(Çiğdem Toker / Cumhuriyet – 26 Aralık 2017)

Herhangi bir konuda demokratik protesto hakkınızı kullanmak istediğiniz gün, evden sevdiklerinizle vedalaşarak çıkın. O gün, ömrünüzün son günü olabilir. Zira pazar gününden beri sokakta AKP’ye gönül vermiş bir “sivil”e, “Darbe bastırıyorum ben” diyerek üzerinize uçmasının yolu verildi.
Tekme tokat, yumruk satır; artık Allah ne verdiyse. Karşılaştığınız şiddetin darbe bastırmakla ilgisini, buna kimin karar vereceğini, “bastırma hareketi”nin ne anlama geldiğini düşünmeyin.
Şanslıysanız bir-iki satır darbesiyle, çok çok vücudunuzda birkaç kırıkla kurtulabilirsiniz. Yok eğer o gün talih sizden yana değilse, diyelim ki eğitimde çocukların tarikat yurtlarında cinsel istismara uğramasına karşı demokratik protestonuzu, 15 Temmuz darbesinin devamı niteliğinde olarak “değerlendiren” AKP’li milis, sizi oracıkta öldürebilir. Suç duyurusunda bulunup şikâyetçi olmaksa, ekstradan enerji kaybı. AKP’li milis “sivil”in, gözaltına alınmak şöyle dursun sırtı sıvazlanarak serbest kalacağı kesin gibidir.
Ne ironi, ne alegori.
Pazar sabahı ülkenin başından aşağıya boca edilen 696 sayılı OHAL KHK’sinin, hukuk diye bildiğiniz ne varsa hepsini çöpe atıp imha eden 121. maddesi, buraya kadar anlattıklarımın ta kendisidir.

TBMM’ye ihtiyaç biter bitmez
Evet AKP, “sivil” adını verdiği/vereceği milislerine, suç işleme özgürlüğü tanımak amacıyla OHAL KHK’sine resmen madde koydu. Üstelik bunu, bütçe görüşmeleri için ihtiyaç duyduğu TBMM, bu ihtiyacı görür görmez, yani haftalar süren müzakereler bitip tasarı kabul edildiği an yaptı. Pardon, hemen o an değil. Bütçe kabul edildikten hemen sonra TBMM’yi metazori tatile sokmalarının ertesinde.
CHP ne hikmetse adil ve kurallı yapılacağı varsayılan 2019 seçimlerine hazırlanadursun, pazar sabahı yayımlanan 696 sayılı bu OHAL KHK’si, 56 kanunu değiştirdi. Demokratik protesto hakkını kullanan herkesin, suç aleti taşıyan milislerce öldürülmesinin yolunu açan, sivil adını taktıkları AKP’li milisleri cezai, hukuki, mali, idari sorumluluktan kurtararak onlara apaçık suç işleme özgürlüğü veren bu madde en vahşisi olduğu için öncelik aldı.

Varlık Fonu diye bir hezimet
Yoksa 696 sayılı KHK’de kamu borçlanmasına darbe indiren maddeler de bol. Büyük iddialarla kurulan Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) Türkiye’ye kaynak getirmek şöyle dursun, borçların artmasına kaynaklık oluşturacağını görüyoruz bu KHK’yle. TVF’ye Hazine adına dış borçlanma yetkisi tanınıyor. Fakat bu yetki TVF’ye direkt değil, -yine OHAL KHK’leriyle devredilmiş- kamu şirketleri üzerinden verilmiş. Mesela BOTAŞ ya da Halkbank Hazine’nin verdiği garantiyle borçlanabilecek. Bu borcu da TVF’ye devredebilecek.
Bu düzenleme TVF’nin kurulurken iri iri laflarla söylenen düşük maliyetli fonlama yapmakta başarılı olamadığının tescilidir. İş, sadece TVF’nin hezimetiyle kalsa yine iyi. Bütün tozlar tıpkı 90’larda olduğu gibi tekrar halının altına süpürülmeye başlandı. Ne yazık ki biz bu filmin sonunu biliyoruz.
Bu arada, üyeleri, 696 sayılı OHAL KHK’sini Resmi Gazete’de bizlerle birlikte okuyan TBMM’nin 2018 bütçesini de şuraya not düşelim: 1 milyar 255 milyon TL.