(Meltem Yılmaz / Birgün – 5 Ağustos 2017)

İstanbul’daki parkları gezerek, yurttaşlara neden parkta zaman geçirmeyi tercih ettiklerini sorduk. Kimi kafe yerine parka gidiyor kimi stres atıyor. Avrupalı turist ise ‘Türkiye’de parklar az’ diyor

Dünyanın gelişmiş kentlerinin ayırt edici özelliklerinden biri, şehirlerin içine kurulmuş olan parklar ve yeşil alanlardır. Örneğin New York’ta 1857 yılında açılan ve 840 dönümlük bir arazinin üzerine kurulu olan Central Park’ı her yıl yaklaşık 37,5 milyon kişi ziyarete gidiyor. Londra’da 1637 yılında kurulan Hyde Park, 1851 yılında halkın toplanma yeri olarak belirlendiği için, o dönemden itibaren de toplu gösterilerin merkezi haline gelmiş durumda. Tokyo’da 1873 yılında açılan Ueno Park 133 dönümlük bir arazi üzerine kurulu iken, Moskova’nın en büyük doğal parklarından biri olan Bitsevsky Park da, 500’den fazla bitki türüne ev sahipliği yapıyor.

Betonlaşma parkları yok ediyor
İnsanların fiziksel ve mental sağlığı için olduğu kadar, sosyal ilişkilerin sağlamlaşması, turizmin gelişmesi, biyolojik çeşitliliğin artırılması, hava kirliliğinin azaltılması gibi sayısız alanda hayati önem taşıyan parklar, Türkiye’de ise betonlaşma ile birlikte yok edilen kamusal alanların başında geliyor.

BirGün olarak İstanbul’daki parkları gezerek, yurttaşlara neden parkta zaman geçirmeyi tercih ettiklerini sorduk. Kimisi kafeye gitmek yerine parkı tercih ettiğini belirtirken, kimisi de parka stres atmak ve rahatlamak gittiğini aktarıyor. Kadınlar, Türkiye’deki parkların kendileri için konforlu bir alan sunmadığını belirtirken, Avrupa’dan gelen turistler de Türkiye’deki parkların sayıca az, alan olarak da hayli yetersiz olduğuna dikkat çekiyor.Sinan Çetinkaya (38): Evliyim ve bir çocuğum var. Bir süre önce dükkânımı kapatmak zorunda kaldım, şu an işsizim. Gün boyu yapacak bir işim yok, kafelerde harcayacak param da yok, o nedenle parkta oturmayı seçtim. Evim Bahçelievler’de ama orada bir tane park var ve tıkış tıkış. Öyle ki, nefes almaya gittiğim yerde nefessiz kalıyorum. Dinleneceğime daha çok yoruluyorum. Bu nedenle artık sabahları bir saatten fazla yol yapıp Taksim’e, Gezi Parkı’na geliyorum. Burası en azından büyük bir park. Benim için bir bakıma hayata tutunmak için sebep oluyor çünkü işsizlik kolay bir psikoloji değil. Bizim durumumuzdaki insanları düşünmeleri lazım. Cebinde yeterli parası olmayan insanların da yaşam alanlarına ihtiyaçları var. İnsanların alışveriş merkezlerine değil parklara ihtiyaçları var. Bir sürü arazi var, doğru düzgün park yok.

‘Parka giderek stres atıyorum’
Kubilay Özcan (21): Bülent Ecevit Üniversitesi’nde İktisat Bölümünde okuyorum. Parkların günümüzde zaman geçirmek için son derece gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlar, hele ki benim yaş grubumdaki gençler, boş zamanlarında cep telefonlarına yoğunlaşıyorlar ki bu eylem bir süre sonra zihinleri aptallaştırıyor. Oysa parka gittiğinizde kitap okuyabilir, yürüyüş yapabilir, stres atabilir, sağlıklı kararlar alabilirsiniz. Ailem Beylikdüzü’nde oturuyor, orada sayıca daha fazla park var gibi görünse de metrekare açısından çok yetersiz. Şehir merkezindekiler ise ne yazık ki tehlikeli hale getiriliyor. Örneğin ben kız arkadaşımı alıp her parka gelemem, tedirgin olurum çünkü bazı parklarda çok fazla uyuşturucu bağımlısı var. Ama bu sefer de parklar tehlikeli deyip kapatmasınlar, çözüm kapatmakta değil insanları bilinçlendirmekte.

‘Beton değil, yeşil artmalı’
Nazmiye Yılmaz (37): Bir şehirde parkların sayısı, her şeyden önce oksijen alabilmemiz için fazla olmalıdır. Bunun yanında yalnızca biz yetişkinler için değil, çocuklarımızın sosyalleşmesi için de parklar son derece gerekli. Ben Tarsus’ta yaşıyorum, hafta sonu olduğunda çocuklarımızı alıp parka götürürüz. Başka nereye götürebiliriz zaten? Bütün çocukların kreşe gitme şansı yok ne yazık ki. Örneğin büyük çocuğumuz 10 yaşında Ankara’yı ziyaret ettik, “Burayı çok sevdim” dedi, “Neden” diye sorduk, “Ağaçlar büyük ve yeşil” cevabını verdi.

