KOS Çeviri

Published on Eylül 10th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

‘UNESCO-kırım’: Dünya mirası statüsü şehirlere yarardan çok zarar mı getiriyor?

(Çeviri: Serap Güneş* / KOS Medya – 8 Eylül 2017 – Orj: Laigne Barron / The Guardian)

Foto: Klan iskeleleri UNESCO Dünya Miras Statüsü aldıktan sonra turistlerle dolup taşıyor gracethang / Getty Images

Malezya’nın George Town şehrindeki Chew Jetty, tekneler dolusu turisti kendine çekiyor. Tarihi evler şimdi neon ışıklı tabelalarla dolu dükkanlara dönüşmüş; tişörtler, mıknatıslar ve kartpostallar satılıyor. Tur otobüsleri ziyaretçileri sabah erkenden bırakıp günbatımından epey sonra alıyor.

Bu günlük geliş gidişlerin elbette bir bedeli oluyor: pencereler kapatılmış, her yerde “fotoğraf çekmek yasak” işaretleri var ve yerel sakinler yabancı bir yüz görünce kafalarını çeviriyorlar.

“İnsanlara maymun olmadığımızı, bir hayvanat bahçesine gelmediklerini hatırlatmak isterim,” diyor Lee Kah Lei. Chew Jetty’deki evinin dışında bir hediyelik eşya dükkânı var.

Kah Lei, “buraya ne kadar çok insan gelirse dükkan sahipleri o kadar çok satış yapıyor” diyor. Ellerinde kameralarla dolaşan turistlerin onun özeline saygı göstermesini, özellikle de evine davetsiz şekilde girmemesini diliyor.

Penang adasındaki George Town’ın kenar mahallerinde yer alan “klan iskeleler,” bir zamanlar denize nazır canlı bir merkezmiş. Bir dizi ahşap direk üzerinde uzanan, her biri kendi Çinli klanının adını taşıyan bu eski barakalar koleksiyonu, Malezya’nın en eski ve el değmemiş Çin yerleşimlerinden birini oluşturuyor.

Kalan yedi iskele iki dünya savaşını ve Japon işgalini atlattı ama on yıllar geçtikçe bu yapıların üzerinde yükseldiği direkler zayıfladı ve inşaat firmalarının gözlerini bölgeye dikmesi üzerine iskelelerin sahipleri koruma kararı çıkarması için yüzlerini UNESCO’ya döndüler.

Çabalar başarıya ulaştı. 2008’de klan iskeleleri UNESCO dünya mirası statüsü kazandı ancak iki klan bölgesi konut inşaatı için yerle bir edilmişti ne yazık ki.

Ama yerel sakinler şimdi de bu zaferin umdukları gibi çıkmadığını söylüyorlar. Bir zamanlar burada balıkçılar, istiridye satıcıları ve falcılar iş yaparken şimdi hediyelik eşya dükkanları ve atıştırmalık yiyecek satanlar ortalığı sarmış. Direkler üzerine kurulu köylerine gelen turist akını karşısında hazırlıksız yakalandıklarını söylüyorlar. Bu yaz, Barselona ve Venedik gibi turizmin olumlu etkileri ile kaçınılmaz olumsuzluklarını dengelemeye çalışan Avrupa’nın çeşitli şehirlerinin gündeme getirdiği sorunla aynı şeyden şikâyet ediyorlar.

Malezya’nın Penang Adası’ndaki geriye kalan yedi klan iskelesinden biri olan Lim Jetty Foto: Laignee Barron

Chew Jetty sakinlerinden Chew Siew Pheng, UNESCO listesinde olmasalardı bugün yerleşimlerini çoktan kaybetmiş olacaklarını kabul ediyor. Çocukluğu sırasında, onarılmayan iskeleler artık oturulamaz hale geldiğinde yaşanan evden çıkarmaları hatırlıyor.

