(Tansu Pişkin / BİA Haber Merkezi – 28 Kasım 2017)

“Orada havalimanına ihtiyaç yok. İhtiyaç duydukları şey bir şehir. 2011’de yaptıkları plan buydu ve şu an onu uyguluyorlar. Köprü, kanal, havalimanı derken yavaş yavaş tamamlanıyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011’de açıkladığı “Yeni İstanbul” hayalinin ardından 2009’daki “İstanbul Çevre Düzeni Planı”na göre Silivri’de yapılması planlanan havalimanının yeri değiştirilip İstanbul’un akciğerleri olarak bilinen Kuzey Ormanları bölgesine alındı.

İşletilen süreç hep aynıydı. Planlamalar kamu yararını hedeflese de proje çizilmeden ihalesi yapıldığı için satılan bölgeye ne yapılacağını kimse bilmiyor, bilse de karışamıyordu.

Yeni bir şehir için bölgede projeler adım adım uygulandı; 3. Köprü bitti, 3. Havalimanının bitmek üzere olduğu söyleniyor, Kanal İstanbul yolda, arazilerin fiyatları ise şimdiden yükselmeye başladı.

GALERİ – 3. Havalimanının Yarattığı Tahribat

3. Havalimanı inşaatına başlanılan günden bugüne, kente, kentin canlılarına ve insanlara verdiği zararlarla tartışıldı. Bu projenin İstanbul’da nelere mal olduğunu Kuzey Ormanları Savunması’ndan Balaban Cerit anlattı.

“O bölgede insanın bile sağ kalma şansı yok”

3. Havalimanı hakkında yürütülen yargı sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sınırsız bir özgürlük dertleri var, hukukla da fazla bir ilgileri yok.

Havalimanı endemik bir bölge üzerine kuruluyor? Özelde bölgeye genelde İstanbula geri dönülmez zararları nasıl olacaktır?

Şişli’den büyük bir alana artık kuş konmayacak. Yaşayan insanların kültürü orada olmayacak. Orada yok olan canlı türlerinin bir daha örneği olmayacak.

Çizdikleri projede ağaç olmadığı için orada kaplumbağa bile kalamaz. O yüzden sürekli kaplumbağaları taşıdık diye reklam yapıyorlar. Ayrıca o yollardan günde 10 bin kamyon geçiyor. Orada insanın bile sağ kalma şansı yok.

İstanbul’da iklim değişiminin daha çok başındayız ve toplamda esas geri dönüşü olmayan zararlar buraya veriliyor. İGA (İstanbul Grand Airport) Havalimanı A.Ş. yaptığı reklam çalışmalarında onları taşımaktan söz ediyordu. Taşıyacakları bitkilerle sağlıklı bir genetik havuz oluşturmaları mümkün değil. Süs niyetine birkaç bitkiyi korumuş olacaklar ve ‘biz bölgedeki endemik türleri koruduk’ diye reklam yapacaklar. Ama bunları geçmek lazım; bölgenin florası, faunası, canlı türleri ortadan kalkıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi su sıkıntısını Karadeniz’e kurmaya planladığı tuzlu su arıtma istasyonlarıyla çözmeyi planlıyor. Deniz ekosistemini mahvederek tuzlu su arıtma sistemlerini kurduklarını ve sorunu çözdüklerini farz edersek oraya harcanan enerjinin masrafını da yine biz ödeyeceğiz. Ama hava pompalama teknolojisi henüz yeryüzünde yok.

Mecidiyeköy’de şu an hava yok. İki senedir bazı semtlerde hava ölçümü verileri açıklanmıyor. Hava ölçümü verilerini gizlemeye kadar düşmüş bir belediye ve iktidardan söz ediyoruz. İstanbul’un nüfusunu sözüm ona havalimanı çevresine kuracakları ve aşağı doğru indirecekleri şehirle arttırdıkları zaman ne olacak İstanbul’un havası?

Dünyada hava kirliliğine karşı nasıönlemler alınıyor?

Çin artık hava kirliliği ölümcül boyutlarda olduğu için bir sürü bölgede kömür santrallerini kapatıyor. Tabi orada yenilenebilir enerji de destekleniyor. Türkiye’de ise kömüre yapılan yatırımlar sürekli arttırılıyor. 13 bölgede yeni kömürlü termik santraller açılması öngörülüyor.

20. yüzyılda büyükşehirlerin ölmesi kavramı var. Brezilya bir iki senedir artan Sao Paulo kriziyle çok iyi bir örnek. Bölgede yıllardır kuraklık var, insanlar yıkanamıyor, evlerini temizleyemiyorlar.

Oysa Brezilya su kaynaklarıyla dolu. Hatta o kadar övünüyorlar ki su kaynaklarıyla müzelerde nehirlerden alınan sular cam fanuslarda sergileniyor. Böyle bir ülkenin büyük kentlerinden birinde su krizi yaşanmasının en büyük nedeni bayağı uzakta kalan Amazon Yağmur Ormanları’nın habire kesilmesi…

Artık Sao Paulo’ya yağmur yağmıyor çünkü iklimle oynadılar. İklim, su ve hava hepsi bir bütün. Büyük kentler imtihandan geçiyor ve hepsi sağ kalmayacak. Şu anki iktidar da sanki bir yarış varmış gibi İstanbul’un sağ kalmaması için çalışıyor.

