(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 31 Mayıs 2017)

Kömürün yakılmasının yol açtığı sağlık sorunları madalyonun sadece bir yüzü: Kömür madenciliği de sağlığa zararlı.

Sağlıklı bir çevrede yaşamak en temel insan haklarından biri. Bu temel hak, Anayasa tarafından da güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 56. maddesi bu açıdan son derece açıktır: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Çevre hakkı, en temel insan hakkı olan yaşam hakkının, insan olmanın bir uzantısı olarak düşünülebilir. Hatta bu niteliğiyle çevre hakkı, sağlıklı ve dengeli bir biçimde yaşama hakkını ya da insancıl yaşam koşullarını tehdit eden her türlü çevre sorunlarının yaratılmasına karşı direnme hakkını ve talep hakkını da içerir.

Bir ülkenin çevre ve enerji politikalarının da, sağlık üzerinde en az sağlık politikaları kadar belirleyici olduğunu söylemek mümkün. Ancak, enerji politikaları kapsamında alınan bazı kararların ekonomik gerekçeleri ağır bastığı için ekosistemi ve dolayısıyla sağlığı tehdit ediyor. Burada da yıllardır her platformda anlattığımız, yazdığımız çizdiğimiz üzere kömürün sağlık üzerindeki olumsuz etkileri artık tartışılmaz bir boyuta geldi dayandı.

Uluslararası versiyonu Heinrich Böll Vakfı tarafından 2015 yılında yayımlanan Türkiye versiyonu farklı makalelerle genişletilerek bu yıl baskısı yapılan Kömür Atlası 2017 raporunda fosil yakıtlar hakkında pek çok olguya ve rakamlara ulaşmak mümkün. Kömürle ilgili bilinmesi gereken her boyutu ayrı başlıklar altında inceleyen rapor, kömür konusunda kafalardaki pek çok soruya da cevap olacak nitelikte. Gerçi, Türkiye’de kömürün doğaya ve insan hayatına getirdiği kötülükleri bilmeyen pek kalmadı. Bunu bildiği halde bilmezlikten gelip kömürde ısrar edenler, ya kömür lobileri ya da enerji politikalarının karar vericileri…

Her ne kadar yenilenebilir enerjinin kullanımının giderek yaygınlaşmasından, fiyatların ucuzlamasından, kömür şirketlerinin iflaslarından ve finansal sıkıntılarından bahsediyor olsak da, istatistiklere bakıldığında kömür talebinin küresel ölçekte hala arttığı görülüyor. Rapora göre bu artış, 2019’da yıllık yüzde 2,1’e yaklaşacak. Enerji çeşitliliği bir yana kömürün özellikle Çin, Hindistan gibi ülkelerde hakimiyetinin sürdüğü söylenebilir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) hava kirliliğini sağlık sorunlarının en önemli nedenlerinden biri olarak görüyor. WHO’nun tahminlerine göre, hava kirliliği sebebiyle yılda 3.7 milyon erken ölüm gerçekleşti. Dünya çapında kömürlü termik santrallere kurban edilen insan sayısına dair tahmini olarak yapılan hesaplamalarda büyük farklılıklar var. Chicago Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü, Çin’de, yılda tahmini olarak 250 bin kişinin ölümüne kömürden çıkan dumanının sebep olduğunu açıkladı. Kömürlü termik santrallerde üretilen her 1 milyon MWh’lık enerji başına 77 kişi ölüyor. Avrupa için detaylı rakamları 65 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla oluşturulan Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL) veriyor. HEAL’in tahminlerine göre, kömürlü termik santraller Avrupa Birliği sınırları içinde yılda 18 bin 200 kişinin ölümüne neden oluyor. HEAL, ayrıca kömür santrallerinden yayılan kirleticilerle temas etmeleri sonucunda yılda 8 bin 500 kişide kronik bronşit vakasının ortaya çıktığını söylüyor. Eğer bu hesaplamalara Türkiye, Sırbistan ve Hırvatistan’daki kömür santraller de dahil edilirse, Avrupa’daki kömür santrallerin sebep olduğu bir yıllık ölüm sayısı 23 bine, sağlık harcamaları ise toplam 43 milyar euroya fırlıyor.

Solunan ince partiküller, akciğerlere ve kan dolaşımına nüfuz ediyor. Akciğerlerde kronik iltihaplanmaya ve akciğer reflekslerinde hasara yol açarak akciğer fonksiyonlarında azalmaya sebep oluyor. Bu da astım, kronik bronşit gibi hastalıklara ve uzun vadede akciğer kanserine davetiye çıkarıyor. Kömürden kaynaklanan ince partiküllerin solunmasının diğer bir olumsuz etkisi de beyne giden kan akışında azalmaya neden olması. Zira partiküllerle kirlenen kan daha çabuk pıhtılaşıp, daha az oksijen taşıyor. Bu durum yüksek tansiyon, ritm bozukluğu ve kalp kriziyle sonuçlanabilir…

Rapora göre, kömürün yakılmasının yol açtığı sağlık sorunları madalyonun sadece bir yüzü: Kömür madenciliği de sağlığa zararlı. Açık ocak kömür madenlerinin yakınlarında yaşayan insanlar, yüksek seviyede parçacıklı maddeye maruz kalıyor. Bu da solunum yolu hastalıklarına ve alerjik hastalıklara yol açıyor. Maden atıklarının içerdiği ağır metaller ve diğer toksik maddeler yeraltı sularına ve toprağa karışma riski taşıyor. Anlatmakla bitecek gibi değil… Özetle, gördüğünüz gibi kömürün tozuyla, kiriyle, külüyle yavaş yavaş zehirlenerek ölüyorsunuz…

Raporda, bir diğer önemli başlıkta da enerji ve çevre politikalarını tamamen ekonomi odaklı olduğu işleniyor ki, Türkiye’de yaşadığımız tüm çevre ve yaşam alanları mücadelesinin odağını da bu oluşturuyor. Giderek etkisizleştirilen ÇED süreçlerine dair önemli bir veri var. ÇED süreçlerinin giderek hızlandırılması ya da kapsamının değiştirilmesinin yanı sıra ÇED kararları incelendiğinde, 1993-2015 arası 4051 projeye “ÇED olumlu” kararı verilirken, yalnızca 43 projeye “ÇED olumsuz” kararı verilmiş. Benzer şekilde Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projeler kapsamında ise 51 bin 200 projeye “ÇED gerekli değildir” kararı verilirken, yalnızca 777 projeye de “ÇED gerekli” kararı verilmiş. Bu kararların yüzde 25’i enerji sektörü ile ilgili. Son beş yılda enerji sektörü için alınan “ÇED olumlu” kararları 1993’ten bu yana alınan kararların yarısından fazlasını oluşturuyor.

Bu arada, ÇED süreci kapsamında hali hazırda sağlık etki değerlendirmesi ve kümülatif etki değerlendirmesi yapılmıyor. Bu, kömürlü termik santral yapılması kararı alınan illerde toplum sağlığını tehlikeye atmak demek. Bu ÇED olumlu kararı verilen her bir santral, o bölgelerde yeni erken ölümlere, çocuk ölümlerine neden olacak demek. Enerji ve çevre politikaları halk sağlığını dikkate almıyor, alınan kararlarda ekonomik gerekçeler ağır basıyor demek. En önemlisi ve en kritik olanı ise birileri sizin geleceğiniz, sizin sağlığınız hakkında size sorma ihtiyacı bile duymadan kararlar alıyor demek…