(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 18 Mart 2018)

Meclis’e sunulan yeni tasarıya göre, devlet artık ormandaki ihtiyaç fazlası ağaçları kesip kütük haline getirmek yerine, canlı ağaçları doğrudan ihale yoluyla satacak.

Doğanın değerini fark etmiş ülkeler orman örtüsünü koruma, ormansızlaşmanın önüne geçerek orman arazilerilerini arttırma yoluna giderken AKP iktidarlarının doğaya yönelik nasıl bir yaklaşım sergilediği, korunan alanların ne kadar bilinçsiz yönetildiği, koruma/kullanma dengesinin hep nasıl kullanmadan yana işletildiği malum.

Gerek enerji politikalarıyla gerekse inşaat ve mega proje politikalarıyla Türkiye’deki orman varlığının nasıl bir tehdit altında olduğu biliniyor. Yasa değişikliklerinin kimi göstere göstere kimileriyle torba yasaların içinde kaybedilmeye çalışılarak hallediliyor.

Şimdi gündemde yine bir yasa tasarısı var. 12 Mart 2018 tarihinde TBMM’ye sunulan ve şu anda Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülen “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ile iktidar bu kez de gözünü dikili ağaçlara dikti.

Meclis’e sunulan yeni tasarıya göre, devlet artık ormandaki ihtiyaç fazlası ağaçları kesip kütük haline getirmek yerine, canlı ağaçları doğrudan ihale yoluyla satacak. Tasarıyla ayrıca parasını ödeyen herkese izin almaya bile gerek duymadan orman içinde ağaçla ilgili tesis kurma yetkisi veriliyor.

Tasarıda değişikliklerin bir kısmını Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yetki ve uzmanlık alanına giren arazi toplulaştırma işlemlerinin Devlet Su İşleri’ne devredilmesine ilişkin geçiş hükümleri oluşturuyor.

Tabi en can alıcı maddeler başka. Eğer bu maddeler yasalaşır ve yürürlüğe girerse başta ormanlar olmak üzere doğal kaynaklara yönelik yeni bir saldırı ve talan furyasıyla beraber, ormanların sermayeye nasıl peşkeş çekildiğini göreceğiz. Çünkü, bu yasa tasarısı devlet ormanlarından tomruğun dışında ilk kez canlı dikili ağaçların da satılmasını öngörüyor.

Tasarının 13’üncü maddesi gayet açık niyetini belli ediyor:

“6831 sayılı Orman Kanunu’nun 30’uncu maddesinin mevcut halinde devlet ormanlarından elde edilen orman ürünlerinde açık artırmalı satışın esas olduğu düzenlenmektedir. Madde ile, dikili ağacı da orman ürünü olduğuna vurgu yapılmaktadır.

Orman ürünleri satışlarının dikili halde ve orman içinde satılması, orman ürünlerinin en iyi standarta üretilerek kullanım alanlarına en kısa sürede kaliteli ve taze olarak ulaştırılması ekonomik olmayan kesim, sürütme, istifleme, taşıma ve depolama işlemlerinden kaynaklanan yüksek maliyetin önlenmesi ve orman köylülerinin alacağı payın artırılması gibi çok yönlü faydaları olan dikili ağaç satışları madde ile düzenlenmektedir. 

Ayrıca orman ürünleri kullanan sektörlerin ileriye yönelik programlarını yapabilmeleri ve hammadde garantisi verebilmesi noktasında dikili ağaç da dahil orman ürünlerinin çok yıllık olarak satışına imkan sağlanmaktadır.” 

Zaten tasarının 15’inci maddesine bakıldığında bunun sistematik bir uygulama haline getirilme niyetini de hemen fark ediyorsunuz. O da şöyle ifade edilmiş:

“Dikili ağaç satışlarında üretim işçiliği alıcı tarafından gerçekleştirilmektedir. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde yapılan değişiklikle devlet ormanlarında orman idaresi tarafından gerçekleştirilen işlerde orman kooperatiflerinin ve köylülerinin öncelik hakkının devam etmekte olduğu, dikili olarak satılan yerlerde ise işin alıcı tarafında yaptırılması, alıcının da işi istediğine yaptırma hakkı olduğu hususuna vurgu yapılmaktadır. Bu şekilde dikili ağaç satışlarının artırılması ve yaygınlaştırılmasındaki engelin kaldırılması öngörülmektedir.

Türkiye’deki orman köylüleriyle ilgili böylesi kritik düzenlemeler yapılırken, hangi sivil toplum kuruluşlarından görüş alındı, kimlere danışıldı orası meçhul.

Tasarı bu haliyle yasalaşırsa devlet ormanı içerisinde yer alan dikili ağaçlar da artık açık artırma yoluyla parayı bastırana satılacak. Hatta kimi durumlarda dikili ağaçlar açık artırma bile yapılmadan isteyen kişiye ve şirkete tahsis edilip satılabilecek.

Belli ki burada özel sektörden gelen bazı güçlü talepler dikkate alınarak, bazı şirketlerin o talepleri yerine getirilmiş. Birtakım sermeye çevreleri bundan sonra ormanlara çökecek belli ki…

Sonra gelelim yine ustaca tasarıya iliştirilmiş bir diğer maddeye…

Tasarının 10’uncu maddesi aynen şöyle:

“6831 sayılı Orman Kanunu’nun 7’nci maddesinde yapılan değişiklikle orman kadastrosu çalışmalarını yürütmekle görevli orman kadastro komisyonları bünyesinde bir ziraat mühendisi yer aldığından, ziraat odasındanda bir temsilci üyenin komisyon teşekkülünde yer alması zorunluluğu ortadan kaldırılarak, komisyonun oluşumu kolaylaştırılmaktadır.”

Bu ne demek? Kadastro komisyonlarından ziraat odasını temsil eden kişi çıkarılıyor demek. Bu çok daha önemli bir değişiklik, zira ziraat odalarının işlevsizleştirilmesi anlamına geliyor. Sanki gereksiz bir formaliteden kurtulmak isteniyormuş gibi bir anlam yaratılmış, oysa son derece kritik bir değişiklik.

Maddelerin hepsi birbirinden vahim. Kimsenin aklına gelmeyen yaşayan, dikili ağaçları satmak bir tek bu iktidarın aklına gelebilirdi, o da oldu.

Kalkınma için her şeyi mübah gören, her şeyi metalaştıran siyasal zihniyetle rekor miktarda orman varlığı kaydettik, bundan sonra ülke kökten kurutulacak.

En çevreci iktidar sizsiniz, en vatansever sizsiniz, en çok ağacı da siz dikmiştiniz değil mi, evet evet aynen öyle…