(Mine Yıldırım / Sol –  11 Mayıs 2018)

İstanbul Tuzla’da kıyı şeridinin denizden doldurularak inşa edilen Viaport Marina, bölgede devam eden talan projelerinin öncüsü olmuştu. Talan, Aslan Park gibi hayvanları tecrit eden ‘tematik’ projelerle sürüyor.

Viaport Marina projesi, Tuzla ilçesi Merkez Mahallesi 36 pafta, 2363-2364 sayılı parsellerin önüne isabet eden alanda, sahil şeridinin denizden doldurulması yoluyla inşa edildi.

Kıyı şeridinin denizden doldurularak inşaat projelerine yeni alanlar yaratılmasının hukuki arkaplanı, 1990 yılında yürürlüğe girmiş olan 3621 sayılı Kıyı Kanunundaki değişiklikle oluşturuldu: Kıyı Kanununda bulunan “Sahilde inşa edilecek yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir” hükmü, 2012 yılında bir torba yasayla değiştirildi. Yerine “Sahil şeridindeki yapılar kıyı kenar çizgisinden kara yönünde en fazla 10 metrelik mesafede genel olarak deniz seviyesine göre 5 metre yükselen yerlerde veya dar kıyılarda kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir” hükmü eklendi. Kıyı kenar çizgisinin 10 metreye indirilmesini sağlayan bu değişiklikle denize kıyısı bulunan 22 şehirde kıyılar ve sahiller ranta açılmış oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle hazırlanan yasal sürecin, arazi tahsis ve proje yürütücüsü ise fiilen Büyükşehir Belediyesi ve ilgili ilçe belediyeleri oldu. Sahiller otel, rezidans, alışveriş merkezi, lüks “manzaralı” konut inşaatlarına açılırken, kanuna eklenen “kıyı alanının gerisinde, “nehir veya göl ile bağlantılı kanal ve göletler yapabilir” hükmüyle de, sahil alanına el koyularak gerçekleştirilen projelerin büyük kısmında yer alan yapay göl, havuz, kanal gibi ek dolgu inşaat projelerinin de önü açılmış oldu.

Tuzla Sahilini adeta yutarak devasa bir inşaat şantiyesine dönüştüren Viaport Marina proje alanının kullanım izni, önce 07.12.2012 tarihinde, Milli Emlak Müdürlüğü ve Tuzla Belediye Başkanlığı arasında yapılan “Kullanma İzni Sözleşmesi” ile Tuzla Belediye Başkanlığı’na tahsis edildi. Daha sonra, bu sözleşmeye istinaden 25.02.2013 tarihinde, Tuzla Belediye Başkanlığı ve Bayraktar Kardeşler İnş. Taah. Tic. A.Ş. arasında yapılan “Tuzla Yat Limanı ve Balıkçı Barınağı Park ve Sahil Rekreasyon Düzenleme Projesi Alanının Kullanım İzni Devri ile İnşa Edilmesi ve İşletilmesi İşi Sözleşmesi” ile Bayraktar Kardeşler İnş. Taah. Tic. A.Ş.’ye devredildi.

Böylece İstanbul geniş metropoliten alanının doğu ve güneydoğu çeperinde kalan büyük bir kamusal alan yok edilerek, olası bir depremde Tuzla’da ciddi can kayıplarına neden olabilecek tamamı denizin üstünde yer alan dolgu projenin kamu güvenliği ve afet riski yönetimi açısından taşıdığı riskler göz ardı edilerek, İstanbul Büyükşehir ve Tuzla Belediyesi eliyle ranta açılmış oldu.

VİAPORT MARİNA: İBB VE VIA GAYRİMENKUL ORTAKLIĞI

Projenin Yap-İşlet-Devret modeliyle Bayraktar Holding’e devredildiğini de unutmamak gerekiyor. Via Properties Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Bayraktar, 5 Mart 2014’te Viaport Marina’nın açılışında yaptığı açıklamada “Yıllık 25 milyon ziyaretçi hedeflediklerini” söylerken, özellikle inşaat sermayesinin olası borçlarına yönelik giderek artan hazine garantilerine epey güvenmiş olmalı. “İstanbul’da tüm halkın gelip gönlünce eğlenebileceği” yer olarak reklamı yapılan Viaport Marina’daki işletmelerin hedef müşteri kitlesi arasında gelir düzeyi yüksek belirli bir kesim yer alıyor; yıllık müşteri/ziyaretçi sayısı da beklenenin çok altında.

