(Aylin Yalıncaklı & Tilbe Yapıcı / ABC Gazetesi – 13 Temmuz 2017)

(Ana foto: Kabataş – Ali Aksoyer  / DHA)

İstanbul’un Dubaileştirildiğini söylediği ‘Kabataş Martı Projesi’ makalesinden dolayı yargılanan Kent Savunmacısı Cihan Uzunçarşılı Baysal, ABC’ye konuştu.

 


Kabataş’tan başlanan, kanatları açık bir martı şeklinde tasarlandığı için kamuoyunda ‘Martı Projesi’ olarak da bilinen ‘Kabataş Transfer Merkezi Projesi’nde denize doğru uzanan inşaatın yankıları sürüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2016 Ağustos’unda yapıma başlanan ve 2018’in sonunda bitirilmesi hedeflenen çalışmada, günlük ihtiyaçların karşılanabileceği lostra, eczane, kuru temizleme, simitçi, çaycı ve pasaj gibi bölümlerin olması planlanıyor.

Kabataş projesinin mimarı Hakan Kıran, ekoloji aktivisti Cihan Uzunçarşılı Baysal’a TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinin dergisinde yer alan ‘Kabataş Martı Projesi: İstanbul’un Dubaileştirilmesi ve Mimarın Etiği’ başlıklı makalesinden dolayı dava açtı. Hakan Kıran, Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın yanı sıra Martı Projesini eleştiren Prof. Dr. Zerrin Bayraktar’a, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sami Yılmaztürk’e, ÇED sekreteri Mücella Yapıcı’ya, Politeknik’ten Ersin Kiriş’e ve Politeknik’e de dava açtı.

İstanbul Kent Savunmaları, Kuzey Ormanları Savunması, Sarıyer Kent Dayanışması üyeleri Baysal’ı destek amacıyla Çağlayan Adliyesinde yalnız bırakmadı.

Hakan Kıran’ın Cihan Uzunçarşılı Baysal’a Kabataş ‘Martı Projesi’yle ilgili makalesinden dolayı açtığı davada bugün Çağlayan Adliyesi 14. Asliye Hukuk Mahkemesinde ilk duruşma görüldü.

Bugün ilk duruşması yapılan davaya katılmayan Hakan Kıran’ın yerine vekili Avukat Aslı Nihal Öztüren katıldı. Duruşma 28 Kasım 2017 günü saat 10.30’da bırakılmasına karar verildi.

Cihan Uzunçarşılı Baysal’a kentin yağmaya açılmasıyla ilgili sorularımızı sorduk. Yanıtları ABC Gazetesi okurlarıyla paylaşıyoruz…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Martı Projesiyle İstanbul’un marka değerinin artacağına ve uluslararası tanınırlığına katkıda bulunacağını iddia ediyor. Bu projenin arkasında ne gizleniyor?
Planın arkasında gizlenen, marka değerini arttıracağız dedikleri zaman zaten amaçlarını söylüyorlar. Ulaşım projesi ulaşım için, bir kamu yararı için, hizmet için yapılır, marka değerini arttırmak için bir ulaşım projesine kalkışılmışsa başka bir amaç yapılıyor demektir. Nitekim davaya konu olan yazımda da bundan bahsettim. Burası bir transfer merkezi, transfer merkezinde olmaması gereken fonksiyonlar var. Mesela bin araçlık otopark projesi var müthiş bir para kazanılacak. Ne gerek var. Transfer merkezinde insanlar neden araba park etsin eğer bu transfer merkezi şehir dışındaysa olabilir. Ama değil. Hakan Kıran’ın kendi basına verdiği mülakatta şunu anlıyoruz. Burada sergi salonları, insanların kahvaltı edeceği yerler, hediyelik eşya dükkânları olacak. Proje gereksiz yere büyütülüp, denize dolgu yapılıyor. Boğazın yapısı, çevre bozuluyor. Proje, iki caminin arasındaki İstanbul siluetini yok edeceği için markalaştırmaya karşıyım. Markalaştırma yanlısı dahi olsam o marka değerini arttırmıyor, ucubeleştiriyor.

Martı projesiyle birlikte bölge için ne gibi kayıplar olur?
Transfer merkezinde arabalar için battı çıktılar koyuyor. Battı çıktılar, sahille yayaların ulaşımını engelleyecek ve bir martının yanında iki tane devasa yumurtası var komikte bir proje. Şimdi siz düşünebiliyor musunuz? Binlerce yıllık geçmişi olan çok özel bir tarihi kentin, bir hafızası olan bölgeye tamamen çizik atarak ultra model bir martı ve iki yumurta konduruyorsunuz. Nereye konduruyorsunuz? Bir tarafta muhteşem Molla Çelebi Camii öbür tarafta da Valide Sultan Camii ve birçok anıtsal eser var. Ultra model projeyi sanki İstanbul, Dubai gibi yoktan var edebilen bir kent değil ki marka değerini arttıralım. Sadece görselliği için, oluşturulan projeler tarihe, bağlama, kültüre hukuka ve geçmişe çizik atmak demektir. Bir yapı oluştururken mimar olarak düşünmesi lazım. Hakan Kıran, deniz kenarına indiğimde Kabataş’ta martıları görüp etkilendiğini projeyi bu şekilde oluşturduğunu söylüyor. Böyle saçma bir şey olabilir mi?

