Röportaj

Published on Eylül 28th, 2018 | by Kuzey Ormanları Savunması

Üçüncü havalimanı yolsuzluğunda önemli vurgu: 32 milyar TL hangi siyasilere aktarıldı?

(Ali Ufuk Arikan / Sol – 27 Eylül 2018)

Üçüncü havalimanında yaşanan büyük yolsuzluk dosyasını açıklayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, soL’a açıklamalarda bulundu. Erdoğdu, yolsuzluk sürecine ilişkin önemli bilgiler verirken, ‘Bu şirketlerin hissedarlığı konusunda da, görünen hissedarları dışında, bazı siyasi hissedarları olduğundan şüpheleniyorum’ vurgusunda bulundu.

İşçi cinayetleriyle anılan üçüncü havalimanı inşaatının altından bir de büyük yolsuzluk dosyası çıktı. Dosyayı geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıklayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, 32 milyar TL’lik yolsuzluğun ayrıntılarını ve sürecin detaylarını soL’a anlattı.

Sürecin sadece yolsuzluktan ibaret olmadığını belirten Erdoğdu, halkın can güvenliğinin de ihmal edildiğine dikkat çekti. Erdoğdu, yolsuzluk ağına ilişkin de önemli vurgular yaparak, ‘Bu şirketlerin hissedarlığı konusunda da, görünen hissedarları dışında, bazı siyasi hissedarları olduğundan şüpheleniyorum’ dedi.

‘ORMAN ALANLARINA BİRER MİLYONLUK İKİ ŞEHİR YAPMAK İSTİYORLAR’

Geçtiğimiz günlerde ‘Türkiye’nin en büyük ikinci yolsuzluğu’ olarak adlandırdığınız üçüncü havalimanı ihalesi ve inşaat sürecindeki yolsuzlukları açıkladınız. Bu süreç başlangıçtan bugüne nasıl bir seyir izledi ve bu yolsuzluk ağı nasıl örüldü, buradan başlayalım isterseniz?

Bu süreçte bence en önemli nokta, en çok zarar gören şey benim gözümde Kuzey Ormanları ve bu ormanın katledilmesidir. Çalınan para bugün ya da yarın yerine konulabilir, sorumluları bugün ya da yarın yargılanabilir ama İstanbul gibi dünyanın en güzel kentlerinden birinin elde kalmış son yeşil alanlarından birinin yok edilmesi, su kaynaklarının tahrip edilmesi geri dönülemez bir kıyımdır. Benim bu mega proje setine, yani Kuzey Marmara Otoyolu, Üçüncü Köprü, Üçüncü Havalimanı, Kanal Projesi setine biraz daha yakından bakma sürecim bu çevre katliamı süreciyle başladı diyebilirim.

Öncelikle bu proje setinin mantığını anlamazsak bu sürecin nasıl gerçekleştiğini de anlamamız güçleşir. Erdoğan hükümeti, bir imar ve ihale hükümetidir. Zenginlik kaynağı olarak bildikleri yöntem budur. Bu mega proje seti aslında oltanın ucundaki yemdir. Bunun altında bir inşaat mantığı yatmakta ve İstanbul’da artık boş arsa, arazi hemen hemen kalmamış durumda.

İstanbul’un Kuzey Ormanlarına baktıklarında sıfır maliyetli hazine arazisi görüyorlar. Buraya doğrudan konut, AVM ve diğer projelerini yapsalar çok tepki çekerdi, bu yüzden önce Kuzey Marmara Otoyolu, Üçüncü Köprü, yeni havalimanı projelerine başladılar. Amaçları bu orman arazilerini arsalaştırmak ve buraya birer milyon konutluk iki yeni şehir inşaa etmek. En çok bildikleri imar ve TOKİ rantlarıyla atacakları bu adımla yandaş sermayeyi beslemeyi düşünüyorlardı. Bu sürecin mantığında bu var.

