KOS - Medya

Published on Eylül 29th, 2017 | by Kuzey Ormanları Savunması

“İki Deniz Arası” rotasında bir yürüyüş: Ya Kanal ya İstanbul

(KOS Medya / İzlenim: Suzan Postalcı, Fotoğraflar: Suzan Postalcı, Ercüment Gürçay – 29 Eylül 2017)

Kuzey Ormanları Savunması 23 Eylül, cumartesi İki Deniz Arası’nı yürümeye davet etti. “İki Deniz Arası” İstanbul’un yakın batısında, Karadeniz ile Marmara denizleri arasında dört günlük bir yürüyüş rotası. Bu rotayı haritalandıran ve kenti yürümeye davet eden Serkan Taycan, “iki deniz arası”ndan ilham alarak Gezi sonrası kurulan, İstanbul’un yakın çevresinde günlük yürüyüşler düzenlemeye başlayan “Hiking İstanbul” ve KOS aktivistleri; İki Deniz Arası’nın 4 günlük rotasının Sazlıbosna, Şamlar, Yarımburgaz, Altınşehir güzergahını yürüdü.

Yapılmak istenen Kanal İstanbul Projesi’nin olası güzergahının bir bölümünü yürümeye gelenlerin ortak amacı; öncelikle görmek, belgelemek, kentin topografyasını değiştirmeye aday çılgınlıkta projeye kamuoyunun dikkatini çekmekti. Geri dönülmez doğa tahribatlarına yol açacak bu projenin derhal durdurulması çağrısının yenilenmesi amaçlanıyordu. Bilindiği gibi bu proje 2011 yılında Çılgın Proje olarak ilan edildi ve İstanbul’un diğer mega projeleri ile – 3. Köprü, 3. Havalimanı, KMO – anılıyor.  42 km uzunluğunda, 200 metre genişliğinde ve 25 metre derinliğinde olması öngörülen proje, bir devasa kanal ile Yeniköy tarafında Karadenizi, Florya tarafında Marmara Denizi ile birleştirmeyi planlanıyor. Son dönemde Bakanlık tarafından artık 2018 senesinde fiilen inşaata başlanacağının açıklanması ve etüd çalışmalarının ihale ile bir firmaya verilmesi üzerine tekrar gündeme oturdu.

Kuzey Ormanları Savunması, projenin ortaya çıkması ile bu projenin İstanbul kuzeyinin yapılaşmaya açılmasını hedefleyen bir projeden başka bir amacı olmadığını savundu. Kuzey İstanbul’un doğal yapısı ve ekosistemi ile muhakkak korunulması ve hiç bir yapılaşmaya izin verilmemesi konusunun hep altı çizildi. İki çok farklı yapısı olan denizlerin birleştirilmesi sonucunda Marmara Denizinin  ölüme sürükleneceğinin ve Marmara bölgesinin yaşanmaz hale geleceğinin uzmanlar tarafından söylendiğini bir kez daha hatırlatalım ve yürüyüşümüzden gözlemlerimizi aktaralım…

Sabah saatlerinde Sazlıbosna meydanında yürüyüş için toplandık, kısa bir tanışma ve rota hakkında kısa bir bilgilendirme sohbetinden sonra yola çıktık.

Sazlıbosna’nın sokaklarında direklerin üzerindeki leylek yuvaları göze çarpıyordu. Çok sayıda gördüğümüz yuvalar Sazlıbosna’nın kuşların göç yolu üzerindeki uğrak bir durak olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı.

Köyden çıkarken, tam kendimizi doğa yürüyüşümüze bırakacakken,  bu yürüyüşümüzü polis eşliğinde yaptığımız fark ettik. 2-3 polis aracı, bizi, yürüyüşümüzün Şamlar’a kadar olan kısmı boyunca takip etti.

 

Sazlıdere baraj kenarında yürüyüşümüze devam ederken karşımıza tarihi kalıntıların bulunduğu yerleri andıran bir taş ocağı çıktı. Bir yandan sütün şeklinde büyük taşlar insanı büyülüyordu, öteki yandan da doğadaki tahribat üzüyordu.

Yolumuz hala baraj kenarından devam ediyordu, sağ tarafta tarlalar ve tek tük çiftlik evleri görünüyordu. Hafif bir yokuştan sonra ağaçlar arasında ilk molamızı verdik.

Buradan aşağıya inerken şehrin ilk siluetleri ufukta ortaya çıkmaya başladı, tabiiki ufukta görünenler gökdelenlerdi.

