(Erol Kesici – Yrd. Doç. Dr. * – Birgün / 25 Şubat 2018)

Isparta’nın Elder Köyü’ndeki; Kuzukulağı ve Elder Kayalıkları’yla ünlü Kuzukulağı Yaylası’na Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) tarafından mermer ocağı ruhsatı verilmesi, hem eko turizmin hem de bir “efsanenin” yok edilişidir. Çünkü…

Burası Göller yöresinin doğa laboratuvarı ve su deposu olan, kaya tırmanışında Dünyaca ünlü 5 bölgeden birini oluşturan, uluslararası üne sahip yazarların “Efsane Kayalar” kitabında önemli tırmanış kayaları olarak belirttiği bir yerdir.

Yayla olması sebebiyle burada hayvancılık, tarım, arıcılık çok önemli çünkü organik doğal bir bölgedir. Öte yandan burada 2 yüze yakın endemik canlı türü bulunmaktadır. Toplamda ise 2 bine yakın bitki türü bulunmaktadır. Yani burası adeta arberetumdur!

Öte yandan bu doğa harikası, yaban atlarının, yaban keçilerinin, domuzların, akbabaların, kekliklerin, doğanların, kartalların, vaşakların özgürce yaşadıkları ender yaşam alanlarından biridir. Göller yöresinin doğal su havzasıdır… Tabiat parkıdır. Yaklaşık yirmi yıldır her mayıs ayı sonunda yurtiçinden ve yurtdışından gelen yüzlerce doğa sever ve dağcıların şenlikler düzenlediği, tırmanışlar yaptığı, kamplar kurduğu, sporlar yaptığı bir yerdir.

Kuzukulağı Yaylası, bölgeye çok yakın olan Antalya başta olmak üzere çevre illerin yazın konakladıkları bir bölgedir. Adeta bir rehabilitasyon alanıdır. Yörüklerin göçer-geçer yeridir…

Buraya verilen mermer ocağı ruhsatıyla bu değerler ve yerkürede bir elin parmakları kadar olan “uzun duvar tırmanma rotası” yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Ekoloji; doğanın ürün deposu, doğa ise tüm canlıların oksijeni, evi, üreme alanı, gıdası yani kısaca olmazsa olmazıdır. Aynı zamanda çok önemli bir sağlık ile huzur alanıdır. Bu yaylada dağcılık şenlikleri yapıldığında, turistler buraya iki milyon TL’ye yakın para kazandırıyordu. Yine araştırmacılar “peynir gibi kalıp kalıp kesilen dağların ne yazık ki hammadde olarak tonunun 100 dolara satıldığını” belirtmekteler. Bizim işlemediğimizin yanında kayalar kökünden kesilmekte yok edilmekte, fakat binlerce belki milyonlarca yıl, gelecek kuşaklara yaşam, para kazandıracak her zaman süreklilik arz edecek ekolojik yapı yok edilmektedir. Bu ne biçim hesap? Hangisi doğru? Elbette doğadan ekonomik olarak yararlanacağız ama ekonomiyle ekolojinin uyumunu sağlayarak, yaşamın; dokusunu, kilimini, duvarını, tabanını yok etmeden. Ekolojiyi korursak hem ekonomi kazanır hem de yaşam.

Göller yöresi, jeolojik yapısı nedeniyle neredeyse ülkemizin, hatta dünyanın en çok ÇED’li ve ÇED’siz maden ruhsatı verilen bölgesi. Yazın baktığınızda eski yeşil doku yerine kar beyazı ve zamanla bakıra çalan manzarayla karşılaşırsınız. Havza da Dedegöl gibi tabiat alanlarına ulaştı. Bilim insanları bu konuda uyarılarda bulundularsa da bu durumu gören ve yaşayan insanlarımız tehlikenin farkına, ancak buraya mermer ocakları ruhsatı verildikten sonra vardılar. Hâlbuki yıllar önce kendilerini uyaranlara neler demediler! Bir iki örnek verelim; belki benzeri olaylara ders olur…

Gebiz Yörükleri’nden gazeteci arkadaşımız Ali Aktaş’ın havzadaki ocaklar için, görüp söyledikleri: Anamas Yaylası’na çıkarken mermer ocaklarını gördüm, gözlerime inanamadım” diyor, havzanın dağlarında yaşanan felaketi anlatmak için.
Peki ama bu ‘yok eden mermer ocaklarını’ şenlikçiler neden görmedi ve sesini çıkarmadı.

Sıranın Dedegöl’e gelmesini beklediler. Bilim insanlarının benzeri uyarılarına; bazı kişiler “Her şeyi sen bilirsin, doğayı, gölü, dağları hatta karıncaları bile sen korursun” diyerek hakarete varan cevaplarına gerek var mıydı…

Yrd. Doç. Dr., Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı