(İstanbul Kent Savunması – 14 Temmuz 2017)
 
2016’nın yazında İBB’nin oldu bittisiyle Kabataş sahiline martı şeklinde transfer merkezi kondurmak istemesiyle başlayan tartışmalar, “beton martı” mimarı Hakan Kıran’ın kent savunucularına arka arkaya açtığı davalarla başka bir boyut kazanmıştı. Dün (13 Temmuz), Kıran’ın kent araştırmacısı ve aktivisti Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın e-skopta yazdığı “Kabataş Martı Projesi: İstanbul’un Dubaileştirilemsi ve Mimarın Etiği” makalesini hedef göstererek Baysal’a açtığı davanın ilk duruşması gerçekleşti.
 

İstanbul Kent Savunması’nın çağrısıyla duruşmaya katılan kent ve yaşam savunucuları da Baysal’a destek verdi. Mahkeme öncesi ise Baysal konu hakkında bir açıklama yaptı. Baysal yaptığı açıklamada, proje mimarı Kıran’ın projeyi eleştiren herkese dava açtığının altını çizerek dava açılan Profesör Zerrin Bayrakdar, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Sami Yılmaztürk, ÇED sekreteri Mücella Yapıcı, Politeknik ve Politeknik’ten Ersin Kiriş’e de aynı şekilde davalar açıldığını belirtti. Baysal ayrıca açıklamasında, dava metninde yer alan teknik bilgilerde projenin bütün izinlerinin Ekim 2016’da alındığını gördüklerini, projenin ise Temmuz sonu Ağustos başında başladığını söyleyerek, iki ay boyunca projenin hiçbir yasal gerekçeye dayanmadan ilerlediğinin de görüldüğünü belirtti.

“Bir mimar kentin kültüründen, tarihinden, bağlamından kopuk kafasına estiği gibi bir proje yapabilir mi? Hakan Kıran basın demeçlerinde “ben sahile gittim, orada martılar uçuyordu ben de martıları gördüm ve esinlendim” diyor. Bir mimarın önce arkasına, tarihe bakması lazım. Ben bu tarihi bölgeye nasıl bir proje oturtabilirim diye düşünmesi lazım.” diyen Baysal, “Dünya üzerinde bir tek Trump örneği var gökdelenleri eleştiren herkese dava açan. Sonra da kaybediyor davaları. Biz buna Türkiye’deki örneği diyoruz. Bir mimar olarak Süleymaniye’nin muhteşem silüetini yok ettiği boynuz köprüsü (Haliç köprüsü) gibi şimdi de başka bir tarihi alanı yok etmeye hakkı var mıdır? Bu İstanbullulara reva mıdır? Bunu en başta Büyükşehir’in düşünmesi gerekiyor.” diyerek sözlerini bitirdi. Açıklamanın sonunda “Kabataş bizim, İstanbul bizim” sloganları atan kent ve yaşam savunucuları daha sonra mahkeme salonuna geçti.

Davanın ilk duruşmasında Baysal’ın karşı cevap dilekçesini yanıtlamak için davacı taraf süre istedi. Dava 28 Kasım 2017 tarihine ertelendi.

Kent ve yaşam savunucuları ertelenen davadan önce, 17 Ekim’de Hakan Kıran’ın beton martı projesi hakkında verdiği demeçlerden ötürü dava açtığı bir başka isim olan Prof. Zerrin Bayrakdar’ın davasında tekrar bir araya gelecekler.

Baysal’ın duruşmadan önce yaptığı açıklamanın tamamı ise şöyle:

Davaya konu olan yazı benim Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin üç ayda bir yayınlanan bir dergisine yazdım. “Kabataş Martı Projesi: İstanbul’un Dubaileştirilmesi ve Mimarın Etiği” başlıklı yazıma istinaden bir dava açıldı. Ancak şunu da belirtmeliyim ki davayı açan ve aynı zamanda proje mimarı olan Hakan Kiran sadece şahsıma değil projeyi eleştiren herkese dava açmıştır. Prof. Zerrin Bayraktar’a, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Sami Yılmaztürk’e, ÇED Sekreteri Mücella Yapıcı’ya, Politeknik’ten Ersin Kiriş’e ve aynı zamanda Politekniğe dava açmıştır.

Biz aslında emsali olmayan bir dava ile karşı karşıyayız. Sanırım yok bunun başka bir örneği. Hakan Kiran bana suçlamasında 50 ile 60 sayfalık teknik raporlarını sunmuştur. Oysa davaya konu olan yazıda teknik ayrıntılara girilmemişti. Ben kent üzerine çalıştığım için kendi alanımda İstanbul’un küresel gidişattan literatüre yeni giren “Dubaileştirme” terimi üzerinden yani kentlerin giderek birbirine benzemesi, Dubai’ye öykünmesi, kuş formunda veya ada formunda gibi projeler gerçekleştirilmesi sürecini anlattım. Buradan da Martı Projesi’ne geldim. Yani teknik açıdan bir şey eleştirmedim. Ancak dava metninde yer alan teknik bilgilerde bütün izinlerin Ekim 2016’da alındığını görüyoruz. Proje ise Temmuz sonu Ağustos başı başlamıştır. Dolayısıyla biz iki ay boyunca projenin hiçbir yasal gerekçeye dayanmadan ilerlediğini görmüş olduk.

Benim yazıda atıf yaptığım bir Aşkabat Havalimanı var. Kuş formunda, çakma kuş projesi demişim. Aşkabat daha sonra yapıldı diyor Kiran oysa Dubaileştirme’de bu kronolojik bir “çakma” değildir. Birbirinden esinlenmedir. JFK Havalimanı’nda bir kuş formunu görüyoruz, Dünya Ticaret Merkezi’nde kuş formunda transfer merkezi görüyoruz, Aşkabat’ta görüyoruz, kendisinin işbirliği yaptığı Hollandalı Royal Haskoning firması daha sonra ödül alan bir yer altı projesinde aynı o martının kıvrımlarını kullanmıştır. Dolayısıyla kentlerin birbirine benzeşmesinden ve bunun İstanbul’a reva görülmemesi gerektiğinden söz ediyoruz. Üstelik bu ultra modern bir martı. Martı ve iki yumurtası çok özel iki camiinin arasında yer almaktadır. Bir tanesi Sinan’ın yüzüktaşı gibi oturttuğu Molla Çelebi Camii öbür yanında da Balyan’ın Valide Sultan Camii. Eleştirinin merkezi de budur. Yani bir mimar kentin kültüründen, tarihinden, bağlamından kopuk kafasına estiği gibi bir proje yapabilir mi? Hakan Kiran basın demeçlerinde “ben sahile gittim, orada martılar uçuyordu ben de martıları gördüm ve esinlendim” diyor. Bir mimarın önce arkasına, tarihe bakması lazım. Ben bu tarihi bölgeye nasıl bir proje oturtabilirim diye düşünmesi lazım.

Dünya üzerinde bir tek Trump örneği var gökdelenleri eleştiren herkese dava açan. Sonra da kaybediyor davaları. Biz buna Türkiye’deki örneği diyoruz. Bir mimar olarak Süleymaniye’nin muhteşem silüetini yok etti boynuz köprüsü (Haliç köprüsü) ile, şimdi de başka bir tarihi alanı yok etmeye hakkı var mıdır? Bu İstanbullulara reva mıdır? Bunu en başta Büyükşehir’in düşünmesi gerekiyor.”