(Melike Çapan / T24 – 17 Eylül 2018)

“Adlarının bile yaşatılamaması, şehir ve Türkiye sinemasının hafızası adına büyük bir kayıp”

Eski İstanbul’un en gözde semtlerinde bulunan iki tarihi sinema yıkıldı. Elmadağ’da yer alan Şan Sineması yerine yapılan alışveriş merkezi (AVM) ile Pangaltı’ndaki İnci Sineması’nın yerine yapılan rezidans, otel ve AVM kompleksinin inşaatları bitmek üzere.

Mülkiyetleri Ermeni Katolik cemaatinin iki vakfına ait olan arazilerde gerçekleştirilen inşaatlar, bitimden sonra Şan City ve Lotus adlarını alacak. Ermeni cemaatinin kat karşılığı devrettiği arazilerdeki inşaatlardan birini Yükselen İnşaat, diğerini ise Mehmet Uyanoğlu Şirketler Grubu üstlendi.

Arasında sadece 2 kilometre olan İstanbul’un tarihi iki sineması unutulmaz filmleri salonlarına taşıdı. Şan Sineması yabancı filmlerin gösterimini yaparken, İnci Sineması’nın önünde Yeşilçam’ın en gözde filmleri için kuyruklar oluşuyordu. Öyle ki, Yeşilçam’ın ‘Sultan’ı olarak bilinen Türkân Şoray, İnci Sineması için şöyle diyordu:

“Bazı sabahlar arabayla özellikle Pangaltı İnci Sineması’nın önünden geçerdim. Kalabalığı, sıraya girmiş beni seven, yüreklendiren seyircilerimi görmek isterdim, çok mutlu olurdum.”

Kendine has mimarileriyle bir dönemin kültür sembolleri olan sinemalar, şimdi İstanbulluların hafızalarında silik bir hatıra olarak kaldı.

Şan Sineması’ndan Şan City’ye

1953 yılında inşa edilen Şan Gösteri Salonu, 1980’li yıllarda Egemen Bostancı tarafından müzikhol haline getirilirken, Şan Sineması ve Şan Tiyatrosu adını aldı. Birçok oyuncunun sahneye ilk kez adım attığı yer olan 80’li yılların gözde kültür merkezi, 1987 yılında Ferhan Şensoy’un ‘Muzır Müzikal’ oyununun gösteriminden sonra çıkan yangın sonucunda kullanılamaz hale gelirken, tiyatronun gece bekçisi Niyazi Özlü de çıkan yangında hayatını kaybetti.

Bir jenerasyonun Münir Nurettin Selçuk’u, bir sonraki jenerasyonunsa Sezen Aksu konserlerini izlediği Şan Sineması’na şimdiki jenerasyon yetişemedi.

Ermeni Katolik Surp Agop Hastanesi Vakfı’na ait olan sinemanın olduğu yerde yükselen Şan City projesi kapsamında alışveriş merkezi ve 6 katlı sıralı ‘tarihi apartmanlar’ yapılacak.

2015 yılında 5 ay boyunca ‘ruhsat’ nedeniyle durdurulan projenin inşaatına Anıtlar Kurulu’ndan çıkan onayın ardından yeninden başlandı. Projeyle birlikte yenilenen Surp Agop Hastanesi de bu sürecin sonunda yeni bir huzurevine de sahip olacak.

“Bana Türk Klasik Müziği’ni sevdiren yer oldu Şan Sineması”

Eski Tarlabaşı Kalyoncu Sokak sakinlerinden Mihail Vasilliadis, her pazar Şan Sineması’nda bir konser olduğunu söyleyerek o dönemi şöyle anlatıyor:

“Münir Nurettin Selçuk’u bir defasında orada dinlemiştim. Bana Türk Klasik Müziği’ni sevdiren yer oldu Şan Sineması. Türk Klasik Müziği’nin bizim kilise müziğiyle benzer tarafları olduğu için bunu bilen Rumlar her pazar oraya konsere giderdi.”

“Okulu kırıp sinemaya gidiyorduk”

Şişli’de doğup büyüyen, İstanbul azınlıkları ve hafızası üzerine çalışan Elif Atalay, Şan Sineması’nın sadece bir sinema değil dönemin kültür merkezi olduğunu anlattı. Atalay, gençlik dönemlerinde okuldan kaçarak gittiği Şan Sineması’nda Guguk Kuşu’ndan Underfire’a, Şampiyon’a kadar dünya sinemasının kült filmlerini ilk orada izlediğini söylüyor. Atalay Sezen Aksu’yu ilk kez orada dinlediğini belirterek Şan Sineması’nı şöyle aktarıyor:

“Egemen Bostancı almış, artık müzikhole dönüştürülmüştü. O yıllarda Sezen Aksu’yu ilk kez orada dinledim. Çocukluğumuzun en tanıdık isimlerinden TRT’deki Zengin ve Yoksul dizisinin başrol oyuncusu Nick Nolte’un filmi Underfire gelmişti. Okulu kırıp sinemaya gidiyorduk.”

İstanbul’da bir güzel bahçeli hastane

Şan Sineması’yla aynı arazi içerisinde yer alan Surp Agop Hastanesi, şimdi bir apartmanda hizmet vermeye devam ederken, inşaatın bitmesinin ardından hastanenin yanına bir de huzurevi yapılması planlanıyor. 19. yüzyıl mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Surp Agop Hastanesi’nin bahçesi de heykellerle süslenmişti.