Bana kalırsa parklar tamamen ağaçlandırılmalı, öyle ki 5 metreye bir ağaç konulup koru tarzında olmalı. İnsanlar ağaçların altına oturup dinlenmeli. Aksi takdirde, halihazırdaki gibi betonlaştırma ile park oluşturmanın bir faydası yok. Şu an İstanbul’da yapılan da, Anadolu’da yapılan da beton parklar. Birtakım taşlarla parklara renk katmaya çalışıyorlar ama bunu doğru bulmuyorum.

Turistler: Çok az parkınız var
İspanyol turist Louis (29): İstanbul’a tatil için geldim, 10 gün daha kalmayı planlıyorum. Bu şehri çok seviyorum, bu nedenle ikinci. Birtakım terör saldırıları olduğunu bilmeme rağmen korkmadım açıkçası. Ancak ne yazık ki yaşadığım kent olan Madrid’deki parklarla İstanbul’daki parkları kıyaslamama imkân yok. Madrid’de çok büyük parklar vardır ve insanların konforu için tasarlanmıştır. Madrid’de insanlar parklara ailece gider. Kimi insan dinlenir, kimisi kaykay kayar, kimisi dans eder, kimisi bisiklet sürer. İstanbul’daki parklar ise çok küçük olmakla birlikte burada kişiler çoğunlukla yalnız. Bugüne kadar İstanbul’da parklara ailece gelmiş kimseyi görebilmiş değilim.

***

İBB’den ağaç kesimine cevap yok

Öte yandan yurttaşlar, İstanbul’a dolu yağışının gerçekleştiği tarih olan 27 Temmuz Perşembe günü İBB ekiplerinin Gezi Parkı’na girerek, 25 kadar yaş ağacı kestiğini anlattı. Gezi Parkı’nın hemen yanında işyeri sahibi olan ve yıllardır Gezi Parkı’nda oturduğunu söyleyen bir yurttaş şunları anlattı: “İstanbul’a dolu yağdığı akşam, İBB ekipleri Gezi Parkı’na gelerek herkesin can güvenliği için parkı terk etmesi anonsunu yaptı. Ben de hemen yakındaki işyerime dönüp izledim, ellerinde makinelerle parka dalıp ağaçları kesmeye başladılar. Ben 10 yıldır her gün buraya geldiğim için hangi ağacın nerde olduğunu adım gibi bilirim. Bu nedenle kestikleri ağaçların yaş ağaçlar olduğundan da yüzde yüz eminim. Kuruları bırakmışlar, onlar nasıl olsa çantada keklik diye. Kestikten sonra da dalları etrafa yerleştirdiler görüntüyü kurtarmak için. Çok üzülüyorum, bu ağaçlar benim çocuğum gibiydi.” Bunun üzerine sorularımızı yöneltmek için ulaştığımız İBB Park ve Bahçeler Müdürlüğü yetkilileri ise sorularımızı yanıtsız bıraktı.

Cesus (31): İstanbul çok kaotik, bu kadar fazla araba ve alışveriş merkezi varken şehrin merkezi Taksim’in ortasındaki bir parkın bu kadar küçük olması ben şaşırttı açıkçası. Bir de parklar insanları mutlu etmek içindir ama burada gördüğüm kadarıyla insanların yüzünde mutsuz bir ifade var, sanki başlarına kötü bir şey gelmiş gibi.

‘Bu ülkede kadın olmak parkta bile zor’
Parkta oturup öğle yemeğini yiyen bir grup genç kadın da, Türkiye’de kadın olmanın zorluklarını parkta dahi yaşadıklarını anlattı: “Bizim ülkemizde üniversite okumayan nerdeyse kalmadı, birçok insan iki üniversite bitiriyor ama eğitim ve bilinç seviyemiz yerlerde. Bir parkın ne anlama geldiğini, ne işe yaradığını bile anlayacak seviyede değiliz. Ülkemizde şehir merkezlerindeki parklarda her yer çöp kaynıyor, kötü kokudan geçilmiyor. Bu demek oluyor ki, park kültürünü kaldıracak seviyede değil ne yazık ki. Öte yandan eğer kadınsanız parkta oturmak katbekat daha zor. Zira bir kadın parka girdiğinde bakışlar hemen değişiyor, bu nedenle biz kadınlar olarak parkta otururken sürekli üstümüzü başımızı düzeltmek zorunda kalıyoruz. Oysa bakın Avrupa’ya, oralardaki parklarda kadınlar rahat rahat güneşleniyor, uyuyor, kitap okuyor, müzik dinliyor; kısacası gerçek anlamda rehabilite oluyorlar. Türkiye’de kadın olmak parkta bile sorun.”