Makale

Published on Kasım 15th, 2018 | by Kuzey Ormanları Savunması

Sibirya’dan Fırtına Vadisi’ne uzanan ‘yavaş ölüm’

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 14 Kasım 2018)

Üstelik ‘Sibirya’daymış bana ne’ deme lüksü de yok, orada başlayan tahribat yayılarak geliyor, Türkiye’nin Karadeniz ormanlarını yok ediyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) dün açıklanan “Dünya Enerji Görünümü 2018” raporunun temel tespitlerinden biri, küresel ısınmayı bilim insanlarının önerdiği 1,5°C’de ya da daha kötüsü 2°C’de sınırlandırabilmek için yeni enerji projelerinin düşük karbonlu olması veya mevcut fosil yakıtlara dayanan santral altyapısının temizlenmesi gerektiği yönünde.

Çünkü, dünya mevcutlara eklenecek yeni fosil yakıt enerji santrallerinin yükünü kaldırabilecek halde değil, zaten kaldıramıyor da…

Geçen hafta yine hiç üzerinde durma zahmeti gösterilmeyen bir haber vardı.

Türkiye’nin tek yaşlı şimşir ormanı niteliğine sahip ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nca (WWF) koruma altına alınması gereken 200 ekolojik bölge arasında gösterilen Rize’nin Fırtına Vadisi’ndeki şimşir ağaçları kurumaya başladı.

Yapılan saha araştırmasında, Sibirya’dan ithal edilen kömürün nakliyesi sırasında mantar hastalığının çevreye yayılıp, ağaçlara zarar verdiği belirlendi. Hastalık nedeniyle şimşirlerin gövde ve dallarında çürümeler görüldü, odun dokusunun niteliği bozuldu. Geçen zaman içinde ağaçlar kuruma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı.

Hastalık 2010’dan bu yana devam ediyor. Aslında sebep gayet net biliniyor. Türkiye’nin Sibirya’dan ithal ettiği kömürün nakliyesi ormanları yok ediyor.

Hatta bununla ilgili derinlemesine bir çalışma gerçekleştirildi ve geçtiğimiz mayıs ayında da “Sibirya’da Yavaş Ölüm” adıyla yayınlandı. Rapora şuradan ulaşmak mümkün…

Ormanlarla ilişkili toplulukların çevre ve temel haklarıyla ilgili çalışan Avrupa merkezli sivil toplum örgütü Fern ile Kömür Eylem Ağı (Coal Action Network) tarafından birlikte hazırlanan rapor, Güney Sibirya’nın Kuzbass bölgesindeki kömür madeni genişlemesinin bölgedeki Türk topluluklarından olan yerli Şorların yaşam alanları üzerindeki tahribatı ortaya koymuştu.

Rapora göre, geçen yıl Kuzbass’taki kömür üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 6,2 artış gösterdi. Kuzbass’tan kömür ithal eden 22 ülkenin 11’ini Avrupa Birliği ülkeleri oluştururken, Sibirya Gümrük İdaresi’ne göre 2016 yılında Kuzbass kömürünün en büyük ithalatçıları Güney Kore, Japonya, İngiltere ve Türkiye olarak sıralandı.

Yani, Türkiye Sibirya kömürlerinin en büyük dördüncü ithalatçısı konumunda.

Her ne kadar küresel ölçekte kömür üretimi düşüşte olsa da, 2016 yılında Rusya’nın kömür üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 3 artış gösterdi. Ülke, halihazırda dünyanın üçüncü en büyük kömür ihracatçısı. Kuzbass bölgesi, Rusya’nın genişleyen kömür endüstrisinin merkez üssü. Rusya’nın kömür ihracatının yüzde 76’sı oradan geliyor, büyük kısmı Avrupa limanlarına sevk edilerek oradan enerji santrallerine gidiyor.

Yalnızca Türkiye, 2016 yılında Kuzbass bölgesinden toplam 10,4 milyon ton kömür ithal etti. Ayrıca Rusya merkezli farklı resmi kaynaklara göre, aynı yıl Türkiye’nin Rusya’dan kömür ithalatı toplamda 11,5 milyon ton olarak gerçekleşti.

Türkiye’nin ortalama 37 milyon ton civarında kömür ithal ettiği göz önüne alındığında Türkiye yaklaşık ithal ettiği her 3 ton kömürün 1 tonunu Şor halkının yaşadığı yerden alıyor.

İthal kaynaklara bağımlılığını kırmak amacıyla “yerli ve yenilenebilir enerji” politikası uyguladığını iddia eden Türkiye’nin kurulu gücü 85 bin MW civarında. Planlanan yatırımlar var. Ancak, yerli kömür işe yaramadığı için ve istenen verim alınamadığı için Rusya’dan, Kolombiya’dan, Afrika ülkelerinden kömür ithal ediliyor. Denetim ve şeffaflık olmadığı için hangi ülkelerden termik santraller için kömür ithal ediliyor meçhul. Bu rapor bir nebze olsun Türkiye’nin kömür ithalatı ile ilgili Rusya tarafıyla ilgili fikir veriyor.

Rüzgâr ve güneşin hızla düşen fiyatlarının değiştirdiği piyasa koşullarında doğalgaz ve özellikle kömür santralleri üretim yapma konusunda teşviklere ihtiyaç duyuyor. Yatırım maliyetlerini karşılamakta zorlanan santraller, kamu fonlarıyla ayakta tutulmaya çalışılıyor. Halen enerjide ithal kaynaklara bağımlılık çok ciddi seviyelerde.

Sibirya’ya dönecek olursak rapor, kömür madenciliğinin ormanları nasıl tahrip ettiğini, Kuzbass’ın havasını, suyunu ve toprağını nasıl kirlettiğini ortaya koyarken madenlerin yakınında yaşayan topluluklarda ortaya çıkan hastalıklar ve sağlık sorunlarındaki artışları gösteren kanıtları da içermesi açısından önemli. Kanser türleri, verem, kalp ve damar hastalıklarını kapsayan sağlık sorunları, yerel halkın beklenen yaşam süresinde azalmaya yol açıyor.

İnanış ve yaşam biçimleri doğrudan bulundukları çevreye göre şekillendiği halde genişleyen madencilik aktiviteleri yüzünden, kendi deyimlerine göre topraklarında yavaş bir ölüme teslim edilen yerli Şor Türkleri’nin tanıklıkları ve gerçek hikâyeleri raporun merkezini oluşturuyor. Yapılan hesaplara göre, bölgedeki Şor nüfusu, son yedi yılda yaklaşık yüzde 50 azalma göstermiş. Önceden ormanlık olan çok fazla olan Şor köyü, madencilik yüzünden bugün tahrip edilmiş durumda.

Mesele sadece kömürü çıkarmakla, satmakla, yakmakla bitmiyor, bölgede yaşananlar ciddi bir yaşam hakkı gasbına, adaletsizliğe ve yerinden edilmelere işaret ediyor. Dolayısıyla, birilerinin yaşam alanına, toprağına, ormanlarına, geleneklerine, sağlığına mal olan bir enerji üretim faaliyetinden herkes sorumlu.

Üstelik “Sibirya’daymış bana ne” deme lüksü de yok, orada başlayan tahribat yayılarak geliyor, Türkiye’nin Karadeniz ormanlarını yok ediyor.

Dolayısıyla kömürü teşvik, her yönüyle ölümü teşviktir…


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