(Pelin Cengiz / Ahval – 24 Nisan 2018)

21’inci yüzyılda kitlesel ekolojik direnişin, ekolojik otonomluğum ve aktivizmin vücut bulmuş hali nedir diye sorsalar, şüphesiz ZAD diye cevap vermek mümkün.

Bugün kapitalizmin ve neoliberal politikaların sonucu olarak, gezegen öyle bir sistematik tahribat ve saldırı altında ki, dünyanın neredeyse hemen her noktası korunmaya ve savunulmaya muhtaç durumda. Sadece insan ve onun bencil ihtiyaçları eksenli bir yaşam biçimi ekosisteme ne kendini yenileme ne de kendi döngüsünü sürdürebilme fırsatı tanıyor.

Bizim ezberimizdeki dünya düzeninin ötesinde bir dünya tahayyülü ile mücadele eden ZAD, yenilikçi, alternatif bir hayatın, alternatif bir tarımın gerçekleşebileceğini gösterirken, dünyanın pek çok yerinde benzer direnişlere de ilham kaynağı oluyor.

Peki nedir bu ZAD?

ZAD Fransızca “Zone À Défendre”, İngilizce “Zone to Defend” yani Türkçesi ile  “Savunma Alanları” demek.

ZAD, bugüne kadar Nantes kentinin kuzeyindeki Notre Dame des Landes’daki havaalanı projesine, Testet ve Sivens Ormanları’nı yok edecek baraj projesine, Agen hızlı tren projesine, Center Parcs de Roybon projesine ve yine ayrıca Belçika Keelbeek’teki mega hapishane projesine karşı mücadeleler yürüttü.

Bu mücadelelerin en uzun süreli, en kitlesel ve etkisi sınırları aşarak şüphesiz en prestijli olanı Notre Dame des Landes otonomu.

Neredeyse 50 yıl önce Fransa’nın Nantes kentinde “kamu yararı” gerekçe gösterilerek yapılmak istenen ikinci bir havaalanına karşı mücadeleyle başladı. İlhamını Fransa’da 1970’ler ve 1980’lerde sürdürülen Larzac Hareketi’nden, Creys-Malville ve Plogoff anti nükleer karşıtı eylemlerden alan direnişin, 2008 yılında Notre Dame des Landes’ta otonom kurmasıyla ve direnişe ZAD (Zone À Défendre) ismini vermesiyle farklı bir boyuta geçti. ZAD hareketinin katılımcılarına ve bu direnişe gönül verenlere ZADist deniyor.

Hemen öyle kısaltma deyip geçmeyin. Lisanları konusunda burnundan kıl aldırmayan Fransa, ZAD ve ZADist kelimelerinin Fransızca’ya “kazandırılması” konusunda önemli bir adım attı.

ZAD, 2016’da ülkenin en önemli Fransızca sözlüğü Le Petit Robert’e girdi ve şöyle tanımlandı: Çevreye zarar verecek bir projeye karşı çıkmak için o alanı işgal eden militan.

Böylece, aslında önce Fransızca, sonra başta İngilizce olmak üzere dünya dilleri Fransızca’dan yeni bir ekolojik kavram kazanmış oldu.

ZAD, Fransa’da Sarkozy’ye de, Hollande’a da direndi, şimdi Macron’a karşı direniyor.

Artık ZAD sadece Fransa’da değil… Fransa’da sayıları 40 bini geçti ancak uluslararası bir dayanışmayla direnişleri dünyanın pek çok yerinde yankı buluyor, San Francisco’dan Güney Afrika’ya, Yunanistan’tan Rojava’ya, İspanya’dan Danimarka’ya farklı direniş ve anarşist akımlar ZAD’a destek mesajı gönderiyor.

ZAD, aslında Türkiye’de de pek çokları için çok yabancı değil. Gezi direnişinin yaşandığı dönemde ZAD otonomu deneyimini bizzat yaşayanlar, topraklarındaki ekolojik ve sosyal tahribata karşı, yaratıcı fiili direniş biçimleriyle işgallere karşı nasıl direndiklerini aktardı.

