(350 Ankara – 9 Şubat 2018)

Kış ama kar yok. Daha da kötüsü politikacılar kuraklık konusunda konuşuyorlar ama daha çok akıl veriyorlar. Biz de kuraklığa karşı politikacılarımıza iletebileceğimiz 11 çözüm maddesini sizlere sunuyoruz*.

11 MADDEDE ÇÖZÜM

Çözüm basit: Halkın parası ile yapılan yanlış politikaların düzeltilmesi. Birileri milyonlarca metreküp suyu termik santral için doğadan çekerken, her tarafa çim ekerken tasarrufu Ayşe Teyze’den beklemesinler. Çok açık ki siyaset bu çözümleri bilmezden geldiği için bugün bu noktadayız. Onlarla sunmanız gereken 11 temel politikayı aşağıda özetliyorum:

1- Doğadan su çalmayı bırakın. Kentler 2001 yılında doğadan 4,7 milyar m³ su çekerken 2016’da bu, 5,8 milyar m³ oldu. Bunun da 1,56 milyar m³’ü yer altından alındı. Yani yer üstü suları dışında yer altındaki suyu da harcamışız. Bunun için uzak havzalardan suları kentlere taşıdılar.

2- Kayıp-kaçağı önleyin. 5,8 milyar m³ su çekilmiş, belediyelere bunun sadece 3,7 milyar m³’ü dağıtılmış. Belediyeler ise bunun ne kadarını abonelerine vermiş? Eylül 2015’te Bakan Eroğlu suda kayıp-kaçak oranını yüzde 43 olarak açıklamıştı. Yani içme suyunun yarısına yakınını kaybediyoruz. Yeni 5,8 milyar m³ doğadan çekilen suyun üçte birini, yani 2,1 milyar m³’ü abonelere verilmiş anlamına geliyor Gerçi bakan o gün bu oran dört yıl içinde yüzde 30’a inecek demiş. İki yıl sonra yaptığı açıklamada “İstatistiklerde yüzde 35 olarak gözüküyor olsa da şu anda bizim tespitlerimize göre kayıp-kaçak suyun en az yüzde yüzde 50-55 civarında” olduğunu ifade etmiş. Hedeflerle ilgili çok bir şey yapılmadığını, onun yerine inşaat ile uğraşıldığını tahmin etmek güç değil.

3- Kirlettiğiniz suyu tam temizleyip geri verin! TÜİK verilerine göre 2016’da deşarj edilen suyun yüzde 86,7’si arıtılarak doğaya bırakılmış. Yani tamamını arıtmamışlar. Hatta TUİK bültenine göre arıtmanın yarısı gelişmiş arıtma, istatistiklerine göre ise sadece yüzde 10’u gelişmiş arıtma.

4- Suda “kullan-at” politikasını bırak. Arıtılan suyun neredeyse yarısı denize, diğer yarısı da akarsuya bırakılmış. Tekrar kullanmak aklımıza gelmemiş. En azından bir kısmını arıtıp tarım suyu kalitesine getirebilir, tarım, park ve bahçe sulamasında kullanılabiliriz. Bu neredeyse yok denecek kadar az. Yağmuru eksik olmayan Londra bile suyunu arıttıktan sonra içme suyu kalitesine getirerek şebekeye veriyor. Tabii onlar fakir, biz her seferinde kullan-at yapabiliyoruz.

5- Atık su parasını boşa harcama! Ankara Belediyesi konutlardan her bir m³ su için KDV dahil 2,5 TL para alıyor. Yani günde 1,5-2 milyon TL’lik atık su bedeli demek bu. Diğer kentler biraz daha ucuz. Yine de Türkiye’de yılda birkaç milyar TL atık su bedeli toplanıyor. Bu parayla bile pek çok şeyi çözmek mümkün. Arıtma tesisleri pahalı yatırımlar. Ama bizden alınan vergiler inşaat yerine geri dönüşümlü su arıtma sistemlerine yatırılsa, atık su parası da eklendiğinde sorunlar çok daha hızlı çözülecektir. Nitekim bakan bu kadar yatırımı bunlara ayırsaydı zaten bu kadar su derdimiz olmazdı.

6- Termik santrale izin verme, hatta kapat. Geçen hafta ÇED raporu durdurulan 500 MW güçlü Elbistan KES projesi yapılsaydı, doğadan yılda 10 milyon m³ su çekecekti. Yani iki tanesi 700 bin kişiye su ulaştıran bir Eskişehir kadar su tüketiyor. Soru burada basit, Eskişehir kadar bir halkı susuz mu bırakalım, yoksa kömürden elektrik mi üretelim?

7- Beton dökme, döktürme! Betonu elde etmek için her 1 kg çimentoya yaklaşık yarım litre su katmanız gerekiyor. Türkiye yılda 70 milyon tondan fazla çimento üretiyor. Yani 35 milyon ton sırf beton için su tüketiyor. Yani biz beton için neredeyse iki Eskişehir büyüklüğünde bir suyu harcıyoruz.

8- Asfalt –beton yasaklansın! Mersin’i düşün. Ülkede kuraklık var, kentin bir kısmı su altında. Ne kadar çok asfalt-beton, o kadar toprağa kavuşamayan su. Ne kadar ani yağış, o kadar sel felaketi. Ne kadar sıcak hava, o kadar sıcak kent.

9- Çim ekme! İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Su Çalışma Grubu, Ankara’da eskiden daha az su tüketildiğini, bunda yaz tatillerinin etkisini anlatır. Son dönemlerde ise bunun tersine döndüğünü söylüyorlar. Çim sulama yüzünden azalması gereken su tüketimi artıyor. Basitçe söylersek, günde 1,1 milyon m³ suyu arıtan Ankara’da bu miktar 1,3 milyon m³’ü geçebiliyor. Yeni çim ve refüj sulanan aylarda tüketim 200 bin m³’ten fazla artıyor. Yani beş ayda Ankara’da çimlere verilen arıtılmış musluk suyu Eskişehir’in bir yılda tükettiği musluk suyundan fazla.

10- Yemeğini ye ama arabanı yıkama. Bize israftan bahsedenlere temiz bir cevap. Türkiye’de 20 milyondan fazla motorlu araç var. Hepsini otomobil saysak, İller Bankası katsayılarını kullansak ve bir yılda 10 defa yıkansa, yaklaşık 10 milyon m³ su ediyor. Az mı? Kuraklık zamanı araba yıkamayı yasaklayan dünyada o kadar kent var ki.

11- Mermer ve taş ocakları yasaklansın. Su kaynakları sadece yer üstü sularından oluşmuyor, yer altı su kaynakları da var. Yer altı sularını korumamız lazım. Bu konuda DSİ açık bir şekilde “Akiferler üzerindeki diğer etkilere göre en tehlikeli olan tehdit ise malzeme ocaklarıdır.” Daha önceki “Mermer ve taş ocakları kapatılsın” başlıklı yazımızda çok net anlatmıştık:

Yani iklim olayları arttıkça bir kuraklık yaşadığınızda toprağın altındaki suyu mermer ve taş ocakları kurutmuş oluyor, elinizde tamamen kuru bir toprak kalıyor. Yer altı su rezervi olmayan kuru bir toprakta bitki olmayacağı için, ilk şiddetli yağmur da o toprağı önüne katar anlamına geliyor. Yani taşı, mermeri bana, doğa tahribatı sana diyor.

Bu 11 çözüm her politikacı tarafından yapılabilecek, sizin hayatınız boyunca yapabileceğinizin katbekat üstünde işler. Sizin yapmanız gerek politikacılara bunları anlatmak, anlamayanı ise değiştirmek.