‘8 BİN YILLIK TARİHİ KENTE HERKES TÜY DİKSİN O ZAMAN’

8 bin yıllık tarihi olan bu kentte, o zaman her mimar çıksın ben karga, böcek gördüm dediği yere bir tüy diksin. Ayrıca Üsküdar’da Şemsi Paşa Camii’nde olduğu üzere bu kazık çakma işlemi sırasında da Molla Çelebi Camii çatlamış. Bunun ile ilgili vakıfların yazıları var. Bu dava sürecinde bununda ortaya çıkmasını sağlayacağımızı düşünüyorum. Üsküdar çok göz önündeydi. Halkın gözünden kaçmadı, çatlaklar basına yansıdı. Kamuoyunun bilgisine sunularak, kazıklar durduruldu. Burası paravanlarla kapatıldığı için gözden kaçırıldı. Koruma kurulunun yazısıyla, iki gün durdurun uyarısı verdi. Ama sonra nasıl olduysa, proje şimdi takır takır devam ediyor.

Proje de kamu yararından söz edilebilir mi?
Hayır. Biz bu projede kamu yararı görmüyoruz. Birincil ağız, kamu yararı demiyor. Marka için yapacaklarını kendileri zaten söylüyor.

Peki size açılan davanın tam olarak gerekçesi nedir?
Davaya konu olan yazı, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesinin üç ayda bir yayınlanan dergisinde Sonbahar 2016 sayısında yer alan ‘İstanbul’un Dubaileştirilmesi ve Mimarın Etiği Kabataş Martı projesi’ başlıklı yazıya istinaden açılmıştır. Kentlerde birbirine benzer yapılar görüyoruz ve bunlar görselliği ağır olan projeler cazibe çeksin, turizm çeksin diye yapılıyor. İstanbul, Dubai değil ve ben buna karşı çıktım. Diğer kentlere benzetilemez İstanbul, zaten başlı başına bir dünya incisi. Dubaileştirmeden kastım mimarın etiğini sorgulamak. Bir mimar, kentin tarihinden, kültüründen, bağlamından, hafızasından kopup bu projeyi buraya yapabilir mi? Benim sorguladığım budur. Bu projenin sosyal mağduriyeti olacaktır, göreceğiz. Ekonomik maliyeti, ekolojik maliyeti, çevre maliyeti çok büyük. Ben yazımda bunu sorguladığım için Hakan Kıran dava açtı. Halkı kin ve nefrete sevk ettiğim iddiası ile bana yönelttiği suçlama devam edecek, göreceğiz.

BU İSTANBUL’A REVA GÖRÜLEMEZ

Davada alınan karar hakkında ne düşünüyorsunuz? 
Normal bir süreç. Burada ilk baştaki iddia şuydu: Teknik bilgileri, gerçekleri çarpıttığım aslında bana yolladıkları 50 sayfalık teknik raporda kendi sirkatini söylüyor. Burada teknik raporlara girmesinin anlamı yoktu. Teknik açıdan hiçbir şeyi eleştirmedim. Ama yolladığı teknik raporlar sirkatin söylemidir. Çünkü incelediğiniz zaman orda tüm izinlerin koruma kurulu izninin, ÇED izinlerinin, Oşinografi Dairesi’nden alınan izinlerin, depremle ilgili olan izinlerin yani tüm teknik izinlerin Ekim 2016’da alındığını görüyoruz. Bu konu zaman aşımına uğramamışsa bunu sonuna kadar kullanacağım. Suç duyurusunda da bulunacağım. Ayrıca ben onun projesi için çakma Aşkabat projesi demişim. Aşkabat daha sonra yapılmıştır diyor. Oysa Dubaileştirmede bu kronolojik bir çakma değil de birbirinden esinlenmedir. JFK havalimanında bir kuş formunu görüyoruz. Dünya ticaret merkezinde de kuş formunda bir yapı görüyoruz. Kendisinin iş birliği yaptığı Hollandalı Royal Haskoning firması daha sonra ödül alan yer altı otopark projesinde aynı o martının kıvrımlarını kullanmıştır. Dolayısıyla demek istediğimiz budur. Yani kentlerin birbirine çok benzeştiği ve bunun İstanbul’a reva görülmemesi gerektiğidir.

‘BÖYLE BİR VİCDANSIZLIK OLAMAZ’ DEDİĞİM İÇİN…

Tek düze bir şeyi İstanbul’un tarihi bölgesine koymak kadar vicdansızlık olamaz dedim. Hakan Kıran’ın avukatı bütün yazdıklarımı okumamış yani eline geçmemiştir belki bilmiyorum. Okuyup cevap verecekler biz de tanıklarımızı dinleteceğiz. Dava devam edecek. Bu vesileyle benim hakkımda Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu öğrendim. Ancak içeriğini bilmiyorum onu da öğreneceğim. Makaleyi tekrar tekrar okudukça hırslandığını düşünüyorum. Bakalım göreceğiz artık.