Özellikle Kuzey Ormanları Savunması ile ZAD arasında dayanışma sağlandı. Çünkü, Gezi Parkı’ndaki direniş tam da tabandan, örgütsüz ve lidersiz şekilde ortaya çıkışıyla ZAD’ın varoluşunu oluşturan gerçek bir alan savunmasıydı. Ancak, Gezi’de kazanılan dinamik zamanla sönümlendi, mahalle ve park forumları da devamlılığını kaybedince, ZAD’ın adı daha az duyulur oldu.

Farklı bir tarımsal pratiğin mümkün kılınabileceğini gösteren ZAD, zamanla Avrupa’nın en köklü otonomlarından biri haline geldi.

Notre Dame des Landes, ormanlık, bataklık ve sulak alanlardan oluştuğu için pek çok canlıya ev sahipliği yapıyor. Projenin iptaliyle birlikte ZADistler, bölgede kullanılmayan pek çok evi işgal ederek, burada yaşamaya başladı.

Bölge halkı ve yaşam savunucuları, toplumsal/çevresel yıkımı, verimli tarım arazilerinin yok edilmesini ve iklim değişimine katkıları dahil uçakların çevresel etkilerini; insan yaşamlarının ve toprağın her fırsatta paraya çevrilmesini protesto ediyor.

Zaten pek çok yetkili projenin gündeme geldiğinden bu yana yeni bir havalimanına gerek olmadığını, eski havalimanında revizyonun yeterli olacağını dile getiriyor. Bir yerden tanıdık geldi mi bu?

Notre Dame des Landes’daki otonom bölgesinde tamamen doğa ile uyumlu bir tarım ve hayvancılık faaliyeti var. Toprağa, havaya, suya ve diğer canlılara saygı temel alınarak, pazarlama, satış veya karlılık için değil tamamen otonomdaki yaşamın devamlılığı için üretim yapılıyor. Aslında insanlığın epeydir unuttuğu, tam da olması gereken böyle birşey.

Eh, 50 yıla varan bir direnişten sonra hem havaalanı projesini iptal ettirip hem de bunu bir otonomla taçlandırınca ZAD, ister istemez Fransız devletinin de hedefi oldu. Yaşam savunucularının, ekolojistlerin, anti kapitalistlerin, çiftçilerin kısaca ZADistlerin, “alternatif ve basit bir yaşam kurma” iradesi, geçtiğimiz günlerde maalesef Fransız polisinin sert saldırılarına maruz kaldı.

Devlet, epeydir ZAD’ı buradan tahliye etmenin peşinde. Binlerce polisle bir şafak baskınıyla saldıran devlet, pek çok evi yerle bir ederken, pek çok kişiyi de yaraladı. Geçen hafta ZADistler, polisin kendilerine attığı yüzlerce biber gazı kapsülünü vilayet binasının kapısına yığdı.

Kimyasal silah kullanıldığını bahane ederek Suriye’ye füzeler yollayan Macron iktidarının aynı günlerde kendi halkına saldırarak onları biber gazına boğması, Fransız Devrimi’nin ve Fransız kimliğinin üç temel taşı Liberté, Egalité, Fraternité’yi (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) ayaklar altına alınıyor.

26 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Bildirisi şöyle başlar:

“İnsanlar, haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak ortak yarara dayanabilir.”

Ve devam eder:

“Her siyasal toplumun amacı, insanın doğal ve zamanaşımı ile kaybedilmeyen haklarını korumaktır. Bu haklar; özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnmedir.

Egemenliğin özü esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş, hiçbir kimse açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz.

Özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Böylece her insanın doğal haklarının kullanımı, toplumun diğer üyelerinin aynı haklardan yararlanmalarını sağlayan sınırlarla belirlidir. Bu sınırlar ise ancak yasa ile belirlenebilir.

Yasa ancak toplum için zararlı fiilleri yasaklayabilir. Yasanın yasaklamadığı bir şey engellenemez ve hiç kimse yasanın emretmediği bir şeyi yapmaya zorlanamaz.”

 

 

İktidar sahipleri doğaya doğru, havanın süzülüşüne, suyun aksine, canlıların seslerine, toprağın rengine, ormanın içine doğru baksalar özgürlüğü, kardeşliği, eşitliği orada görecekler, ama kör olmayı tercih ediyorlar.