HİÇBİR ÖN ÇALIŞMA YAPILMADI

Ancak “küçük” bir sorun vardı. Bunu yapabilecekleri kamu kaynağı yoktu, bu yüzden devreye yap, işlet, devret modeli girdi. Bu proje modelinin en önemli özelliği çok esnek bir ihale mevzuatına sahip olması. Yani istenilen her türlü yolsuzluğun yapılabilmesine olanak sağlıyor bu yöntem.

Üçüncü havalimanına gelirsek, bir havalimanı yapılmadan önce yapılması gereken işler var. Havalimanı yapacağınız yerde öncesinden beş yıl başlayarak oranın iklim ve hava koşullarını ölçmeniz gerekiyor. Rüzgar, kar, çiğ gibi uçuş güvenliğini riske sokacak doğa olaylarını gözlemek, araştırmak gerekiyor. Bunlar yapılmadı. Havalimanının yapıldığı bölgede, uçuş güvenliğini riske sokacak dönen rüzgarlar, kış aylarında çiğ, kırağı oluşması, fırtına gibi riskler var. Ayrıca bu bölgede zemin etüdü yapılması gerekiyordu. Bu yapılmadan bölgeye devasa hafriyat dökülemez ve bunlar yapılmadan ihaleye çıkıldı. Üstelik Avrupa’dan Asya’ya doğru göç eden kuşların konaklama alanıydı burası. Bu hem uçuş güvenliği için risk taşıyor, uçuş güvenliği için bu alanı kurutursanız da başka bir mola alanı yok kuşların ve kuş göçleri ekolojik denge açısından çok kıymetli.

İhalenin başındaki eksiklikler bunlardı.

‘DÜNYA YOLSUZLUK TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR ŞEY’

Buraya tekrar dönmek üzere, ihale sürecinde neler yaşandı?

İhale 3 Mayıs 2013 tarihinde yapıldı. Yap, işlet, devret projelerinde firmalar, işletme süresi, yatırım süresi, yatırımdaki temel kalemler neler ve verilen garantiler neler, bunlara bakarlar ve tekliflerini bunlara bakarak verirler. İlk ihaleye çıktıklarında şunu söylediler; havalimanı denizin 90 metre üzerinde olacak. Bu projenin 5, – 5,5 milyar doları neredeyse hafriyat ve altyapı çalışmalarından oluşuyor ve bu 90 metrelik yükselik bunun en önemli başlıklarından biriydi. Bu arazinin sağlam yapılarla, kayalarla sıkılaştırılması gerekiyor çünkü.

Kurgu rant olunca arazi özellikleri de dikkate alınmamış öyle mi?

Rantta da iki şey vardır, “bilinçli” yapılsa bu kadar olmaz. Ahlaken, hukuken, ekonomik olarak zarar görürüz. Şimdi bir de hayatlarımız tehlikeye atılıyor.

Tekrar ihale sürecine dönersek, bu ihalede bu koşullar konuldu ve herkes teklifini ona göre verdi. Mesela ihalenin 90 metre değil 60 metre yapılacağı söylenseydi, bu ihale 22 milyar dolar değil de, 30 milyar avro olurdu, teklif yükselirdi, kira teklifi. Yani firmalar baktılar ki çok yüksek inşaat maliyeti var, bu teklifi verdiler.

Asıl yolsuzluk tam da burada devreye giriyor.

Yap, işlet, devret projelerinde ihale yapılır iki hafta, üç hafta maksimum bir ay sonra yer teslimi yapılır ve süre başlar. Burada iki yıl geçmesine rağmen yer teslimi yapılmadı. 42 aylık bir inşaat süresi öngörülüyor ve bunu geciktirirseniz de günlük cezası var. 100 bin avroydu sanıyorum. İnşaatı zamanında bitiremediğinizde cezanın yanı sıra kira ödemeniz de başlıyor. Normalde 2013 Haziran ayında başlaması gereken inşaat süresi 2015’in Mayısı’ında başladı. Fiili yer teslimi yapıldı, sondajlar yapıldı, alt yapı çalışmaları başladı ama resmen yer teslimi yapmadılar. 7 Haziran 2014’te Recep Tayyip Erdoğan, yer teslimi yapılmamış bir projede gitti temel attı. Bu dünya yolsuzluk tarihine geçmiş, görülmemiş bir şey. Süre başlatmamak için yer teslimi yapmıyorsunuz, sonra da gidip temel atıyorsunuz. Bu dünyanın başka yerinde olsa yer yerinden oynardı.

