(Nuray Pehlivan / Gazete Duvar – 18 Ağustos 2018)

İzmir’de bir haftadır hissedilen yanık kokusunun bölgedeki otların yanmasından kaynaklandığı iddia edilmişti. ÇEHAV üyesi avukat Cem Altıparmak kokunun kaynağının iddia edilenin aksine Büyükşehir Belediyesi’nin atık su arıtma tesislerindeki çökertme havuzlarından kaynaklandığını ve bölgedeki ekosistem için ciddi tehlikeler barındırdığını söylüyor.

Geçtiğimiz günlerde kentin en ücra noktalarına kadar yayılan yanık kokusu İzmirliler için kaygı ve merak konusu olmuştu. Yanık kokusunun nedeni basına, “Çiğli Atık Su Arıtma Tesisi yakınında yanan otların kokusunun tüm şehre yayıldığı” şeklinde yansıdı.

İzmir’de vatandaşlar tarafından bir süredir duyulmakta olan bu kokunun söylenenin aksine atık su arıtma tesisinin kendisinden kaynaklandığını söyleyen Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) üyesi Avukat Cem Altıparmak, bu tesisin İzmirliler üzerinde yaratacağı olası etkileri ve bu bölgede yapılması planlanan imar faaliyetlerinin geleceğini anlattı.

‘HİÇBİR OT YANGINI KENTİN ÜZERİNE BÖYLE BİR KOKU SALMAZ’

Günlerce devam eden yanık kokusunun basına yansıdığı gibi otların yanmasından kaynaklandığının inandırıcı olmaktan çok uzak olduğunu söyleyen Cem Altıparmak, “Hiçbir ot yangını kentin üzerine böyle bir koku salmaz. Yangın söndürülür ve biter. Kokunun nedeni Büyükşehir Belediyesi’nin atık su arıtma tesislerindeki çökertme havuzlarıdır” diyor.

Ot yangını olarak lanse edilen sebebin altında bambaşka gerçeklerin olduğunu söyleyen Altıparmak, “Bir ot yangınıyla başladığını kabul etsek bile bu kadar korumasız bir şekilde çamur çökertme havuzuna sıçraması ve sıçradıktan sonra da halen içten içe yanmaya devam ediyor olması ciddi anlamda bir güvenlik sorununa işaret ediyor. Rüzgar denizden vurmaya başladığında kokuyu denize doğru ittiriyor. Rüzgar yönünü değiştirdiğinde ve yanma devam ettiği sürece o koku devam edecek’’ diyor.

‘YILLARDAN BERİ TEPKİMEYE GİREN BİR ALANDAN BAHSEDİYORUZ’

Bu durumun insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olacağını söyleyen Altıparmak, asıl tehlikenin ise arıtma tesisi sınırlarının hassas koruma alanına doğru genişletilmek istenilmesi olduğunu vurguluyor, “Burası çok eski bir tesis. Büyük kanal projesine başlandığı zaman da tartışma konusu oldu, davalar açıldı. Öyle ya da böyle yer seçiminin ne kadar hatalı olduğunu yıllar ortaya koydu aslında. Orada yanan maddenin içerisinde kim bilir ne tür kimyasallar var… Bunların bir tahlil sonucu da yok elimizde. Ki yangının bir kimyasal olma ihtimali de çok yüksek. Yıllardan beri tepkimeye giren bir alandan bahsediyoruz. Böyle bir süreçte asidik bir ortam oluşup farklı yanıcı muhtevalar ortaya çıkabilir. Bunun için ot yanmasına da ihtiyaç yok, kendi kendine yanmaya başlamış da olabilir. Buradaki yangın çok ciddi anlamda güvenlik probleminin yaşanabileceğini, sadece insani anlamda değil, ekosistem adına da çok ciddi bir tehlike arz ettiğini ortaya koyuyor.”

‘TESİSİN GENİŞLETİLMEK İSTENİLDİĞİ YER KORUMA ALTINDA BİR ALAN’

Tesis, genişletilmek istenildiği hassas koruma bölgesi için ise daha büyük bir tehlike oluşturuyor, “Hassas koruma bölgeleri, birçok uluslararası çevre sözleşmesi ile koruma altına alınan alanların, habitatın, ekosistemin olduğu yerler. Bunlar mutlak koruma alanı içinde olan bölgelerdir. Arıtma tesisinin sınırlarının genişletilmek istenildiği alanda da pek çok kuş türleri, canlı türleri bir habitat oluşturuyor. Orada sadece bir arazi yok. Koruma altına alınmış bir eko sistem var. Yani böceklerinden tutun, kuşuna, sürüngenine, çayırına kadar koruma altında olan bir alandan bahsediyoruz. Adım atmanın yasak olduğu bir yere tehlikeli atıkları depolamak istiyorlar. Bunu da koruma alanının statüsünün değiştirerek gerçekleştirecekler. Bu proje hayata geçirilirse yüzlerce hektarlık alan hassas koruma alanından kontrollü kullanım alanına dönüştürülecek. Kontrollü kullanım alanı her şeyin yapılabileceği bir alandır. Yani petrokimya tesisi dahil her şeyin yapılabileceği bir alandan bahsediyoruz.”

‘İSTEDİĞİNİZ REZİDANSI DİKER, İSTEDİĞİNİZ KÖPRÜYÜ KURDURURSUNUZ’

Altıparmak’a göre bu uygulama hayata geçirilirse, bu bölgelerde inşa edilecek yerleşim alanları ekosistemin talan edilmesi anlamına gelecek. “Bu alanın koruma statüsü düşürüldüğü anda sadece arıtma tesisiyle kalmayacak. Arkadaki arazileri inşaat firmaları şimdiden satın almaya başladılar. Buralar açılsın da buralara yerleşelim maksadı içindeler. Su arıtma tesisinden Mavişehir’e kadar olan alan kontrollü kullanım bölgesi ilan edildi -ki bu kontrollü kullanım bölgesinde Bakanlık izni olduğu sürece yapılamayacak hiçbir faaliyet yok. İstediğiniz rezidansı diker, istediğiniz köprüyü kondurur, istediğiniz sanayi tesisini kurabilirsiniz buraya.”

BİNLERCE FLAMİNGOLARIN BESLENME ALANI

“Kontrollü kullanım bölgesi statüsü verilen bölge, düzenli olarak 6 binden fazla flamingo barındırıyor ve bu binlerce flamingonun beslenme alanı. ÇED süreçlerinden bakanlıkların nasıl peynir ekmek gibi izin dağıttığını biliyoruz. Yani kontrollü kullanım diye ifade edilen şey aslında koruma değil sömürü. İşte Büyükşehir Belediyesi bu hassas koruma alanının da kaldırılmasını istiyor. Böylece arıtma tesisi sınırın karşısına, hassas koruma alanına da yayılacak” diyen Altıparmak’ın bu konudaki görüşü ise gerçekleştirilmek istenen imar faaliyetlerinin İzmir için pek olumlu sonuçlar doğurmayacağı yönünde: “Yani İzmir’de Mavişehir bölgesindeki inşaat faaliyetleri 5-10 yılı bulmadan kent ormanı sınırına kadar dayanacaktır. İzmir, inşaat baskısıyla karşı karşıya. Kentin içinde yer alan bir kuş cennetinin tehlike altında olmasından bahsediyoruz. Bu kuş cenneti İzmirliler için çok büyük bir şans. Ama maalesef, göz göre göre buraları da elden çıkartmak ve yok etmek isteyen bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız.”