(Rıfat Doğan / Diken – 1 Nisan 2017)

Beyoğlu’nun 1993’te ‘kentsel sit alanı’ ilan edilerek korumaya alınan bölümü için hazırlanması gereken ‘koruma amaçlı’ imar planları 18 sene boyunca hazırlanmamıştı. 2011’de İBB’nin hazırladığı 1/5000 ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı imar planları ise semt dernekleri tarafından dava edilmişti.

Semt derneklerinin açtığı davada İstanbul 10’uncu İdare Mahkemesi, 2013 yılında Beyoğlu’na ilişkin koruma amaçlı imar planlarını iptal etmiş, 2015 yılında Danıştay kararı bozarak yeniden bilirkişi raporu talep etmişti.

Konuya ilişkin aralarında Ayaspaşa Güzelleştirme ve Çevre Koruma Derneği, Asmalımescit Derneği,  Beyoğlu Eğlence Yerleri Derneği, Cihangir Güzelleştirme Derneği, Galata Derneği, Pera Kültür Sanat ve Yaşam Derneği, Piyale Paşa Derneği ve Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’nin olduğu Beyoğlu Semt Dernekleri bir basın toplantısı düzenledi.

Öngörülen ihya kararları şehircilik ilkelerine aykırı

Semt dernekleri yaptıkları açıklamada atanan bilirkişilerin hazırladığı raporda imar planına ilişkin şu itirazların dile getirildiğini belirtti:

– Yeşil alan ya da yeşil alan olarak kullanılabilecek açık alanlar üzerinde öngörülen ihya kararlarının, sosyal donatı ve yeşil alan kullanım alanını azaltması nedeniyle şehircilik ilkeleri ve kamu yararı ile örtüşmediği, uluslararası tüzükler ve ilke kararına aykırı olduğu,

– Plan hükümlerine göre, ihyayı olanaklı kılacak bilgi – belgenin bulunmadığı durumlarda, ihyanın mümkün olmaması halinde plan ile önerilen işlevin korunmasının öngörüldüğü, ancak işlevin ihyası olarak belirtilen bu durumun ihya uygulamasının özü ile örtüşmediği ve koruma ilkelerine aykırı olduğu,

– Turizm+Hizmet+Ticaret (THT) kullanımına yönelik olarak; planlama alanı içinde yaşayan nüfusun demografik ve sosyo-ekonomik durumuna ilişkin temel verilerin yetersiz olduğu, yetersiz verilere dayalı ‘sosyal köhneme’ tespiti yapıldığı, buna yönelik çözüm önerisi olarak ‘nitelikli konut’  kullanımının önerildiği, ancak bölgede yeterli analiz yapılmadığı,

‘Bölgede soylulaştırma kamu yararı ile örtüşmüyor’

– Mevcut konut kullanımını kısıtlayan ve mevcut kullanıcı gruplarını gözetmeyen bir yaklaşım sergilendiği, bu şekilde önerilen ‘nitelikli konut’ kullanımı ile köhnemeye neden olan nüfusun değişiminin öngörüldüğü, bu durumun kent yazınında ‘soylulaştırma’ olarak ifade edildiği, plan raporunda niteliğin sosyal statü ile eşleştirildiği, bunun ise sosyal dokunun korunmasına ilişkin koruma planlaması ilkeleri ve kamu yararı ile örtüşmediği,

– Katlı Otopark Alanları ile yol genişletme kararları çerçevesinde ulaşım çözümlerine ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; planlama sahası içinde öngörülen KOP ve YOP alanları ile birinci ve ikinci kademe taşıt yolları ve dolayısıyla toplu taşım eksenleri arasında ulaşım planlaması yaklaşımlarına ve şehircilik ilkelerine aykırı olarak bir bütünlük kurulamadığı,

Trafik azaltılacağına, trafik üreten-çeken bölge haline getiriliyor

– Özellikle turistik bölgelerde yapılacak yayalaştırmalar ile bölgeye özel otomobil girişinin azaltılması gerekliliği olmasına rağmen, özel alanlardaki yoğun yapılaşma ve trafik üreten-çeken bölgelerin ortaya çıkmasının özel otomobilin bölgede daha çok görünmesine neden olacağı, bunun gelecekte sorun yaratacağı, dava konusu planların ulaşım planlaması açısından çok kısıtlı öneriler geliştirdiği ve planlama alanı içinde bütüncül bir yaklaşım geliştirilmediği,

-Tescilli yapı ön cephe hizalarının korunmamasının koruma ilkeleri ve planlama tekniği ile örtüşmediği,

– Sosyal-Kültürel Tesis Alanlarına ilişkin olarak, bu ifadenin kapsamının çok geniş olduğu, kullanım biçiminin belirtilmemesi nedeniyle bu alanların mekanla ilişkilerinin kurulamadığı, bu yönüyle eksik ve yetersiz bir ifade içerdiği,

– Konut adaları ortasında kalan yeşil alanların kamulaştırma nedeniyle kamuya yaratacağı maliyet, erişilebilirlik, güvenlik problemleri ve konut mahremiyetini etkileyecek olması nedeniyle kamu yararına aykırı olduğu,

Yoğun yapılaşma yeşil alan standartlarını olumsuz etkileyecek

– Yoğun ve sık yapılaşma olan bölgede açık alan elde etmenin neredeyse imkansız olduğu, mevcut yeşil alanlar üzerinde öngörülen her türlü yapılaşmanın yeşil alan standartlarını olumsuz etkileyeceği,

– Yeşil alanın sadece yeşil bir üst doku değil, aynı zamanda toprakla doğrudan bağlantı anlamına geldiği, olası bir afet halinde toplanma alanı olarak açık alanlara ihtiyaç duyulduğu ve bu nedenlerle mevcut yeşil alanlar üzerinde öngörülen her türlü yapılaşma kararının şehircilik ilkeleri ve kamu yararı ile örtüşmediği.

Semt dernekleri: İtirazlarımızda haklı çıktık

Raporun dile getirdikleri itirazları haklı çıkardığını belirten semt dernekleri temsilcileri de şunları söyledi: “Dava konusu imar planlarının, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve koruma amacına aykırı olduğu tespit edilmiş, bu davayı açarken ileri sürdüğümüz iddiaların yerinde ve haklı endişeler olduğu kanıtlanmıştır.”