Tuzla sahilini yok eden Viaport Marina projesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Via Properties sermaye grubuna arazi tahsisi, proje izni ve tahsis amacı hususlarında aracı ve kolaylaştırıcı olduğu tek rant projesi değil. İstanbul’daki kentsel dönüşümle büyüyen en önemli sermaye gruplarından Via Properties’e ait pek çok büyük inşaat projesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin işbirliğini görmek mümkün: Pendik Belediyesi ile Via Grubu arasında düzenlenen “Pendik Fuar Alanı Birinci Etap İntifa Hakkı Devri ile Çok Fonksiyonlu Fuar Alanı İnşa Edilmesi ve İşletilmesi İşi Sözleşmesi”yle (2007) 148.082,07 m² yüzölçümüne sahip kamu arazisinin Bayraktar Holdinge 30 yıl süresince devredilmesiyle inşa edilen Viaport Kurtköy; Eyüp ve Gaziosmanpaşa ilçeleri sınırlarındaki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait alan 600.000 m2 alanın 30 yıl boyunca şirkete devredilmesiyle inşa edilen (İBB’nin bu 30 yıl boyunca toplam cironun yalnızca %10.5’unu alacağı) Vialand; yine Gaziosmanpaşa’daki eski KİPTAŞ Genel Müdürlüğü arsasının İBB eliyle Bayraktar Holding’e tahsis ederek, projenin emsalinin brüt alan üzerinden değil, net alan üzerinden hesaplanmasını sağladığı Viaport Venezia. Her biri birer kent suçu olan bu projeler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Via Properties GYO/Bayraktar Holding arasındaki tabir-i caizse “suç ortaklığının” imza attığı en büyük vurgunlardan.

İBB ile Bayraktar Holding ve Via Properties arasındaki rant ortaklığının tarihi eskilere dayanmasına rağmen, ancak Viaport Marina’daki Aslan Park gibi genişleme projelerini şaşırtıcı kılan başka bir dinamik daha var: 15 Temmuz sürecinin ardından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK), Bayraktar ailesinin Fethullah Gülen cemaatine finansal destek sağladığı ve intisabı olduğuna dair yazı gönderdi. Gayrimenkul yatırım ortaklıklarına ilişkin tebliğde kurucu ve ortakların niteliklerine ilişkin 7’nci maddenin “d” bendinde “devletin güvenliğine karşı suçlar”da bulunanların şirket sahibi olamayacağı ifadesine dayanarak, SPK kurul kararıyla Via GYO’yu borsa kotasından çıkardı. Şirketin kaynakları ise bloke edildi.

HAYVAN TECRİTİYLE GENİŞLEYEN RANT VE HUKUKSUZLUK ALANI 

İstanbul’da kent hareketleri içinde yer alan ve İBB’nin inşaat sermayesine olan hizmetlerini takip edenlerin büyük kısmı, o dönemde VIA Gayrimenkul’e ait projelerin iptal olmasa da, şirketin yatırımlarının düşeceğine, sermaye büyütmeye gitmeyeceğini, faaliyet alanının daralacığını öngörüyorduk. Şirketin 15 Temmuz’dan birkaç ay öncesine kadar süren halka arz sürecine dahil olmuş yatırımcıların mağdur olmaması sağlanmış; Via GYO borsadan atılmış; şirket ortaklarının yurtdışından yaptıkları açıklamaların aksine İstanbul Ticaret Odası kayıtlarından takip edebildiğim kadarıyla şirket sermaye artırımını durdurmuştu. Faaliyet alanı, yani mevcut projeler üzerinden ele geçirilen alanlara sermaye ve yatırım akışını sağlayacak projeler genişlemeye devam ediyordu.