Atalay, o güzel bahçeyi hastane yıkılmadan hemen önce bir defa gördüğünü merdivenleri otların büründüğünü hatırladığını söylüyor.

Yeşilçam’ın ‘İnci’si yıkıldı

Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı’na ait İnci Sineması’nın inşaatı ise Mehmet Uyanoğlu Şirketler Grubu’na verildi. Yerine rezidans ve AVM yapılması planlanan tarihi sinema 2014 yılında boşaltılmıştı. 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne başvuran Mihitaryan Vakfı’nın talebinin kabul edilmesinin ardından, 2015 yılında Mehmet Uyanoğlu Grubu inşaata başladı. 3 yıldır devam eden inşaatta sona yaklaşılıyor.

İnşaatı devam eden arazide 1946 yılında açılan İnci Pasajı’nın yıkımına Mayıs 2014’te başlanmıştı. Yeşilçam filmlerinin tarihi mekânı İnci Sineması’nın yıkımı 24 Eylül 2014 günü tamamlanmış, yaklaşık 15 dönümlük arazide kültür varlığı olarak onaylanan okul ve kilise dışında esnaflar da tahliye edilmişti.

Sinemanın olduğu arazide bulunan tarihi sarnıç ise iş makineleri ile yok edilmeye çalışılırken bir ihbar ile kurtarıldı. İstanbul Arkeoloji Müzesi arkeologları Bizans dönemine ait bir sarnıç olduğunu tahmin ettikleri yapının yok edilmek üzere olduğunu tespit edip, Koruma Kurulu’na suç duyurusunda bulunmuştu.

Bir dönemin Yeşilçam filmlerinin gösterime girdiği, sinema yazarı Atilla Dorsay’ın ‘dönemin sosyetik sineması’ olarak nitelediği İnci Sineması yerine yapılacak rezidans, otel ve AVM projesi Lotus ismini alacak.

Türkan Şoray: Bazı sabahlar arabayla özellikle İnci Sineması’nın önünden geçerdim

İnci Sineması’nda özel locası olan Yeşilçam’ın Sultan’ı Türkân Şoray, ‘Sinemam ve  Ben’ adlı kitabında sinemanın sahiplerinden Şahan Haki’nin eşi Melina Haki ve kızları Mayda ile Şeyda, hep birlikte bu locadan seyrettiklerini şöyle anlatıyor:

“İnci Sineması hep Türk filmi oynatırdı. Çevirdiğim yeni filmin başladığı hafta, Pazartesi günü ilk seans 11 matinesi seyircileri sinemanın önünde uzun kuyruklar oluştururdu. Bazı sabahlar arabayla özellikle Pangaltı İnci Sineması’nın önünden geçerdim. Kalabalığı, sıraya girmiş beni seven, yüreklendiren seyircilerimi görmek isterdim, çok mutlu olurdum. Maalesef şimdi sinema kapandı. Haki ailesi sinemayı satıp Amerika’ya göç etti. Çok üzülmüştüm. Uzun yıllar o taraflarda bir yerlere gitmem gerektiğinde bir zamanlar Haki ailesinin evlerinin bulunduğu Bomonti’den geçmemek için yolumu değiştirdim. Pangaltı İnci Sineması’nın olduğu yerden geçerken hâlâ hüzünlenirim.”

“Adının bile yaşatılamaması şehir ve Türkiye sinemasının hafızası adına büyük bir kayıp”

İnci Sineması’nı dönemin yerli filmler için vazgeçilmez mekânı olarak tanımlayan Atalay, Osmanbey ve Harbiye arasını ‘sinemalar caddesi’ olarak nitelendirerek şunları söylüyor:

“Pasajların içinde sinemalar olurdu ve hepsi pasajların adıyla anılırdı; Site, Kent, Gazi… İnci Sineması da İnci Pasajı’nın içinde yer alıyordu. Manifaturacıların dükkanları bulunurdu genelde o pasajda. İlk kez babamla gittim İnci Sineması’na. Münir Özkul’un rol aldığı bir filmi izlemiştim…”

Sinemanın seyircisi çekilince pasajın da boşaldığını anlatan Atalay, ilk kez kapısından babasıyla girdiği, lise yıllarının geçtiği doğup büyüdüğü semtin kültür mekanı İnci Sineması’nı anlatmaya şöyle devam ediyor:

“Çok uzun bir süre viran kaldı pasaj. Büyük oranda pasajları hareketlendiren sinemanın seyircisiydi. Yıkılmadan önce bir ara bir podyum kuruldu içine sebebini anlayamadığım. Çok sessizce boşaltıldı, bir Emek Sineması kadar ses getirmedi. Çünkü bir sonraki jenerasyonun bilmediği bir sinemaydı. Beyoğlu sinemaları gibi şehrin genel seyircisini kendine çeken bir salon değildi. Hiçbir zaman bir festival filmi oynatıldığını hatırlamıyorum. İçinde bulunan tarihi kalıntı dahi duyulmadı. Adının bile yaşatılamaması şehir ve Türkiye sinemasının hafızası adına büyük bir kayıp.”