‘2 MİLYAR 90 MİLYON AVROLUK YOLSUZLUK’

Peki, buna “gerekçe” olarak neyi gösteriyorlar?

Güya Orman Bakanlığı izin vermedi diyorlar. Normalde bir proje başlarken bütün izinlerin alınmış olması gerekir ve uygulama projesinin de çıkmış olması gerekir. Böylesi bir dönemde, böyle bir iktidar partisi varken bu mümkün mü, Orman Bakanlığı güya izin vermemiş. Bu görüntü altında iki yıllık geç teslim yolsuzluğunu kapatmaya çalışıyorlar. Bir yıllık kiranın bir milyar 45 milyon avro olduğunu düşünürseniz iki yıl geç teslimde bu müteahhitlerin ödemediği kira, 2 milyar 90 milyon avro oluyor. 2 milyar 90 milyon avro kamu zarar ediyor. Bu birinci büyük yolsuzluk.

BİRÇOK YOLSUZLUK BAŞLIĞI DAHA VAR: PİSTLER, BETONLAR, BİNALAR, TOPRAK…

Bu sadece bir başlık. Başka yolsuzluklar da var. Pistlerin yeri, binanın teknik özellikleri, öngörüldüğü kadar beton kullanılmaması, çimento kullanılmaması, kaya konulacak yere toprak konulması, denizden toprak çekilmesi gibi. Bunları da tekrardan çok daha kapsamlı şekilde ortaya koyacağız. Şimdilik bu büyük yolsuzluk kalemini gündeme getirmeye odaklanmalıyız.

‘TÜRKİYE’NİN BÜTÇESİNİN YÜZDE 5’İ, BU BEŞ MÜTEAHHİDİN CEBİNDE’

Bu süreçte ikinci büyük yolsuzluk biraz önce sözünü etmiştim, ihaleye 90 metre yükselikle çıkıldı. Yani düşünün ki, Şişli kadar bir yerde gerektiği yerde çukur dolduracaksınız, gerektiği yerde dağları düzelteceksiniz ve büyük kayalar taşıyarak 90 metre yükselik sağlayacaksınız. Projenin belki 5 milyar doları bu hafriyat meselesi, kalan 2,5 milyar dolar bina masraflarıdır. 90 metreden 60 metreye indirdiğinizde 30 metrelik hafriyattan vazgeçmek milyonlarca metreküp hafriyattan vazgeçilmesi anlamına da geliyor demek. Bizim hesaplamalarımıza göre, bu değişiklik 2,5 milyar avro civarında maliyet düşüşüne neden oldu. Yani 7,5 milyar avro gösterilen proje aslında 5 milyar avroya düştü. Yani 2,5 milyar avro bu mütehhatitlerin cebinde tutuldu. İki yolsuzluğun toplamı 4 milyar 590 milyon avro ediyor. Bunu da düşük bir kurla çarptık, 32 milyar lira ediyor. Türkiye’nin teoride bütçesinin 600 milyar lira olduğunu düşünürsek, bütün bütçemizin yüzde 5’i, bu beş mütehhati grubuna aktarılmış demek.

Bu büyüklükteki yolsuzluklar hiçbir “denetime” takılmıyor mu?

Bu yolsuzluklar Sayıştay raporlarında yer alıyor, tespit edilmiş ama korkakça ve utangaçca yapılmış. Normalde bu projenin durdurulması ve haksız bedellerin müteahhitlerden alınması gerekiyor. Ancak hiçbir şey yapılmamış, sadece tespit yapılmış, bu yetmez. Kamu görevlisinin suçu ihbar etme yükümlülüğü var. Biz tespit ettiğimiz tüm bu yolsuzluk başlıklarına ilişkin cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağız.

‘TARİHE NOT DÜŞECEĞİZ, KESİNLİKLE YARGILANACAKLAR’

Bunun bir sonucu olacak mı sizce?

