş da para ödeyecek” diyerek malumu ilan etti.

Kent içi mega projeler inşaat sermayesini ihya etmeye yönelik emlak projelerinin başlangıcı oldu. Kentin ve halkın ihtiyacına yönelik yapılmadı, ulaşım sorununu çözmedi, çözmeyecek. Örneğin İstanbul’da Avrasya Karayolu Tüneli ve 3. Köprü maliyetiyle kent içi toplu taşımaya dayalı ulaştırma yatırımları yapılabilirdi. Uzunluğu 5,3 km olan Avrasya Karayolu Tüneli yerine aynı maliyetle, uzunluğu 20 km’yi bulan Üsküdar-Sancaktepe metrosu gibi en az 2 metro hattı daha yapılabilirdi. Egzoz gazı ve trafik ortadan kaldırılabilirdi.

Gittiğin yol, kullandığın elektrik, içtiğin su Cengiz’in olsun ister misin?
İnşaat enerji ve maden alanında kamu ihalelerinde Cengiz Holding’e pek çok ayrıcalık tanındı. Cengiz Holding’in Patronu Mehmet Cengiz, son 10 yılda AKP ile birlikte büyüdü:

-Maliye Bakanlığı 2010 yılında Cengiz İnşaat’ın 422 milyon liralık vergi borcunu sildi.
-Cengiz Holding 2004’te Eti Bakır’ı, 2005’te Eti Alüminyum’u alarak gündeme geldi.
-Cengiz Holding, enerji dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sürecinde Boğaziçi Elektrik, Akdeniz Elektrik, Uludağ Elektrik, EDAŞ ve Çamlıbel Elektrik dağıtım bölgelerini kazanan grubun içinde yer aldı.
-Cengiz Holding Mersin Akkuyu’da santralın su yapılarının inşaat ihalesini aldı.
-Cengiz Holding, üçüncü havalimanı ihalesini de kazandı.
-Son olarak Cerattepe’de AKP’nin dost şirketi Cengiz için tahsis edilen ormanlık alanda polis ve jandarma Cengiz’in özel koruması oldu.

Ülke değil Cengiz gelişti.

AKP Yap-İşlet-Devret modeliyle sürdürdüğü köprü, yol, tünel, havalimanı inşaatları için halkın cebinden şirketlere garanti verdi, Türkiye değil şirketler güçlendi.

Bugün bile mahkeme kararı dinlemeyenler mahkemeler tek adamın olunca neler yapmaz?

Doğup büyüdüğü yaşam alanını, toprağını savunanları polisi, jandarmasıyla yerlerde sürükleyen, Havva Ana’yı provokatör ilan eden AKP Anayasa değişikliği ile ülkeyle ilgili tüm kararları tek adamın vereceği bir sisteme geçmek istiyor.

İnşaatlar için, madenler için, santraller için yasaları değiştirenler, yeni yasa çıkaranlar şimdi de Anayasayı değiştirmek, Başkanlık sistemi ve sınırsız yetki istiyor.

Deresi, taşı, toprağı için başvuracak mahkeme de kalmasın diye yargı da tek adama hizmet edecek. ‘Bu dereyi sattım, köyünüzü körfez sermayesine verdim, buraya HES yapılacak, ormanınız yok artık’ dediğinde çalacak kapı kalmasın istiyorlar.

Tek adamla meclis yok, yargı yok, kaymakam yok, kanun yok, kamu yok! Yaşadığımız topraklar, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, ülkemizdeki gelecek nesiller için hayır, hayır, hayır.

Haydi köylünün kapısını tıklat şimdi!