(KOS Medya – 10 Temmuz 2017)

Kuzey Ormanları’nın dört bir yanını sarmış olan taş ocakları orman ekolojisine verdiği büyük tahribatın yanı sıra ocağın yakınında bulunan köy ve mahalle halkını da hasta ediyor. İstanbul Sultangazi Cebeci bölgesinde bulunan, altı mahalleyi toz içinde bırakan 16 taş ocağı ilçeyi nefessiz bırakmış durumda. Çocuklar ocaklara bitişik okullarda okuyor. Yaşı küçüklerin çoğu astım hastası. Dev bir şantiyeye dönen İstanbul’da zaten evde hapis hayatı yaşayan yaşlı ve engelliler toz yüzünden camı kapıyı bile açamıyorlar. Bölge halkı yaptıkları eylemlere, şikâyetlere rağmen hiçbir şeyin değişmediğini söylüyor.

Cansu Şimşek’in Hürriyet’te yer alan haberine göre, Sultangazi’nin Cebeci bölgesinde bulunan, altı mahalleyi toz içinde bırakan, bir anaokulu ve bir de ortaokulla burun buruna olan 16 taş ocağı faaliyetlerini sürdürüyor. Sultangazi halkının ‘cehennem ocakları’ diye adlandırdığı ocaklar, İstanbul’un mıcır ihtiyacının yüzde 90’ını karşılıyor. Alternatif ocaklar yok değil, fakat söylenen, Sultangazi’deki kadar kaliteli rezervi bulmanın zor olduğu. Son 20 yılda bölgedeki konut artışına bağlı olarak taş ocaklarıyla yerleşim bölgeleri ve hatta okullar komşu olmak zorunda kalmış. Aralarında sadece birkaç yüz metre var. Sonuç; astımla çok erken tanışan çocuklar, camı dahi açılamayan evler ve nefes darlığı, hatta KOAH ile mücadele eden yaşlılar…

BİR KAMYON BİR DİNAMİT
Sultangazi’ye nefes aldırmayan tozun bir kısmının sebebi de kamyonlar. Bir günde onlarca sefer yapan taş ocaklarına bağlı kamyonlar, hafriyat, toz yığınları ve taşların üstünü brandayla örtme ihtiyacı bile duymuyor. Akşam saatlerinde ise taş ocaklarındaki dinamit patlamaları başlıyor. Saat beş civarında taş ocaklarını genişletme çalışmaları sebebiyle halk, en az 3 şiddetinde deprem yaşıyor. Özellikle çocuklara taş ocakları sorulduğunda hepsinin ilk aklına gelen şey dinamit patlamaları oluyor.

ALTI AYDA 1000 ŞİKÂYET
Sultangazi halkı bu duruma ‘dur’ demek için yıllardır bir araya gelse de kalıcı sonuç alamamış. Ya madenler sadece birkaç aylığına kapalı kalmış ya da toz ölçüm araçlarıyla ‘tozun toleransı’ ölçülmüş. Fakat pes etmiş değiller. Her yıl yaz aylarına denk gelen protestolar bu yıl da kapıda. Facebook’taki 5000 kişilik ‘Sultangazi’de Taş Ocaklarına ve Çevre Katliamına Son’ grubunun çoğunu kadınlar oluşturuyor. 31 yaşındaki İbrahim Bülbül, hem sosyal medyadaki imza kampanyalarını hem de protestoları organize ediyor: “Burada büyüdüm ve kendimi bildim bileli bir mücadele içindeyiz. Eylemsiz geçen senemiz yok. Bu protestoları bırakmamız için para teklif edenler bile çıktı ama yılmadık. Tüm hayatımız burada. Protestolardaki desteğin çoğu kadınlardan çünkü çamaşırlarını balkonlarına rahatça asamayanlar da onlar, çocukları hasta olanlar da.” Sultangazi halkı, bu yılın ilk altı ayında 1000’e yakın şikâyette bulunmuş. Şikâyetlerden sonra sunulan en somut çözüm toz ölçüm araçları olmuş. Bülbül’e göre bu bir yeterli değil: “Araç geliyor, gerekli bir takım ölçümleri yapıyor ama neyi ölçüyor, ne sonuç çıkıyor, sonuçlar nereye gidiyor bilmiyoruz. Bize iyileştirme olarak yansıyan bir gelişme yok.”

DOĞAL HAYATA ‘AÇIK TEHDİT’
TÜRKİYE’de ortak eylem konularından biri taş ocakları. İnternette kısa bir ‘taş ocağı isyanı’ araması, sizi Bursa’ya, Denizli’ye, Isparta’ya, Malatya’ya, İstanbul’a, İzmir’e, Antalya’ya götürüyor. Sloganlar aynı, itirazlar aynı. Taş ocakları mevzuatta, ‘bina, yol gibi yapı işlerinde kullanılan malzemelerin çıkarıldığı açık işletmeler’ olarak tanımlanıyor. Buralarda ‘açık ocak işletmeciliği’ yapılıyor. Yani maddeler yeraltına inilmeden üzerindeki tabaka kaldırılarak çıkarılıyor. Bu işlem, denetimsiz ve önlem alınmadan yapıldığında günlük yaşama ve doğaya büyük zarar veriyor. Taş ocaklarının çevreye verdiği zarar şöyle sıralanıyor: “Patlatmalar 3.4 şiddetindeki bir depreme eşdeğer, doğal dengeyi bozuyor, su kaynaklarına zarar veriyor. Ocağa yakın yerleşim alanlarındaki yapılarda hasar oluyor. Taş ya da mermer çıkarıldıktan sonra kalan pasa bir alanda toplanıyor ve buradaki yığınlar kayarak bitkilere, ağaçlara, dere ve göl yataklarına zarar veriyor. Taş ocaklarının tarım alanlarından uzak olması gerektiği özellikle belirtiliyor. Gürültü kirliliği oluşuyor ve tozlar hava kalitesini bozuyor. İnsanlarda solunum yolu hastalıkları oluşuyor. Bitkiler fotosentez yapamıyor.”

Fotoğraflarda da taş ocakları, şehrin ortasında, nehrin kenarında, yemyeşil bir köyün hemen yanında katman katman duran dev bir canavara benziyor. Çevreciler ruhsatsız ve denetimsiz taş ocaklarının acilen kapatılmasını isterken, ocakların doğal kaynaklara uzak, yaşamı tehdit etmeyecek yerlerde olmasını, çevresinin de yasa ve yönetmeliklerde yazdığı gibi rehabilite edilmesi gerektiğini vurguluyor.

TOZDAN KAÇMA OYUNU
Sultangazi’de taş ocaklarına komşu Hacı Mehmet Cingil Ortaokulu’nda 1800 öğrenci var. 11 yaşındaki Burak Mutlu “Tozla burun burunayız. Alıştık demek istemiyorum çünkü arkadaşlarım hastalandı. Hepsi öksürüyor ve nefes alamıyor” diyor. Mahallede asılan çamaşırlar, tozdan büyük bir naylon örtüyle korunuyor. Çocukların oyun alanları toz içinde.

‘ÇOCUKLAR HASTA ANASINIFINI TOPLAYAMADIK’
SONGÜL Korkmaz, Sultangazi’de taş ocaklarıyla komşu Faize Figen Ekşioğlu Okul Öncesi Eğitim Birimi’nde görevli. Okulların durumunu şöyle anlatıyor: “30 kişilik bir anaokulumuz var ama sınıfın tümünü hiç toplayamadık çünkü her gün biri hasta. Çoğu çocuk astım hastalığını belgeledi. Okulu her gün siliyoruz, birkaç dakika sonra ise aylardır bez değmemiş gibi toz oluyor. En küçük öğrencilerimizi teneffüse çıkarmıyoruz. Sadece çocuklar değil, yaşlılar ve engelliler de kapalı camlar ve kapılar arkasına mahkûm.”

‘GÜCÜMÜZ YETSE HEMEN TERK EDECEĞİZ’
Hanife Aslan: Buraya 3 yıl önce taşındık. O kadar pişmanız ki, maddi gücümüz yetse bu toz yüzünden burayı terk edeceğiz. Toz pislikten evin içinde dahi oturamamayı geçtim, bir de torunlarım tozdan sürekli hastalanıyor.