Vadiye indikten sonra Şamlar Köyüne gelmeden, Osmanlı zamanından kalma bir bent vardı. Rahatlıkla bent üzerinde yürünebiliyor: Muhteşem bir göl manzarası bir tarafta, diğer tarafta ise yukarıya çıkan bir orman alanı (fakat ormanın tepesin arkasında Kayaşehir Toki Konutları bulunduğu bilgisi paylaşıldı)… Şehrin dış çeperlerini yürürken karşılaştığımız manzara insana doğanın ruhunu hissettiriyor ve az da olsa büyük şehrin karmaşından uzaklaştırıyor.

Fotoğraf çektikten sonra barajın kenarında patika bir yol üzerinden, eski Şamlar Köyüne doğru yolumuza devam ettik. Eski Şamlar Köyü bir kaç ev, köy kahvesi ve cami ile kendi haline bırakılmış sakin bir yer. Bu resmi ancak balık tutmak için gelenler bozuyordu. Dolayısıyla bizimki gibi renkli bir yürüyüş grubu geldiğinde hemen köylülerin dikkati çekti. Bir an için olsun köyün içi renklenmişti.

Eski Şamlar Köyünü geride bıraktık ve rotamızı Yeni Baraja doğru çevirdik. İSKİ alanından geçip barajın öbür tarafında Sazlıdere kanalının sağ yanından devam ettik. Artık şehrin silueti kendini iyice belli etmeye başlamıştı. Sağ tarafta Kürt nüfusun yoğun olduğu gecekondu mahallesi ve yeni kale karakol inşaatı görünüyordu, bunun yanındaysa büyük inşaat alanları görülüyor ve inşaat makinaların sesleri duyuluyordu.


Sol tarafta TOKİ inşaatları göze çarpıyordu, onun önünde bulunan beton santrali inşaatların devamının habercisiydi!

Sazlıdere kanalının kendisi bir habitat; sazlar, kurbağalar ve diğer böcekler, fauna ile birlikte pitoresk bir görüntü oluşturuyor. Ancak buraya büyük baraj yapıldıktan sonra kanalın içindeki su zamanla durgunlaşmış ve yeşilimsi bir renk almış; bu maalesef oradaki hayat için ölüm habercisi.

Sazlıdere Kanalının bir tarafındaki sondaj çalışmaları ilgimizi çekti; sorduk. Sondaj çalışmaları 2 senedir yapılıyormuş. Görevlilerin dediğine göre “sona gelinmiş”. Şehrin sonunun hazırlıkları…

Kanalda ineklerin geçebilmesi için derme-çatma bir köprü mevcut. Biz de dikkatle geçtik. Biraz ileride, Altınşehir’in girişine doğru kayalar  ve sağında solunda mağaralar gördük. Sol taraftaki Yarımburgaz mağarasına yöneldik. Mağaraya ulaşabilmek için önünde bulunan karayolunu aşmak gerekiyor, fakat trafik hızlı ve yoğun.

Yarımburgaz mağarası tarihte, dünyanın en eski yerleşim alanlarından birisi olarak geçiyor, fakat sit alan statüsüne sahip olmasına rağmen kendi kaderine terk edilmiş bir durumda. Çöplük alanını andıran bu tarihi miras, şu anda bir demir kapı ile kapatılmış olarak duruyor.


Eğer 200 metre genişliğinde planlandığı söylenen Kanal Projesi gerçekleşirse Yarımburgaz mağarası ile beraber birçok tarihsel yapı ve yerleşim yeri sular altında kalacak.


Ufukta Altınşehir’e ve kenarında bulunan Küçükçekmece gölüne göz atarak bölgeden ayrıldık. Buranın çıkışında hemen yoğun trafiğe yakalandık ve bu bölgede şimdiden gerçekleşmiş olan yoğun yapılaşma dikkatimizi çekti. Devasa İstanbul Kanal Projesi ile planlanan yeni şehrin bölgede yoğunlaşmayı nasıl daha da artıracağını gözümüzün önüne getirdik.

Kanal İstanbul projesi güzergahının sadece bir kısmını yürümemize rağmen, bu deneyim bize gösterdi ki, bu proje öncelikle yaşam için, İstanbul için hayata geçmemek zorunda. Kuzey Ormanları’nın ve doğanın korunması için yapılaşmanın acilen durdurulması lazım. Nefes alabilmek için ve değer verdiklerimizi gelecek kuşaklara miras bırakabilmek için bu önlemleri almak zorundayız.

Bu yürüyüşü bize kolaylaştıran Serkan Taycan, İstanbul’u yürüyen Hiking İstanbul ve KOS aktivisti dostlarla başka rotaları da yürümeye niyet ettik, yürümeye davet ediyoruz. Görüşmek üzere.

 

 

Tags: , , , , , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