Mevcut yargı düzenin farkındayız, ancak bu suç duyurusunu yaparak tarihe bir not düşeceğiz. Bunlar gelecekte kesinlikle yargılanacaklar. Bu bizim hem hukuki hem siyasi namus borcumuz, hem de anayasal görevimiz.

‘BU ŞİRKETLERİN GÖRÜNEN HİSSEDARLARI DIŞINDA SİYASİ HİSSEDARLARI OLDUĞUNDAN ŞÜPHELENİYORUM’

Havalimanı inşaatını yürüten firmaların ortak özelliği iktidara yakın olmaları. Bu adı geçen firmalar, bir “havuz medyası” oluşturulması karşılığında aldığı ihalelerle de gündeme gelmişti daha önce. Bu firmaların son 16 yılda yaptığı birçok iş düşünüldüğünde yolsuzluğun boyutunun da çok daha yüksek olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir de bu şirketlerin tüm bu süreçlere rağmen bir dokunulmazlık zırhı olduğunu… (Limak, Cengiz, MAPA, Kolin ve Kalyon adlı beş inşaat şirketinin oluşturduğu İGA, havalimanı projesini yürütüyor.)

İktidarın aklında servetin el değiştirmesi ve kendisini uzun yıllar finanse edecek yeni bir sermaye çevresi oluşturmak vardı, bunu planladılar. Kamuya ait kaynaklar, kendi gözlerinde “yarı kamusal” gördükleri bu şirketlere aktarıldı. Ben bu şirketlerin hissedarlığı konusunda da, görünen hissedarları dışında, bazı siyasi hissedarları olduğundan şüpheleniyorum. Bu konu çok konuşuluyor, kulaktan kulağa söylentiler yayılıyor. Bu rejim değişikliği, yolsuzluk ve kaynak aktarma sürecinde bir sorun yaşanmasın diye yargıdaki dönüşüm de tamamlandı. Böylelikle vatandaşın soyulmasının üzeri sürekli örtülmeye çalışıldı. Bunun üzerini dosya olarak kapatırsınız ama halkın üzerindeki etkisini ve Türkiye’nin içine girdiği krizi kapatamazsınız.

Bir kriz tartışması devam ederken bu büyüklükteki bir yolsuzluğun sorumlarına ilişkin neler söylemek istersiniz? Bir de hissedarlık başlığını biraz daha açabilir miyiz?

Bu ülkedeki siyasi sorumluluk figürü Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu ülkede yaşanan bütün melanetin sorumlusu Erdoğan’dır. Halkın gözünde de odur.

Buraya nasıl geldiğimiz, çok kısa anlatmaya çalışayım, bir rejim değişikiliği planı vardı. Bu çok ortaklıydı, Cemaat’le rantta anlaşamadılar, batı desteği vardı, yetmez ama evetçiler vardı… Bu desteklerini kısmen kaybettiler, tümden değil, kısmen kaybettiler. Bu süreçte halkın gözünü boyamak için ekonomik kimi hamleler yapıldı, bu da kamu kaynaklarının satışı ve çok yüksek borçlanmayla oldu. Bu süreç sonunda yanılsamalı bir ekonomik rahatlama görüldüğü iddiası gündeme geldi ama o süreç tamamlandı artık, Türkiye ekonomisinde artık yumuşak iniş sürecinin bittiği, duvara çarpma sürecinin başladığını herkes görüyor. Türkiye’de kuvvetler birliği sistemine geçilmiş, devletin kurumları çökertilmiştir. Türkiye hızla bir Ortadoğulaşma sürecindedir, bunun çok büyük ekonomik sonuçları olacaktır. Bunun tek çözümü Erdoğan ve onun türevlerinin demokratik yollarla iktidardan uzakşaştırılması ve uzun yıllar hep birlikte tamirat için mücadele etmektir.

Yaşadığımız bu yolsuzluk sürecinin özeti kısacası bu sürecin tamamının ürünüdür.

‘UÇUŞ GÜVENLİĞİ BÜYÜK TEHLİKE ALTINDA’

Başta biraz değinmiştiniz, bitirirken kısaca tekrar dönersek, havalimanının uçuş güvenliği risklerinden söz ettiniz. Bu başlığı biraz açarsak neler söylersiniz? Çöken bir pist fotoğrafı da basına yansımıştı biliyorsunuz.

