(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 24 Eylül 2017)

Alınganlıkları, kırgınlıkları varsa Topbaş, o günlerde bırakıp gitmeliydi, siyaset sahnesinde artık kendine yeni bir rol verilmeyeceğini fark ettiğinde değil…

Kentsel tarihi binlerce yıl önceye dayanan İstanbul, Roma İmparatorluğu’ndan Bizans’a, Bizans’tan Osmanlı’ya ve Osmanlı’dan sonra da günümüze kadar büyüdü, genişledi, nüfusu arttı, dev bir metropol oldu. Aynı zamanda bizlere birbirinden zengin, çeşitli, eşi benzeri olmayan farklılıklar içeren kültürel, kutsal, tarihsel ve doğal miraslar bıraktı.

Kentlere göçle birlikte başlayan çarpık kentleşmenin ardından İstanbul, en büyük yapılaşma hamlesini, en yoğun talanı ve tahribatı son 15 yılda yaşadı. İçinden yüzyıllarca zenginlikler, ihtişamlar geçen bir kent, imar planlarında yapılan usulsüzlüklerle, kentsel dönüşüm adı altında dikilen rant kuleleriyle, yandaşlara parsel parsel pazarlanan, yolsuzluk skandallarının merkezi haline gelen bir kent oldu.

Roma’nın tarihi uzantısı olan İstanbul, bugün Paris, Londra, Barcelona, Viyana gibi kentlerle aynı ligde yer alabilecekken, tarihe, kültürel mirasa, doğal değerlere saygısızlık, yönetimsel bilinçsizlik, cahillik, şeffaflıktan uzak denetimsizlik sebebiyle bir beton çölüne dönüştü. Turizm değeri giderek zayıfladı, vazgeçilmez bir kültür, sanat, kongre, fuar merkezi olacakken kimsenin merak etmediği bir kent haline geldi.

İstanbul’daki bu çöküşün en önemli aktörlerinden biri şüphesiz Kadir Topbaş…

Son günlerin en ilgi çekici siyasi gelişmesi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın istifası oldu. İstifayı CHP’nin muhalefetine rağmen AKP Grubu’nun oylarıyla kabul edilmesine karşın “Eksikler, hatalar var. Tekrar görüşülsün” diye “veto” ettiği beş imar dosyasının noktasına virgülüne dokunmadan AKP’li üyelerin oylarıyla önce İmar Komisyonu’ndan sonra da Belediye Meclisi’nden geçirilmesi tetikledi.

1999 yılında Beyoğlu Belediye Başkanlığı’na seçilen Topbaş, 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlerde AKP’den aday olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na geldi. Üç dönemdir yürüttüğü, 13 yıldır oturduğu başkanlık koltuğunu geçen cuma günü bıraktı. Aslında Topbaş, görevini bırakma sebebini tam olarak söylemedi. Ama istifasıyla ilgili yaptığı açıklamada,”gideceği adres belli” birkaç cümle özellikle dikkat çekti:

“Hata ile ihanetin birbirine karıştırılmaması gerekir.”

“Bugünkü Türkiye’nin gördüğümüz şekliyle siyaseti, geleceğini karartır.”

“İnsan herşeyi affeder ama adam yerine konmamayı affetmez.”

Muhtemelen, ilk cümle damadının cemaat ilişkisi sebebiyle tutuklanması, tahliye edilmesi ve tekrar tutuklanmasıyla ilgili. Ömer Faruk Kavurmacı’nın tam bir yıl önce “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklanması, elbette Topbaş tarafından yürütülmesi zor bir süreçti.

Belli ki kırgınlıkları ve kızgınlıkları var, bu istifa belli ki bir sebep değil, aslında bir sonuç. Yoksa, beş imar dosyası İstanbul’un üzerinde yıllardır oynanan oyunların yanında nedir ki?

Herkes Topbaş’ın çatışmacı olmayan, kavga etmeyen, uyumlu mizacından bahsediyor. Ancak ne var ki, İstanbul kentinin kendisini özlemeyeceği gerçeği gün gibi ortada. Dünyanın en önemli metropollerinden birini yönetirken, estetik çıtasını İstiklal Caddesi’ne döşediği taşla övünerek ortaya koyan bir yöneticiydi, çok da abartmayalım… Göreve geldiği ilk günkü Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, Beyoğlu gibi kentin kalbini oluşturan yerlerin fotoğraflarıyla, kendi bıraktığı beton çölü halini kıyaslıyor mu acaba?

İstifanın ardından mizah sitesi Zaytung, son dakika diye duyurduğu anonsta, “Kadir Topbaş: Enkaz devrettik” esprisi yapmış. Yaşananlar o kadar absürd ki, bazen hangisi gerçek hangisi mizah karışıyor.

Elbette, İstanbul içinde, İstanbullulara ve İstanbul’u yöneten yerel yöneticilere bırakılamayacak kadar büyük bir rant barındırıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin paydaşı olduğu 68 şirket, 43 proje ve 15 kamu kurumu var. İstanbul yağmaya, talana yetmiyor, bir türlü paylaşamıyorlar.

İstanbul ile alınan pek çok kararın, kentin kaderini ve çehresini değiştiren uygulamaların, hafıza mekanları ile kültür ve sanat merkezlerinin yok edilmesinin, estetikten uzak, lümpen bir zevksizliğin esiri olmasının, kuzey ormanlarını söken mega projelerin tepeden inmeci şekilde merkezi hükümet tarafından hayata geçirildiğini biliyoruz.

Topbaş, giderken arkasında pek çok skandal da bıraktı. Sağanak yağışlarda hayatı durma noktasına getiren şehrin her tarafının dökülüyor olması, İSPARK’ta gerçekleşen yolsuzluklar, damadının sahibi olduğu Bakırköy’deki konut projesi Koru Florya’dan ailece daireler satın almaları, Avcılar’da 2700 metrekarelik ve Büyük Çekmece’de 500 metrekarelik iki binayı Ensar Vakfı’na yurt olarak kullanılması üzere bedelsiz vermesi bunlardan sadece birkaçı.

Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası’nın yapılacağının gündeme geldiği zamanlarda Topbaş, “Halka sorulmadan Gezi Parkı’nda hiçbir girişimde bulunulmayacağını” açıklamış, hatta “mahkeme olur kararı verse de halk oylaması yapılacak” demişti.

O açıklamaların üzerinden de çok sular aktı tabi. Daha sonra hiçbir açıklaması bu kadar cesur, bu kadar kendi kararıyla olmadı. İstanbul ile ilgili tek karar vericinin kendisi olmadığı gibi…

Erdoğan, “İsteseler de istemeseler de Topçu Kışlası’nı yapacağız” açıklamasını yaptıktan sonra Topbaş, hazırola geçip, “Taksim Topçu Kışlası’nı yapacağız. Cumhurbaşkanımız zaten net söylüyor. Fonksiyon olarak sanat galerisi düşünüyoruz. Onun için çok fazla ağaç kaldırılmıyor” demişti.

Alınganlıkları, kırgınlıkları varsa Topbaş, o günlerde bırakıp gitmeliydi, siyaset sahnesinde artık kendine yeni bir rol verilmeyeceğini fark ettiğinde değil…