(KosMedya, 5  Mayıs 2018)

Hürriyet yazarı Deniz Zeyrek, 13 Ocak 2018’de Kadıköy’ün merkezinde öğlen saatlerinde, bir hafriyat kamyonu tarafından ezilerek  hayatından edilen Özge Kandemir’i yazdı. Kandemir, 3. havalimanı ve 3. köprü – Kuzey Marmara Otoyolu gibi katil projelerin ve İstanbul’un her noktasında süren kentsel dönüşüm projeleri için çalışan hafriyat kamyonlarının aldığı canlardan biri. Gencecik Özge, en yakın arkadaşıyla kol kola Kadıköy sokaklarında gezereken, şehrin içine hafriyat kamyonları ile ölüm sokmaktan vazgeçmeyen sermayesever AKP iktidarının kurbanı oldu. Hafriyat kamyonlarına verdiğimiz canlarımız, son bir sene içinde 30’u geçerken, konuyla ilgili hiç bir önlem alınmadığı gibi, Kandemir örneğinde de olduğu gibi, asli suçlular neredeyse ödüllendiriliyor. Hafriyat kamyonu terörünün asıl sorumlularıysa, projeleriyle ceplerini doldurmaya, kenti ve doğal alanlarını yağmalamaya devam ediyor. Zeyrek’in yazısı şöyle:

TBMM kulislerinde, parti koridorlarında gün boyu notlar almış, kafamda yazacağım siyaset yazısını netleştirmiştim. Boş bir sayfa açtım. Yazmaya başlayacakken meslektaşım Sultan Özer aradı. Sesi titriyordu. Ağlamaklı bir ses tonuyla konuşuyordu:

“Hani ‘Özge’nin gözlerine bakıp vicdan terazinizle tartın ve karar verin’ diye yazmıştın ya… Duruşmadan geliyorum. Karar verdiler. Cezayı, sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri de gerekçe göstererek indirdiler. Ya Özge’nin geleceği?”

Derin bir sessizlik oldu.

Cümlesini tamamlayamadı.

O güzel gözlü Özge yeğeniymiş. Ne diyeceğimi bilemedim. Ben de sustum. “Yakında çıkararamızda dolaşır” diyebildi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Ne diyeceğimi bilemedim, “Üzme kendini” diyecek oldum, diyemedim.

Kelimeler kifayetsizdi.

ÖLENİN GELECEĞİ YOK, SANIĞIN GELECEĞİ ETKİLENMESİN!

13 Ocak 2018 günü Hürriyet’te yazdığım yazıyı tekrar okuyup, olay görüntülerini yeniden izledim. 7 Ekim 2016 günü, Kadıköy Moda’da bir hafriyat kamyonu, kaldırımda yürüyen Özge Kandemir’i ezmişti. Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi, sanığı tam kusurlu, Özge’yi kusursuz bulmuştu. Adli Tıp raporuna rağmen istenen bilirkişi raporunda ise sanığın birinci, Özge’nin ikinci derecede kusurlu olduğu savunulmuştu.

Peşi sıra İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin oy çokluğu ile aldığı kararı okudum. Adli Tıp’ın değil, bilirkişinin raporunu dikkate alıp, TCK’nın 85/2 (taksirle öldürme) maddesine göre önce 4 yıl hapis cezası vermiş, ardından indirime gitmişler. İndirimin gerekçesi aynen şöyleydi:

“Sanığın geçmişi, yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri, lehine takdiri indirim nedeni kabul edilmekle TCK’nın 62. maddesi uyarınca cezasından takdiren 1/6 oranda indirim yaparak 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına…”

Mahkeme başkanı ise aynı maddeye göre, fakat üst sınıra yakın bir ceza verilmesi gerektiğini vurgulayarak çoğunluğun kararına karşı oy yazmıştı.

BİR SLOGANDAN DAHA MI HAFİF BİR SUÇ?

Ben üniversite okumaya gittiği şehirde, daha 22 yaşında kaldırımda yürürken can veren Özge’yi ve 2 yıldır acıdan kahrolan ailesini düşünürken, rastgele şarkılar seçen Spotify’da Cem Karaca’nın ‘Mor Perşembe’ şarkısı çalmaya başladı: “O harman aylarının ekin kokan yerleri/ Isıtıp yüreğini umutla doldururken hani/ Okumaya geldiğin şu Bizans eskisi şehir/ Şimdi bu kasım ikindisi neden böyle hergele?”

Dondum kaldım. Tek satır siyaset yazamadım. Gidip yüzümü yıkadım. Döndükten sonra boş boş bilgisayar ekranına bakmaya başladım. Telefonum çalıyordu. Arayan, 25 yıllık arkadaşım, meslektaşım, CHP Eskişehir Milletvekili UtkuÇakırözer’di. İçimden Şimdi CHP’nin cumhurbaşkanı adayını konuşma zamanı mı”diye geçirdim. Ancak arama nedeni başkaydı:

“Bugün Silivri Cezaevi’nde Boğaziçi Üniversitesi’nde tutuklanan gençlerden Deniz Yılmaz’ı ziyaret ettim. Eskişehir’de 4 yıl önce karşılaşıp sohbet etmişsiniz. O zaman lisedeymiş, üniversite sınavına hazırlanıyormuş, sen de iyi bir üniversitede matematik okumasını önermişsin. O da Boğaziçi matematik bölümünü kazanmış.”

Konuşmamızı hatırlamasam da tavsiyemi dinlemiş olması hoşuma gitti. “Niye tutuklanmış” dedim. Utku devam etti:

“TSK’nın Afrin harekâtına karşı toplu gösteri yapıp slogan attığı gerekçesiyle tutuklanmış. Bir aydır içerde. Kaldıkları koğuşta geçen gün bir tutuklu kalp krizi geçirip ölmüş. Olaydan çok etkilenmişler. Vizelere girmelerine de izin verilmiyormuş. Zor durumdalar…”

Dosyasında Boğaziçi Üniversitesi’nde soruşturmaya konu olan olayda ana grupla hareket ettiği, toplantı alanında öncü grupla birlikte durduğu, slogan attığı tespitlerine yer verilmişti. Kamera görüntülerinde ağzının açık olduğu özellikle vurgulanmış. 4 Nisan 2018 günü de “terör örgütü propagandası yapmak”gerekçesiyle tutuklanmış.

Kaldırımda yürüyen birini ezerek öldüren şahıs 3 yıl 4 ay ceza ile kurtulurken, toplu gösteride slogan attığı gerekçesiyle bir öğrenci için 7 yıldan 15 yıla varan cezalar isteniyordu.

“Adalet işte” dedim.

Siyaset yazmak içimden gelmedi.