(KOS Medya – 17 Haziran 2017)

Gülse Birsel 14 Haziran tarihli Hürriyet’te yer alan köşesinde, Boğaziçi Üniversitesi’nde geçtiğimiz kış yağan yoğun kar yüzünden köklerinden çıkıp devrilen ağaçları kurtarma çabasını yazdı. Mehmed Hoca’ya biz de buradan teşekkür ediyoruz. ilgili bölüm şöyle;

“GEÇEN yıl Gülay Barbarosoğlu Hoca, New York’taki Boğaziçi Üniversitesi balosuna davet etmişti. Zevkle katılıp eski arkadaşlarımla, hocalarımla hasret gidermiştim.

Geçen gün de Gülay Hanım’ın eski rektör yardımcısı, şimdiki Boğaziçi Üniversitesi rektörü Mehmed Özkan Hoca’yla okulda buluştum.

Bizim orta kantinin (entel kantin de denirdi eskiden) önünde, eğik iki yaşlı ağaç vardır. Geçtiğimiz kış o yoğun karda, bir gün köklerinden çıkıp devrilmişler. Uzmanlar gelip bakmış, “Tekrar dikip, destekleyip, diriltmeye çalışsanız bile yaşamaları yüzde on ihtimal” demiş. Normal şartlarda ülkede, ister üniversite ister başka yer, o ağaçların kereste yapılıp en iyi ihtimalle yerlerine yeni fidan dikilmesini bekleriz değil mi? Hatta hazır ağaçlar gitmişken oraya özel sektörün işleteceği, kâr getiren tatlişko beton bir kahve kiosku filan?!

Mehmed Hoca ise olayı kişiselleştirmiş! O ağaçların kaç yıldır orada durduğunu, artık okulun bir parçası haline geldiklerini söyleyerek, Japonya’da gördüğü, ağaç gövdesini ahşap kafes içine alarak  yaşatma tekniğinin uygulanmasını istemiş. Ancak bizim ağaçların boyutundan dolayı, onları ancak demir bir kafesin tutacağı ortaya çıkmış. Sonuç olarak şu çözüm bulunmuş: Tamamen ümit kesilen ve bebek yolundan kampusa devrilen bir ağacın parçalarından, bizim ağaçlara yer yer destekler yapılmış. Ve o bizim öğrenciliğimizde de eğik duran ağaçlar, hayata dönmüş. Üstelik gelip gidenlerden bu görüntüyü bir enstalasyon sananlar bile varmış.

Bu kadar şeyi niye anlattım.

1) Maçka’daki Teknik Üniversite’nin kafe yapılacak diye duman edilmiş bahçesine, kökleri ortaya çıkmış ve molozlar içinde bırakılmış zavallı ağaçlarına üzülen olur, belki yönetime bir fikir verir…

2) Bir de memlekette haşt huşt ağaç kesilirken,  üniversitelerin çoğu çimento dağı iken, bu konunun bu kadar ince düşünülmesini yazmak çok zevkli olduğu için.

Öte yandan Boğaziçi aynı Boğaziçi. Bir yanda iftar açanlar, diğer yanda güneşlenenler, hemen ileride yoga yapanlar… Hepsi birbirinin ahbabı, arkadaşı.

Üniversitemi severim, belki biraz taraflı bakıyorum ama…

Sanırım bu anlattığım “Boğaziçi kafası”nı tüm Türkiye’ye yaysak problemlerimizin en az yarısından kurtuluruz!”