UNESCO son yedi iskeleyi yıkımdan kurtarmış olabilir ama Siew Pheng bunun özellerini ortadan kaldırdığını söylüyor: “İskelelerimiz ticarileşti. İnsanlar artık taşınıyor. Çin Yeni Yılı ve Malay Raya’sı gibi Aralık tatillerinde burada durulamıyor bile.”

Dünya üzerinde Birleşmiş Milletler dünya mirası statüsü almış 1052 destinasyondan birçoğu ziyaretçi çekmenin ekonomik yararları ile bu statüyü sağlayan kültürü korumak arasında bir denge kurma mücadelesi veriyor.

Miras statüsü, 1972’de “olağanüstü evrensel değere” sahip yerleri belirlemek ve korumak için başlatıldı. Ancak bir yerin uluslararası profilini yükseltmek ziyaretçi akınına da sebep oluyor ve yerin otantikliğini azaltan ticarileşmeye kapı aralıyor.

Malezya’nın eski Çin yerleşimlerinde bozulmamış klan iskelelerinden biri Foto: Jordan Lye/Getty Images

“Kaçınılmaz bir kader bu: bir yapının/yerin dünya mirası listesine alınmasının sebepleri, milyonlarca turistin oraya akmasının sebepleri ile aynı,” diyor UNESCO’da eski dünya mirası direktörü Francesco Bandarin.

New Left Review’deki bir yazısında UNESCO’nun binaları koruduğunu ama toplulukları mahvettiğini öne süren İtalyan yazar Marco d’Eramo bu fenomene bir isim bile vermiş: “UNESCO-kırım.”

Laos’un Luang Prabang’ı örneğin, 50 binin üzerinde insanın yaşadığı bir dünya mirası şehri ve 2018 itibariyle 700 binden fazla turist çekmesi bekleniyor. Araştırmacı Chloe Maurel statünün Panama City’deki tarihi Casco Viejo mahallesi üzerindeki olumsuz etkilerini yazmış. Dünya mirası statüsü ile birlikte şehir merkezi turistlerle dolup taşarken şehrin en yoksulları iyice kenar mahallelere itelenmişler.

National Geographic dergisi de yeni müzenin yanlış yer seçimi nedeniyle hassas tarihi alana zarar verdiği, ünlü terakota savaşçılarının bulunduğu Çin’deki Xian gibi örnekleri ele almış. Lauri Hafvenstein ve Brian Handwerk gibi yazarlar da Belize’nin Set Resifi yakınlarındaki zararlı faaliyetlere işaret ediyorlar. Burada inşaat şirketleri dünya mirası statüsünü istismar etmek amacıyla bölgeye giderek yaklaşıyorlar.

George Town ve klan iskeleleri için UNESCO statüsü ilk başta adeta yeniden doğuma neden olmuş. 1786’da İngiliz Doğu Hindistan Şirketi için bir geçiş/konaklama yeri olarak kurulan bu merkez, zanaatkarları, denizcileri ve tüccarları 19. ve 20. yüzyıl boyunca bölgeye çekmiş. Balıkçılar ve hamallar, Çin’in güneyindeki Fujian eyaletinden gelip deniz kıyısındaki bu bölgeye hâkim olmuşlar. Her büyük sülalenin – veya klanın – kendi iskelesi var ve göç arttıkça kondu tarzı yerleşimler çoğalmış.

Chew Jetty sakini, tarihi evinin önünde turistlere atıştırmalık satıyor Foto: Laignee Barron

George Town 1969’da serbest liman statüsünü kaybettiğinde neredeyse 30 yıl süren bir işsizliğin pençesine düşmüş. BM statüsü geldikten sonra ise bir turist cenneti olarak tekrar hayata dönmüş: Her yıl şehrin otellerinde altı ile yedi milyon insan kalıyor. Uzun zamandır bir kumar merkezi, bir gecekondu çöküntü alanı olarak göz ardı edilen bölge şimdi cazibe merkezi.

