(Yusuf Gürsucu / Özgürlükçü Demokrasi – 25 Şubat 2017)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gaziantep’te yaptığı bir konuşmada, “Bundan sonraki süreçte Münbiç var. ABD ile koalisyon güçleriyle mutabık kalırsak Rakka’yı da DAEŞ denilen o katil sürüsünden temizleyeceğiz” açıklamasında bulunmuştu. Bölgede süren hakimiyet savaşının ardından su, petrol ve kaya gazı olduğunu Suriye saldırıları yaşandığından bu yana ifade ediyoruz. Bu bağlamda konuşan Enerji Ekonomisi Derneği Başkanı ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kumbaroğlu, “Suriye ve Kuzey Irak’a batılı ülkelerin asıl ilgisi bu ülkelerde bulunan petrol ve gaz kaynaklarına erişim arayışından kaynaklanıyor. Suriye ve Irak’tan gelen mültecilere kapılarını, yaşanan insanlık dramına gözlerini kapayan AB ülkeleri, konulan ambargoya rağmen Suriye ve Irak’tan gelecek gaz ve petrole odaklanmış durumda” vurgularında bulundu.

Kamburoğlu, El Bab, Rakka ve Deyr-i Zor bölgelerinin enerjide çok kritik alanlar olduğunu dile getirerek, Suriye’nin kanıtlanmış 2.5 milyar varil petrol ve 240 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğunu söyledi. Kamburoğlu sözlerinin devamında, “Bu miktarlara Suriye karasuları ve kaya formasyonları içerisinde bulunan rezervler dahil değil” dedi. Petrol, Doğalgaz ve Kaya Gazı şirketlerinin destekçisi olan ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump ve Dış İşleri Bakanı olarak atadığı ExxonMobil CEO’su Rex Tillerson, Suriye’deki sürece petrol ve gaz gözlükleriyle baktıkları bilinen bir gerçekliktir.

Hedef büyüdü!

Erdoğan’ın yaptığı konuşmayla hedef büyütmesinin nedeni, ABD yeni iktidarının ‘yönelimine’ olan güvenden kaynaklandığı anlaşılıyor. DAİŞ’in bölgenin Fırat ve Dicle su havzasının tam ortasını kontrol etmesi ile Rakka’yı merkez seçmesi bir tesadüf olamaz. Özellikle Fırat üzerindeki barajları kontrol etme çabası ve Fırat Nehri’nin aktığı yatağı tutuyor olması, geleceğin enerji arzının temelini oluşturduğu gözüyle bakılan hem mevcut gaz ve petrol rezervleri hem de Kaya gazı rezervlerini tutma amaçlı olduğu ve bu havzaları kontrol ederek dünya enerji tekelleriyle masaya oturabilme gücüne kavuşmak istiyor olmasındandır. Kaya gazı üretiminde ise çok yoğun suya ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’nin bölgeye yönelik muradı da bu eksende şekillenmektedir.

Bölgede var olan su kıtlığı ve tek su kaynağının da Türkiye coğrafyasından beslendiği bilinmektedir. Suya hakim olduğunu düşünen Türkiye muktedirleri Demirel hükümetlerinden bu yana kurdukları en büyük hayal, suyu hem ticari bir meta olarak değerlendirmek hem de bir tehdit sopası olarak tutmaktır. Demirel’in projesi olarak bilinen GAP projesi, bölgenin tarımsal anlamda kalkınması amaçlı olmadığı, hedeflerinin her daim suyun Ortadoğu da pazarlanabilecek bir ‘mal’ olarak görmeleridir. Kaya gazı ise yeni bir süreç olması bakımından mevcut hükümet yapısının bu sulara eklediği ikinci bir ‘değer’lendirmedir.

Kaya gazı!

Bir kaya gazı sondajında 600’ü aşkın kimyasal ve kum eklenen su, 18 kez yerin 2 ila 5 bin metre altına basılır. Bir basımda yaklaşık 18 bin metreküp su kullanılmaktadır. Bir kuyu için toplamda yaklaşık 350 bin metreküp su kirletilerek yerin altına basılır ve bu yolla yer altı suları yani akiferler tamamen kirlenirken çevresinde ki yaşam da yok olmaktadır. Yerin altına basılan zehir halini almış su ile karbon kayaçlar yatay sondajlarla patlatılır ve açığa çıkan gaz yukarıya alınır. ABD’de kaya gazı şirketleri ile çiftçiler arasında ‘su savaşları’na neden olan bu süreçlerde birçok bölgede yer altı suları kullanılamaz hale gelmiştir.

Türkiye coğrafyasında, Diyarbakır ve Trakya bölgesinde zengin rezerv alanları olduğu açıklamaları yapılmıştı. Bu amaçla her iki bölgede dünya enerji devlerine ve yerli uzantılarına sondaj ve işletme lisansları verildi. Schell firması Silvan’da sondaj sahalarını oluşturmuş ve sondajlarına başlamıştır. Henüz bu süreçlerin büyümemesinin nedeni suya olan yoğun ihtiyaç ve Silvan barajının bitirilememiş olması ile bölgede yaşanan çatışmalı ortamdır. Bir diğer nedeni ise petrol ve gaz fiyatlarının düşük seviyelerde olmasıydı. Ancak son dönem petrol fiyatlarında ki artışla birlikte bu süreçlerinde büyüyeceği beklenmelidir.