(Hürriyet Konyar / BirGün, 16 Ocak 2019)

Bundan iki yıl kadar önce Boğaziçi Üniversitesinde bir tüketici kooperatifinin olduğunu öğrenip alışveriş yapmamla birlikte tüketim konusunda yeniden düşünmeye başladım. Yaşadığımız hayatın içinde artık doğal bir akış olarak gördüğümüz tüketim Baraka denilen küçük kulübede farklı bir şekil alıyordu. Öncelikle istediğimiz her saatte açık değildi ve istediğimiz bütün ürünler de yoktu. Ürün çeşitliliği de yoktu.

Bizi buraya çeken ne vardı, bir kere satılan ürünler doğrudan küçük üreticiden geliyordu. Yani arada bir aracı falan yoktu. Akademik bir kâr da söz konusu değildi. Üstelik bu küçük üreticiler yıllardır ürünlerini bin bir zahmetle herhangi bir zirai ilaç vs. kullanmadan üreten bu işi yapan üreticilerdi.

Mesela Datça’nın Sındı Köyü’nde üretici kooperatifi kurmuş olan ve badem, bal, zeytinyağı gibi ürünleri bin bir zahmetle yetiştiren Ömer Ohan böyle biriydi. Onunla tanıştığımda kendisinin yıllardır üreticilere doğru, ilaçsız tarım yapmayı öğrettiğini ve bu görevi ülkesi adına bir öncü adım olarak yaptığını ve sıkıntı çekmeden bu işlerin olmayacağını söylüyordu. Bunu söylerken kişisel olmaktan uzak, toplumsal bir sorumluluk duygusu içindeydi.

Niğde’de kuru fasulye, nohut eken Ali Ünüvar yine böyle biriydi. Malını teslim etmeden parasını almayan ve bir kere tadın bakalım beğenecek misiniz diyen birisi.

Ürünler Türkiye’nin dört bir köşesinden kargo ile geliyor ve tüketiciye üreticinin belirlediği fiyat üzerinden satılıyordu. Doğrusu beni buraya çeken fiyatların uygun olmasından öte küçük üreticinin titizlikle ürettiği güvenilir gıdaya erişebilmek olanağını sağlamış olmasıydı.

Bükoop sayesinde tanıştığım bu farklı tüketim anlayışını anlayabilmek için o zamanki yöneticilerden biri olan Engin Ader’le de yaptığımız bir görüşmede, kooperatifin kurulma amacının, tüketicinin sağlıklı gıdaya erişimi için örgütlü olması adına gerçekleştirildiğini, ancak aynı zamanda örgütlü küçük üreticiyi oluşturmayı ve her iki topluluğu bir araya getirmeyi de hedeflediklerini söylemişti. Ader, ürünlerin seçkinleştirilmesine karşı olduklarını, bu anlamda organik ürünlere de çekimser olduklarını, organiğin küçük üreticinin maliyetini arttırdığını ve zor duruma soktuğunu ve güven ilişkisi kurulabilmesinin, olanaklı hale geldiğini ve bu şekilde üreticilerin de yavaş yavaş dönüştürülebileceğini belirtmişti.

Bükoop Tüketici Kooperatifi ve etik tüketim anlayışı ile tanışmam böyle oldu. Sonrasında Bükoop’un yol göstericiliği ile kurulan Kadiköy, Koşuyolu, Beşiktaş, Şişli, Sefaköy’deki Dayanışma gibi birçok semt kooperatifinin yanı sıra, Artvin’de Hopa Çay, Tunceli’de Ovacık, Hatay’da Ova Antakya, İzmir’de Seferihisar Hıdırlık, Diyarbakır’da Mezopotamya vb. çeşitli kooperatifler ile gıda toplulukları kurulmuş veya halen kurulmaya çalışılıyor.

ÜRETİCİ İLE TÜKETİCİ BİR ARADA

Ortaklık temelli gıda hareketleri içinde yer alan kooperatifler aracılığıyla sürdürülebilir ve etik bir tüketimin mümkün olup olmadığını anlamaya çabalarken gerçekleştirilen çabaların en önemlisinin küçük üretici ile tüketicinin bir araya getirilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Bir yandan küçük üreticinin doğal yöntemlerle ürününü yetiştirme çabasını tüketiciye ilk elden aktarırken diğer yandan da tüketicinin bu ürünü dikkate almasını ve bilinçli tüketmeye çalışmasına odaklanmasına olanak sağlıyor. Öte yandan tüketici kooperatifleri, tüketicinin etik ve sürdürülebilir tüketimle, toplumsal faydayı önde tutarak bireysel haz sağlayıcı tüketimcilik anlayışından uzaklaşmasını hedefliyor. Böylece kooperatifler tüketiciye etik tüketim anlayışı ile toplumsal bir sorumluluk duygusu da veriyor.

Tüketim ilişkilerini dönüştüren kooperatifleri tartışmaya devam edeceğiz.