Mümtaz Erdem: Taş ocaklarından gelen tozlara karşı 30 yıldır mücadele ediyoruz. Torunlarım dâhil mahallenin çocuklarının çoğunda astım çıktı. Belediye toza karşı yolları suluyor ama faydası olmuyor. Hele lodos zamanlarını sormayın, insan gözünü açamıyor.

Mustafa Aslan: 13 yıldır buradayım. Her sene bu sene iyileştirme olacak diyorlar. Aylardır bomboş bekleyen hem satılık hem de kiralık evler var. Bu tozu gören kimse burada yaşamak istemiyor.

‘TOZ DUVARLARI PROJESİ VAR’
SULTANGAZİ Belediye Başkanı Cahit Altunay da taş ocaklarına karşı mücadele veren isimlerden. Altunay şunları söylüyor: “Rezervlerin kıymetli taşlar olduğunu biliyoruz ama 20 yıldır yerleşim yerleriyle madenler iç içe geçti. Ocaklarla ilgili her türlü şikâyet yapıldı ancak kalıcı bir mühürleme yapılmadı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile temastayız, ocakların birleştirilip işletmelerin azaltılmasının gündemde olduğunu biliyoruz. Zaten dört ocak Kuzey Marmara otoyolunun üzerinden geçmesi sebebiyle kapanmak üzere ve tıpkı ses duvarları gibi, toz duvarları yapılması gibi projeler var. Bir an önce sonuç bekliyoruz.”

ÇOCUKLAR NEFES ALAMIYOR
HÜSNÜCAN Rufai henüz 5 yaşında, yaklaşık bir yıldır astımla mücadele ediyor. Hastanelerden her seferinde, çevresel faktörler iyileşmediği sürece nefes probleminin geçmeyeceği sonucu çıkmış. Annesi “Şimdiye kadar ailemizde böyle bir hastalık duyulmamıştı bile ama burada çocukların ortak sıkıntısı astım ve nefes darlığı” diye konuşuyor. Oturdukları sokakta Hüsnücan’la aynı hastalıktan muzdarip üç çocuk daha var.

‘BİR AĞAÇ İÇİN KAÇ YILIMIZI VERİYORUZ’
SAROS Körfezi kıyısındaki, ‘Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi ile Özel Koruma Bölgesi’ ilan edilen ormanlık alanlarda açılan kalker ve taş ocaklarını bölge halkı istemiyor. Taş ocakları Türkiye’nin en önemli dalış merkezi İbrice Limanı ve ormanlık alanları etkilerken bölge sakinleri tahribatı önlemek için eylemler yapıyor. Köylüler, “Bu doğayı yok etmeye kimin hakkı var. Bir ağaç yetiştirmek için kaç yılımızı veriyoruz. Toz soluyoruz. Kanser oluyoruz. Hiç durmuyorlar evimiz öyle bir sallanıyor ki deprem oldu sanıyoruz. Torunlarımıza bunları mı bırakacağız” diyor.

ŞELALEMİZİ YAŞATMAK İSTİYORUZ
SAKARYA’nın Geyve ilçesinde köylerinin yakınında bulunan taş ocaklarının, buradaki vadi ve şelaleye zarar verdiğini savunan ‘Akıncılar Köyü Vadilerini ve Şelalelerini Yaşatma Derneği üyeleri, bölgenin doğal güzelliğine dikkat çekmek için yürüyüşlerle seslerini duyurmaya çalıştı. 2015’te bir taş ocağındaki patlama sırasında doğada ender yaban kedisi ölmüş, çevreciler tepki göstermişti.

‘SUYUMUZU BOZACAK’
İZMİR’in Menderes ilçesine bağlı Çileme Mahallesi’nde daha önce kapatılan bir taş ocağının tekrar faaliyete başlayacağını öğrenen bölge sakinleri eylemler yapmıştı. Taş ocağının bulunduğu alana traktörlerle çıkan köylüler adına konuşan muhtar Ömer Çantalıoğlu, “Tozu bizleri kanser edecek, tarım ürünlerimizin yetişmesini engelleyecek. Dinamit kullanılması da yer altı su kaynaklarımızı bozacak” dedi.

f. Levent Kulu