Okuma süresi: 3 dakika

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 23 Temmuz 2017)

2016’da çoğu Latin Amerika’da olmak üzere 24 ülkede 200 aktivist yaşam alanlarını yok eden maden, baraj ve yasadışı ağaçsızlaştırma projelere karşı seslerini yükselttikleri için katledildi

Dünyada sadece halkların değil, bizim dışımızdaki canlıların ve doğanın haklarını savunmak için mücadele eden, onları korumaya çalışan pek çok insan bugün dava, şiddet, ölüm tehditleri altında yaşamak zorunda bırakılıyor, hatta kimileri ölümle karşı karşıya kalıyor. Geçtiğimiz günlerde İngiltere merkezli izleme örgütü Global Witness tarafından açıklanan rapora göre, 2016 yılı dünyada en fazla çevre aktivistinin öldürüldüğü yıl oldu.

Ağırlığı Latin Amerika ülkelerinde olmak üzere 24 ülkede 200 aktivist yaşam alanlarını yok eden maden, baraj, yasadışı ağaçsızlaştırma ve endüstriyel tarım projelerine karşı seslerini yükselttikleri için katledildi. 2015 yılında öldürülen çevrecilerin sayısı 185 olarak kaydedilmişti. 2015 yılında toplam 16 ülkede çevrecilere yönelik cinayetler yaşanmıştı. Guardian’da konuyla ilgili yer alan bir makalede, 2017’nin 2016’yı da geçebileceği, sadece ilk beş ayda 98 kişinin katledildiği belirtiliyor.

Günümüzde gerek kentlerde gerek kırsal alanlarda sürdürülen mücadelede hem cinayet yaşanan ülkelerin hem de öldürülenlerin artışı dikkat çekici. Latin Amerika, çevreciler için geçen yıl en tehlikeli bölge oldu, ölümlerin yüzde 60’ı Latin Amerika’da gerçekleşti.

Brezilya, Amazon ormanları ve Cerrado gibi bölgeleri korumaya çalışan 49 çevreci cinayetiyle ilk sırada yer aldı. Brezilya başta olmak üzere özellikle Latin Amerika ülkelerinde muazzam büyüklüklerde toprak ve su gaspı söz konusu.

Bu gezegen, 6,5 milyar insanın ortak evi. Doğayı katleden ve toplumları yerinden yurdundan eden, geleceklerini ellerinden alan projelere karşı gerçekleştirilen bu hak mücadelesini yürütenlere yönelik meydana gelen cinayetler, dolayısıyla hepimizin meselesi. Ekolojik olarak sürdürülebilir, sosyal adalete, eşit haklara sahip, sağlıklı bir dünyada yaşama hakkı, herkes için talep edilen haklar…

Artıştaki en önemli etken ise suçluların ceza almaması. Dolayısıyla sermayenin yanında saf tutan devletlerin hiçbir sorumluluğa sahip olmaması…

Birleşmiş Milletler Özel Raportörü John Knox, konuyla ilgili açıklamasında, “Cezasızlık kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte insan hakları kenara atılıyor. Ekonomik nedenlerden ötürü çevreyi mahvetmek için büyük bir teşvik var. En çok risk altındaki insanlar, marjinalize edilmiş, siyaseten ve hukuken hakları görmezden gelinmiş kişiler. Ülkeler hukukun üstünlüğüne saygı göstermiyor. Dünyanın her yerinde, çevre savunucuları tehdit altında. Cezasızlık kültürü sebebiyle, herkesin çevre mücadelesi verenleri öldürebileceği, yolunda duran herkesi ortadan kaldırabileceği yönünde bir mantık var” diyor.

Türkiye’de de durum benzer değil mi? Antalya’da taş ocaklarına karşı mücadele verirken katledilen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin katilleri hala bulunamadı. Cezasızlık böyle böyle yerleşiyor ve normalleştirilmeye çalışılıyor. Şimdi OHAL bahanesine sığınılarak çevre ve yaşam alanları mücadelesi sürdürenlerin Çanakkale’de, Bartın’da, Cerattepe’de, Hasankeyf’te, Akkuyu’da, Trakya’da ve Türkiye’nin pek çok yerinde eylem, yürüyüş, protesto, bilgilendirilme hakları ellerinden alınıyor. Bu insanlar itibarsızlaştırılmaya, marjinalize edilmeye çalışılıyor, kimi zaman terörist damgası vuruluyor.

Çevre aktivizmine yönelik düşmanca tavır aslında dünyanın neresine giderseniz gidin benzer. Öldürülenlerin pek çoğu uluslararası yatırımcıların mali desteği olmadan gerçekleşemeyecek mega projelere karşı mücadele veriyorlardı. Cinayetler en fazla madencilik, endüstriyel tarım, ormansızlaştırma ve baraj projelerine karşı mücadele yürütenlere karşı işleniyor. Afrika’da bunlara doğal parklarda kaçak avcılık yapanlara karşı duranlar ekleniyor.

Araştırmacılara göre, dünyanın dört bir yanında çevreyle ilgili çatışmaların sayısı ve yoğunluğu giderek artıyor. AB tarafından finanse edilen ve 23 üniversiteden akademisyenlerin ortaya koyduğu bir atlasa göre, dünyada su, toprak, kirlilik, yerinden edilme ve madencilik alanlarında 2000’den fazla çatışmalı alan tespit edilmiş. Tabi bunlar sadece rapor edilenler, sayının bunun üç katından fazla olabileceği belirtiliyor.

Aslında işin bir diğer boyutu da medya bağlantılı. Cezasızlığın yanı sıra politikacılar genel olarak sermayenin yanında saf tutup mücadeleyi görmezden gelirken, ana akım medyanın da pek farklı bir tavır takındığı söylenemez. Çevre konularında önemli bir uzman gazeteciliğine sahip Guardian şimdi konuyla ilgili aktivistlerin öldürülmelerine sessiz kalınmaması için “Defenders” adıyla bir farkındalık yaratma çalışması başlattı.

Evet maalesef keder verici bir proje ama bu sorumluluğu birilerinin alması gerekiyor. Çalışma, Global Witness’ın daha güncel verilere sahip olabilmesi ve çevre aktivistlerine yönelik şiddetin daha fazla görünür olması için dünyanın her yerinden desteğe açıldı. Bu insanları kimler, neden, nerede öldürüyor? Bundan sonra düzenli bilgi akışı sağlanacak.

Doğanın üzerindeki baskılar büyüdükçe, doğayı korumaya çalışan çevre yaşam savunucuları da hem devletlerin hem de sermayenin saldırılarına çok daha fazla açık hale geliyor. Unutmamamız gereken en önemli nokta şu ki, bu insanlar sadece kendi bölgeleri için değil, hepimizin geleceği için de mücadele ediyor…