Melbourne Üniversitesi’nden Doçent Jo Caust, dünya mirası statüsünün iki ucu keskin kılıç olabileceğini söylüyor. Geçen yıl Kültürel Miras Dergisi’ndeki yazısında, bu statünün mimari tarihten para basmaya hevesli hükümetler tarafından sihirli bir değnek gibi görüldüğünü yazmış. Turizme yönelim yerel toplulukları canlandırabilse de yetersiz planlamanın bu ziyaretlerin bir bölgeyi nihayetinde tahrip etmesine neden olabileceğini söylüyor.

“Avrupa’da turizmden olumsuz etkilenen topluluklar şimdi kontrolsüz turizme karşı mücadele ediyorlar. Bunun bir üçüncü dünya ülkesindeki etkileri çok daha aşırı olabilir,” diyor Caust. “Koruma statüsü ile yatırımlar arasındaki bağ ne? Para basmak mı, kültürel mirası korumak mı?”

Penang Kültürel Miras Vakfının üyesi Clement Liang, George Town’daki klan iskeleleri dünya kültür mirasına dahil edilmesine yardımcı olmuş biri ama şimdi ticari çıkarların ön planda olduğunu kabul ediyor: “Ticari çıkarlar miras bölgesini koruma idealinin önüne geçti.”

Klan iskeleleri 2008’de UNESCO Dünya Mirası statüsü verildi. Photograph: Alamy

UNESCO, “sürdürülebilir turizm” fikrini desteklemeye başladı ve 2017 Uluslararası Kalkınma için Sürdürülebilir Turizm Yılı ilan edildi. Ama miras uzmanları hedefin hala pratik olmaktan çok farazi olduğunu söylüyorlar.

“Şu anda UNESCO’nun dünya miras bölgelerinin ticarileşmesini kontrol etmeye yönelik net ilkeleri veya etkili metotları yok ve sürdürülebilirlik üzerine edilen laflar uygulamaya dönük olmaktan uzak,” diyor Liang.

Penang Miras Vakfı, iskelelerin geleceğinin klan liderlerinin elinde olduğunu söylüyor.

Öte yandan yerel sakinler, bölgenin geleceği konusunda aynı görüşte değiller: Bazıları Chew Jetty’nin ticari dönüşümünü kıskançlıkla, diğerleri ise dehşetle izlediler. Kesin olan şu ki kanalizasyon gibi en temel modern hizmetlerin bile bulunmadığı eski evlere tüm sakinler, özellikle de genç kuşak nostaljiyle bakmıyor.

Lim İskelesi sakini ve bir tur rehberi olan Ang Huah, çözümün insanları klanın sessiz ve sakin iç kısımlarına sokmamak ve ziyaretçileri daha merkezi yerlere yönlendirmek olduğunu söylüyor: “Pek gezilip görülecek bir yer değil. İnsanlar da burada hiçbir şey satın almıyor zaten.”

Evini kiralayan Siew Pheng ise klanların turizm patlamasını nasıl kontrol edecekleri konusunda karar verememeleri halinde mekânın kimliğinin ve tarihinin yok olacağından endişeleniyor.

Önerilerinden biri ziyaretçi sayısını sınırlandırmayı sağlayacak bir giriş ücreti koyulması ve iskelelerin bakımı ve yenilenmesi için bir fon oluşturulması. Böylelikle kalmaya daha müsait hale gelecekler. Klanının iskelesinin ticarileşmenin geri dönüşsüz olduğunu söylüyor ve yerel sakinlerin iskeleleri turistler için değil kendileri için bakılıp geliştirmesi gerektiğini söylüyor.

“Burayı ancak biz koruyabiliriz. Nasıl yöneteceğimize kendimiz karar vermeliyiz,” diyor.

* Çeviri için Serap Şen’e teşekkür ederiz

Tags: ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