“Orada ihtiyaç duydukları bir şehir”

İstanbulun çoğalan nüfusuyla ve konumu itibariyle bu havalimanına ihtiyaç duyduğunu söylüyorlar. İstanbulun havalimanına ihtiyacı var mıydı?

Orada havalimanına ihtiyaç yok. İhtiyaç duydukları şey bir şehir. 2011’de yaptıkları plan buydu ve şu an onu uyguluyorlar. Köprü, kanal, havalimanı derken yavaş yavaş tamamlanıyor.

Olaya Avrupa-Ortadoğu- Afrika-Asya arasındaki uygun konumu kullanarak daha çok uçağın İstanbul’da aktarma yapmasını sağlamak açısından bakıyorlar.

Onların bu kısıtlı bakışının karşısında kalan herkes de ‘Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının düşmanı’ ve hatta bu temelde ‘Avrupa lobilerinden destek alan hainlere’ indirgenmiş oluyor.

Havalimanı ihtiyaç dahilinde değerlendirilseydi ne önerebilirdiniz?

Mevzu ekosistemin ortadan kalkmaması. Avrupa’da bazı bölgelerdeki çeşitliliği aşan zenginlikte ve giderse bir daha dönmeyecek bir ekosistemden söz ediyoruz. Dünya mirası olduğu için zaten en başta yöneticilerin tasarrufuna kalmış bir konu değil.

Dert havalimanıysa gidip Sabiha Gökçen’i büyütebilirler veya çorak bir yere kurabilirler. ‘İstanbul’a havalimanı yapılıyor çünkü rakamlar bunlar’ diye çalışmaları hiçbir zaman olmadı. Üçüncü köprünün iki ucundan uzanan Kuzey Marmara Otoyolu’nun trafik etüdünü yapmamışlar mesela. Böyle düşünceler pek olmuyor.

7 bin 650 metrekarelik kamulaştırma alanının 3 bin 500 hektarıhavalimanı için, 1100 hektarı ise farklı projeler için kullanılıyor. Havalimanı mı ticari alan mı?

Havalimanı bahaneli ticari alan. 2011’den 2017’de geçen süreçte kendi dediklerinden şaşmadan, farklı projelerle o şehri adım adım kurduklarını haberlere bakarak bile rahatça söyleyebiliriz.

Ama İstanbul şu anki nüfusunu kaldıramıyor. Ekosistemin kendi içinde yok edilmesinin katliam olduğu gerçeği bir yana sadece insan merkezli bir açıdan bakıldığında bile İstanbul’un o yöne doğru büyümemesi gerekiyor. Aksi İstanbul için geri dönülmez bir sonun başlangıcı olur.

“Mühendis gibi bakıldığına bile orada havalimanı yapılamaz”

Köyleri kapsayan geniş bir alanda acele kamulaştırma kararları var. Tarım ve hayvancılıkla geçinen köy nüfusu ne yapacak ne yapıyor?

Bazıları kamulaştırma kararlarından sonra dava açtılar. O davalardan bir kısmı kaybedildi, bir kısmı devam ediyor. Başka köylerde o kağıtlar bile gitmediği oldu. İnsanların önce banka hesaplarına para geldi. O paradan bilmeden harcadıkları zaman da kamulaştırmayı kabul etmiş oldular.

Fakat orada havalimanı kurulduğunda tarım, mandacılık yapamayacaklar.

Malzeme üretimi için yapılan taş ocaklarının sayısı Bakanlığın izniyle dörde çıkarıldı. Nasıl bir malzeme üretiminden söz ediliyor?

Havalimanının yapıldığı yer dolgu zemin. Tamamen mühendislerin dar teknik açısından bakıldığında bile orada havalimanı yapılmaması için bir sürü sebep var. Bir tanesi, kuşlara ‘hava uçuş riski’ olarak bakıyorlar, fakat uçuş güvenliğini tehlikeye attığı söylenen göçmen kuşlar bölgede çok fazla.

Ayrıca hava koşulları uygun değil; çok fazla rüzgar var. Her şeyi durdursalar onu nasıl durduracaklar?

O bölgede çok ciddi çamurluk ve bataklık zemini var. Jeoloji Mühendisleri bölgeyle ilgili raporunda havalimanı yapılamayacağını, dolgu yapılsa bile zamanla kayacağını söylüyor. Bahsedilen çamurlu zemini doldurmak için her yeri kazıyorlar.

İstanbul artık hafriyat şehri oldu ama zemini doldurmak için o kadar malzemeye ihtiyaçları var ki İstanbul’un hafriyatları bile yetmiyor onlara. Dolgunun tutup tutmayacağını da bilmiyoruz. Göl ve göletleri de doldurdular. Kaya lazım onlara ve bunun için de her tarafta taş ocağı yapıyorlar. Tekirdağ Safaalanı’na kadar taştılar.

Ne kadar süresi kalmıştıİstanbul’un?

İstanbul’un sağ kalıp kalmayacağı ne zaman belli olur sorusunun cevabı yok. Bir yerde bu işi durdurup zarardan dönmeleri lazım. Tuhaf insanlar; bir yandan toplantılarda ‘ihanet ettik’ diyorlar, bir yandan da devam ediyorlar.