(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 28 Ocak 2018)

Alpu linyit sahası, termik santralin işletmeye geçmesi halinde yılda 2 milyon ton atık oluşturacak. Toprağın verimine, tarıma, hayvancılığa ve insan sağlığına büyük ölçüde zarar verecek.

Günümüzde tarım arazilerinin korunması başta gıda güvenliği olmak üzere, toprağın bozulmaması, yok olmaması ve tahrip edilmemesi kritik önemde. Tükettiğimiz gıdaların büyük bir bölümünü topraktan elde ediyoruz.

Verimli tarım arazilerini tarım dışı amaçlarla kullanılması sebebiyle geri dönüşü olmayacak şekilde kaybediyoruz. Türkiye’de her yıl 50 bin ile 100 bin hektar arasında toprağı yok ediyoruz. 24 milyon hektarlık tarıma elverişli arazinin 19 milyonunu kullanabiliyoruz.

2005 yılında 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile tarım arazilerinin farklı amaçlarla kullanımına sınırlama getirildi.

Akabinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 28 Haziran 2016’da bir çalışma başlattı. 6,5 milyon hektar büyüklüğe sahip 184 adet büyük ova, SİT alanı olarak ilan edildi. 5403 sayılı kanun gereği belirlenen ve İl Toprak Korumu Kurulları’nda görüşülüp uygun görüş alındıktan sonra 60 kentteki 184 ovanın korunmasına ilişkin kanuni düzenleme yapıldı.

Daha sonra 21 Ocak 2017 ve 2 Haziran 2017 tarihlerinde Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararları ile bu ovaların sayısı artırıldı, 192 ova “Büyük ova koruma alanı” olarak ilan edildi.

Buraya kadar iyi ama bundan sonrası yine bildik hikaye.

Bakanlıklar ve onların altındaki kurumlar arasında koordinasyonsuzluk, senkronizasyonsuzluk ve belki yeterli bilgi paylaşımının sağlanmaması yüzünden, bir el yaparken diğer el bozuyor.

Tarımsal SİT olarak ilan edilen ovalardan biri de Eskişehir’deki Alpu Ovası.

Eskişehir’in tarım ve hayvancılık için verimli topraklara sahip, üstelik büyük ova koruma alanı olarak ilan edilen Alpu Ovası’nda kömür rezervinin bulunması üzerine bölgenin özelleştirilmesi ve termik santral kurulması için Elektrik Üretim A.Ş (EÜAŞ) yetkilendirildi.

Alpu linyit sahası, termik santralin işletmeye geçmesi halinde yılda 2 milyon ton atık oluşturacak. Toprağın verimine, tarıma, hayvancılığa ve insan sağlığına büyük ölçüde zarar verecek.

Alpu termik santrali Eskişehir il merkezine 32, Tepebaşı ilçe merkezine 25, Gündüzler Mahallesi’ne 5, Kozlubel Mahallesi’ne 3 ve Beyazaltın Mahallesi’ne ise 1,5 kilometre mesafede kurulacak. Yerleşim yerleriyle iç içe bir bölgede…

Diğer yandan yapılan son hava kirliliği ölçümlerine göre Eskişehir, Türkiye’de havası temiz sayılı birkaç şehirden biri…

İl ve ilçe belediye başkanlarından Eskişehirli yurttaşlara, ilin milletvekillerinden esnafa kadar daha kimsenin Eskişehir’de termik santral istediğini duymadım. Kömürle ilgili yatırıma karşı topyekün bir kenetlenme ve karşı duruş var.

Kömür Rezerv Alanı’nın “işletme hakkının verilmesi” yöntemiyle özelleştirilmesi amacıyla yapılacak ihalede ön yeterlilik ve son teklif verme tarihi 26 Ocak 2018’di ancak bu tarih 7 Mart 2018’e kadar uzatıldı. Eskişehir’de ortaya çıkan tepkiler sonrası, yeterli teklifin hatta hiçbir teklifin gelmemiş olmasından ve Toprak Kurulu’ndan kararın geçirilememiş olmasından söz ediliyor.

Eskişehir halkı, kömür sahası olarak belirlenmiş olan alana termik santral yaptırmamaya son derece kararlı. Ama biz AKP iktidarları döneminde müzakere etmeye gerek duyulmayan, şeffaflıktan uzak, tepeden inmeci şekilde topluma dayatılan, halkın ihtiyaçları dikkate alınmadan yapılan ne projeler gördük…

Sivil toplum ve siyaset ilişkisi açısından bakıldığında da, bu projeler karar alma ve uygulama süreçleriyle temel insan haklarıyla, demokrasi ve adalet duygusuyla bağdaşmıyor. Özellikle halkın katılımı olmadan uygulanan bu projeler, ciddi bir demokrasi zaafı olarak olarak da nitelendirilmeli…

Çünkü, görüyoruz ki, AKP, bildik bir siyaset yapma biçimi olarak, yurttaşın kararlılığını ve termik santrale karşı direncini kıramayınca, işi yine arkadan dolanarak çözme yoluna gitti. Halk “termik santral istemiyoruz” dedikçe, iktidar halkıyla inatlaşıyor.

24 Ocak 2018 tarihli Resmi Gazete’de, “Tarım Arazilerinin Korunması Kullanılması ve Planlanması Yönetmeliği”nde bir değişiklik yapıldı. Toprak Koruma Kurulları’nın karar alma yeterlilik sayısı değiştirildi.

Değişiklikte, “Kurulun üye tam sayısı ile toplanması esastır, ancak zorunluluk halinde en az altı üye ile toplanabilir. Kurul, kararları en az beşte üç çoğunlukla ve en az altı üyenin aynı yönde oy kullanması şartı ile alır. Ancak kamuya ait enerji ve ulaşım yatırım projelerinde Kurul, kararları toplantıya katılan üyelerin çoğunluğu ile de alabilir” dendi.

Bir bölgenin tarım arazisi statüsünden çıkarılması için gerekli olan üçte iki çoğunluk, yedi oy yerine beşte üç çoğunluğun yani altı oyun yeterli olacağı görüşüyle yürürlüğe girmiş oldu. Eskişehir Barosu, bu yönetmeliğe karşı yürütmeyi durdurma talepli dava açmaya hazırlanıyor.

Şimdi bu sadece Alpu Ovası için tehlike gibi görülse de, aslında tüm tarım arazileri için ve koruma altına alınmış ovalar için geçerli olacak.

Öte yandan, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu‘nun 14’üncü maddesine baktığımızda, “Büyük ovalarda bulunan tarım arazileri hiçbir surette amacı dışında kullanılamaz. Ancak alternatif alan bulunmaması, kurul veya kurullarca uygun görüş bildirilmesi şartıyla, Tarımsal amaçlı yapılar, Bakanlık ve talebin ilgili olduğu Bakanlıkça ortaklaşa kamu yararı kararı alınmış faaliyetler için tarım dışı kullanımlara Bakanlıkça izin verilebilir” ibaresi görüyoruz.

Dolayısıyla zaten mevcut kanun, son yıllarda sıkça karşılaştığımız üzere yine “kamu yararı” adı altında tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına kapı aralamış. Hangi kamunun yararına ise artık…

Bu ülkede hukuk ne zaman güçlüyü korumaktan vazgeçip, adil ve vicdanlı olursa, o zaman bir şeylerin düzeleceğine dair umudumuz da artar..