Makale

Published on Ocak 23rd, 2019 | by Kuzey Ormanları Savunması

Milyonların iklim krizi, Davos elitlerine iş fırsatı

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 23 Ocak 2019)

Bu yıl yine jetlerinden vazgeçmeyip ama iklim değişikliğiyle mücadeleyi konuşmaya gelen Davos elitlerinin nasıl havanda su döveceği gündemdeydi.

Bir Dünya Ekonomik Forumu (WEF) daha Davos’ta başladı. Zirve başlamadan önce siyasi liderlerin pek çoğunun Davos’a gelmeyeceği meselesi gündem oldu. Davos’un toplantı salonlarında bu yıl ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Theresa May, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi isimler yok.

Her yılın ayrı bir hikâyesi ve gündem maddesi var, bu yılki zirve “Küreselleşme 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi Çağında Küresel Yapıyı Şekillendirmek” teması ile düzenleniyor. Zirvede diğer ana gündem maddeleri her yıl aslında üç aşağı beş yukarı hep aynı. Küreselleşme, iklim değişikliği ve tüm dünyayı ilgilendiren daha birçok mesele ele alınıyor.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Klaus Schwab, küreselleşmenin dördüncü dalgasının insan odaklı olması gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda Dördüncü Sanayi Devrimi kitabının yazarı olan Schwab, daha kapsayıcı olması gereken küreselleşmenin şu anki şekliyle sürdürülebilir olmadığı fikrinde.

Schwab’a göre, insanlık yaşama ve çalışma biçimlerini kökten değiştirecek teknolojik bir dönüşümün başında ve ilk kez bu kadar karmaşık bir yapıyla başa çıkmaya çalışacak. Ancak, küreselleşmenin dördüncü dalgasının insan odaklı olması gerektiğini söyleyince düğmeler yine baştan yanlış iliklenmiş oluyor.

İnsan odaklılığın dünyayı nasıl tükettiğini ve nasıl bir yok oluşun eşiğine getirdiğini dünyanın her coğrafyası farklı şekilde deneyimliyor. Diğer canlıları da kapsamayan, doğa ve ekoloji odaklı olmayan hiçbir küresel yaklaşımın doğru işlemeyeceği geçmiş tecrübelerden zaten görünüyor.

Zirve başlamadan önce İngiliz Oxfam’ın Forbes ve Credit Suisse’in verilerini kullanarak hazırladığı raporda dünyadaki gelir dağılımı adaletsizliğiyle ilgili çarpıcı sonuçlar açıklandı. Rapora göre en zengin 26 kişinin serveti dünya üzerindeki 3.8 milyar insanın servetine denk. Üstelik zenginler, 2018 yılında servetlerini 900 milyar dolar daha artırmış. Ayrıca, dünyadaki milyarder sayısı 2008 finansal krizinden bu yana iki katına çıkmış.

İster istemez zenginle yoksul arasındaki uçurum giderek büyürken, bu da toplumsal öfkeye neden oluyor. Gelir adaletsizliği yükselirken, dezavantajlı kesimlerin sağlık, eğitim, ulaşım gibi kamusal hizmetlere erişim giderek zorlaşıyor. Aynı zamanda zengin ve yoksul arasında giderek açılan uçurum, yoksullukla mücadeleye de zarar veriyor.

Bu kadar çok adaletsizlik içinde “Hâlâ mı insan odaklılık?” diye sormak gerek…

Bu yıl yine jetlerinden vazgeçmeyip ama iklim değişikliğiyle mücadeleyi konuşmaya gelen Davos elitlerinin nasıl havanda su döveceği gündemdeydi. Bu yılki zirve için toplamda 1500 tekil özel jet uçuşunun gerçekleşeceği belirtiliyor.

Sonra bu özel jetlerine binip giden insanlardan yükselen eşitsizliğe ve bozulmuş iklime çare bulmalarını bekleyeceğiz öyle mi?

Şöyle birkaç yıl geriye bakınca hep aynı teranenin konuşulduğu da açıkça görülüyor.

Ne Davos’a gelen iş dünyasının temsilcileri ve siyasetçiler özel jetleriyle gelmekten vazgeçiyor ne de toplantı salonlarında ettikleri gevezeliklerin gezegeni kurtarmaya yetmeyeceğinin farkına varıyorlar.