Artan hukuki ve siyasi belirsizlik, kamu kaynaklarının ve hazine birikimlerinin bir dönemin rant vurgunu ortaklarının arasındaki krizi devlet-sermaye arasındaki olası bir genel krize dönüştürmemek adına kullanılmasıyla inşaat sektörü-yerel yönetimler ortaklığın daha büyük riskler barındırır hale gelmesi, bazı projelerin genişlemesini engellemiyordu. Hatta belki olası krizleri ve inşaat sektörünün “durmak yok yola devam” baskısını hafifletmek için alan yaratıyordu: Viaport Marina’daki hayvan tecrit ve sömürü mekanları olan ViaSea ve şimdi de AslanPark, mevcut siyasi iktidarın ve güdümündeki yerel yönetimlerin, sermaye birikiminin yönelimlerinin doğurduğu siyasi açmazları aşabilmek için hakları hukuki korumanın kapsamının dışında bırakılan canlılar üzerinden nasıl bir iktisadi mantık yürütüldüğünün en iyi örneklerinden ikisi.

Başta inşaat sektörü olmak üzere sermaye gruplarının itkileri ve ihtiyaçları güdümünde hareket eden rant siyasetinin, hayvan sömürüsü ve tecritini siyasi-iktisadi mantığına bu denli etkin biçimde entegre edebilmesini sağlayan ise, 5199 sayılı Hayvan Hakları Kanunu’ndaki yasal boşluklar. On yılı aşkın bir süredir hayvan hakları savunucularının ısrarlı mücadelesine ve öneri taleplerine rağmen, Türkiye’de yunus parkları ve hayvanat bahçeleri gibi hayvanların esaret altında sergilendiği, eğlence sektöründe kullanıldığı bu tecrit mekânları ne yazık ki hâlâ tamamiyle yasaklanmış ve kapatılmış değil.

Yunus parklarının da, hayvanat bahçelerinin de, akvaryumların ve aslan parklarının inşa edilmesinin nedenleri kâr getiren kurumlar olması değil. Aksine Aslan Park gibi Yap-İşlet-Devret modeliyle inşa edilen alanlarda kurulan projeler olarak, inşa yükü dahi hazineye devredecek olan zarar etmeye mahkum kurumlar.

Neden oldukları onca şiddet ve zulüme, hak ihlaline, mal olduğu onca hayvanın hayatına, hak savunucularının tepkisine rağmen, Hayvan Hakları Kanununda değişiklik tekliflerinde hayvanların tecrit edildikleri mekânlara ısrarla dokunulmamasının, hayvan esaretinin koruma kanununda dahi yasal bir “boşluk” olarak bırakılmasının ardında, yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi bir iktisadi-siyasi mantık yattığını iddia ediyorum. Bu mantığın sermaye lehine çalışabilmesi için yasadan çok yasal boşluklar, düzenleme ve koruma yerine olağanüstü hal koşullarında hızlı devirler, emir altındaki işleyen denetim kurumları, kanun değil kanunsuzluk gerekiyor.

Bu nedenle, siyasal iktidarın şiddetten ve şiddet korkusunun toplumun geniş kesimlerinde yaygınlaşmasından beslenerek seçime hazırlandığı bir dönemde, hayvanlara yönelik tecrit ve sömürünün de giderek artacağını, daha da sistematik hale geleceğini, ve yerel yönetimler eliyle daha etkin, büyük çoğunluğu sermaye gruplarına son 5 yıl içinde tahsis edilen şehrin çeperlerindeki projelere kaynak ve eklemlenme alanı sağlamak amacıyla ön plana çıkarılacağını öngörmek mümkün. Kent coğrafyasını bu çok katmanlı, hayvanları ve insanları içine çeken, hukuksuzluk, sömürü ve gasp siyasetinden kurtarmak hayvan hakları ve kent mücadelesinin gündeminde daha da ön plana çıkacağını da.

Kaynaklar:

http://politeknik.org.tr/istanbulda-parsel-parsel-cemaat-akp-ortakligi/
Tuzla Sahilinin doldurulmasına karşı devam eden mücadeleyi takip etmek için: https://www.facebook.com/tuzlasahilinedokunma/