Bu havalimanı iklim olarak uygun olmayan bir yere yapıldı. Dönen rüzgarlar, kırağı, çiğ… Kısacası uçuş güvenliğine çok uygun görünmüyor bu alan. Bir diğer başlık inşaat yapılan zemin çürük olduğu için, eski maden sahası olduğu için ve iyi bir dolgu yapılmadığı için büyük bir tehlike bizleri bekliyor. Küçük depremlerde bile zeminin altında büyük çökmeler olabilir, bu da çok büyük zararlar doğurabilir. İnşaat sırasında bir bölümü çökmüştü, bir uçağın inmesi kalkması durumunda böyle bir şey olduğunu düşünemiyorum bile. Yeterli zemin etüdü yapılmadı, hava şartları yeterince incelenmedi. Bunlar uçuş güvenliği için büyük tehlike. Uçuş güvenliği tehlike altında.

‘HAVALİMANININ 31 ARALIK’TA DA AÇILMASI MÜMKÜN DEĞİL’

Diğer mesele işletmeyle alakalı. Bu havalimanın 29 Ekim’de açılması mümkün değil. 31 Aralık’ta açılması da güvenli bir uçuş için mümkün görünmüyor. Burada suçu THY’ye yükledi müteahhitler. İki tarih arasında bile 3 aylık süre var ve bu tarih aralığında 300 milyon avroya yakın bir kira meselesi var. Açamıyorsa kirasını ve cezasını ödemek zorunda kalacak. Bu yüzden suçu THY’nin üstüne yıkmaya çalışıyorlar. Oysa THY’nin normal operasyon yapabilmesi için yeterli hiçbir tesis yapılmamış durumda. Uçak hangarları yok, personel için yeterli tesis yok, kargo bölümü için yeterli tesis yapılmış değil, yiyecek-içecek için gerekli tesis yapılmamış. Bunların hepsi Atatürk Havalimanı’ndan sağlanacak. İki havalimanı arasında 35-40 kilometrelik bir mesafe var. Her gün 160 kamyonluk yiyecek taşınması gerekiyor, yaz aylarında bu yiyeceklerin bozulma riskinden tutun, İstanbul trafiğine getireceği artı yüke kadar bir sürü başlık var. Her yıl bir milyon metreküp uçak kargosu var. Burada yapılamayacağı için bu işlem Atatürk Havalimanı kargo tesislerinde yapılacak, bu da yüzlerce kamyonluk yeni bir trafik anlamına geliyor. Uçakların konaklaması ve bakımı gerektiğinde bu uçaklar Atatürk Havalimanı’na gidecek ve aynı anda bu iki havalimanı çalışamıyor operasyon zorlukları nedeniyle. Bütün bunlar THY’nin operasyon maliyetlerini çok arttıracak.

BÜYÜK BİR CEZA ÖDENMESİ MUHTEMEL

Yani Atatürk Havalimanı bu sürecin yükünü taşımaya devam edecek?

Üçüncü havalimanı acele açılacağı için olası bir problemde hizmet vermesi kesilebilir. Bu nedenle Atatürk Havalimanı’nın emre amade tutulması gerekiyor. Ama Atatürk Havalimanı binalarıyla emre amade tutulamaz, personeliyle birlikte tutulması gerekiyor. Yani bu da iki ayrı havalimanı ve kiracı anlamına geliyor. Üstelik Atatürk Havalimanı’nın özelleştirme ihalesinin bitmesine iki yıl var. İki yıl kala yeni bir havalimanı açtığınızda karşı tarafın mahrum kalınan karlarıyla birlikte kira talebi olacaktır.

Bu yeni bir ceza anlamına gelir mi?

Uluslararası tahkime gittiğinde kuvvetle muhtemel bu parayı faiziyle ödemek zorunda kalırız, bu da başka bir kamu zararı.

Bu sürecin tamamı kamu zararıyla örülü, kamu yararı baştan beri gözden çıkarılmış durumda…


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