Planet Earth, Life, Africa gibi çok önemli BBC belgeselinin yaratıcısı ve anlatıcısı 92 yaşındaki Sir unvanlı David Attenborough’un dünyadaki biyoçeşitliliğin iyileştirilmesi ve korunması için acil harekete geçilmesi gerektiği konuşmasını yaparken özel jetler hâlâ Davos’a iniş yapıyordu.

Attenborough’un şu sözlerini alıp duvara asmak gerekir:

“Holosen çağı sona erdi. Artık Cennet Bahçesi yok. Dünyayı o kadar çok değiştirdik ki, bilim insanları yeni bir jeolojik çağda olduğumuzu söylüyorlar: Antroposen yani insanların çağı.”

Yine her yıl zirve başlamadan önce Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Küresel Riskler 2019 Raporu açıklanıyor.

2019’da açıklanan rapor, artan jeopolitik ve jeoekonomik gerilimlerin bu yılın en acil riski olduğuna dikkat çekmiş.

İhtimali en yüksek olarak sayılan 10 riskin altısı iklim ve çevreyle ilgili, aşırı hava olayları birinci sırada, iklim değişikliğiyle mücadelede azaltma ve uyumlaştırmanın başarısız olması, insan kaynaklı çevresel zararlar ve felaketler bunlardan sadece birkaçı.

Etkisi en yüksek beş riskin üçü yine iklim ve çevre ile ilgili. İlk sırada yukarıda sıraladığım üç risk tek maddede verilmiş.

Dünyada milyonlarca insan için, ülkeleri için, yaşam alanları için varoluş meselesi, ölüm kalım mücadelesi için kaybedilecek en ufak bir zaman lüksü yok.

Greenpeace Uluslararası İcra Direktörü Jennifer Morgan, Euronews’ta yayınlanan makalesinde, “Daha fazla liderliğe ihtiyacımız var. Şu anda, iklim liderliği sanayiden ya da hükümetlerden. Eylemsizliğin sonuçlarının tam olarak farkında olan gençlerden geliyor” diyor.

Çok da haklı, zira dünyadaki pek çok gence ilham kaynağı olan 15 yaşındaki İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, COP24 zirvesinden sonra Davos’un yolunu tuttu.

Küresel bir iklim hareketine dönüşen iklim için okul grevine ilham veren Greta’nın, İsviçre’nin kayak merkezinde toplananların harekete geçmesi için 65 saatlik gidiş-dönüş tren yolculuğuna çıkmasının önemli bir amacı var.

Jennifer Morgan’ın o makalede dikkat çektiği bir diğer nokta da şu:

“Dördüncü Sanayi Devrimi, iklim krizine ilişkin çözümlere yaklaşım yöntemimizi tamamen yeniden tasavvur etmemizi sağlayabilir. Ancak, bu devrim iklim değişikliğini çözümlemeyi eylem planına amaçlarından biri olarak koyarsa… 2030 yılına kadar en azından küresel emisyonları yarıya indirmek için bağlayıcı hedefler benimsemelerine ihtiyacımız var. Bu düzeyde bir krizi kamu/özel ortaklığına devredemeyiz. 2050 yılına kadar karbon içermeyen bir ekonomiye ulaşmak için hükümetlerden ve şirketlerden kısa vadeli eylemlere ve uzun vadeli taahhütlere ihtiyacımız var.”

Oysa Davos elitleri sanki hâlâ iklim krizini düzeltmek/geri döndürmek için vakit varmış gibi yapmaya devam ediyor. Avrupa’daki bazı sivil toplum kuruluşlarının Dünya Ekonomik Forumu’na yönelik getirdiği en büyük eleştiri Forum’un katılımcı şirketlere finansal açıdan tamamen bağımlı olduğunu yönünde.

WEF’e standart üyelik 60 bin dolar olarak açıklanırken, organizasyona stratejik ortak üyelik 600 bin dolara mal oluyor. Davos zirvesine katılmak için 27 bin dolar ekstra ücret talep ediliyor. WEF’i eleştirenler, organizasyonun toplantılarının, -buna Davos Zirvesi de dâhil- büyük şirketlerin para yatırarak gözden uzak bir şekilde hükümetlere lobi yapabilmesi için güvenli bir alan oluşturduğunu iddia ediyor.

Milyonların hayatta kalma savaşına İsviçre’nin küçük lüks dağ kasabasında ne kadar çözüm bulunur artık o kadarını da siz düşünün…

 


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