Makale

Published on Ocak 30th, 2019 | by Kuzey Ormanları Savunması

Toprağın korunması mı dediniz?

(Mustafa Altıokka* / Evrensel – 28 Ocak 2019)

İnsan eliyle araziyken arsaya dönüştürülen veya ‘vasfı’ değişen toprağı yine insan vasıtasıyla insandan korumayı anlamalıyız.

Hemen hemen her gün gazete ve diğer yayın organlarında gıda, beslenme, açlık sorunlarından bahsedilir. Ve bu konu genellikle ulusal değil, evrensel ölçüde değerlendirilir. Evrensel ölçüde değerlendirilmesi son derece mantıklıdır. Çünkü insanlığın toptan doyması önemlidir. Konu ele alınırken artan nüfus, sabit kalan diğer veriler üzerinden bir çıkarsama yapılır ve ister istemez mesele buradan sabit kaynaklarımız olan hava, su ve toprak kaynaklarına gider. Örneğin aynı çerçevede enerji de önemlidir ancak enerji dünya kaynaklarının sabitesi açısından ikincildir. Zira enerji eldesi için yine su, toprak, maden kullanılır. Örneğin gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen tarım arazisi, 1960’ta 7 dekar iken 2008’de 4.6 dekara düşmüş, 2050’de 4 dekara kadar düşmesi, gelişmekte olan ülkelerde ise 1960’ta 3.35 dekar iken 2008’de 1.86 dekar, 2050’de ise 1.39 dekara düşeceği beklenmektedir. Eğer kentleşme bu hızla sürerse 2050 yılında 170 milyon hektar toprak daha şehirlerle örtülecektir.

Türkiye’nin tarım arazisi 2001 yılında 26.4 milyon hektar iken, 2014 yılında 24 milyon hektara gerilemiş ve son 10 yılda 2.78 milyon hektar, yani toplam tarım arazisinin nerdeyse yüzde 10’u kaybedilmiştir. Gerek dünyada gerek ülkemizde devamlı surette tarım alanları aleyhine bir gelişme yaşanmakta yıldan yıla işlenebilir, tarım yapılabilir arazi miktarı azalmaktadır. Ancak, tarım yapılamayacak kadar olumsuz şartları barındıran bataklık, çöl, maden alanı, taşlık kayalık vb. alanların gerek ıslah gerekse temizlenerek tarımsal alana açıldığına da şahit olduk oluyoruz. Toplam üzerinden bakacak olursak kayıplar yanında kazanç çok önemsiz durumdadır. Lafın kısası sabit kaynaklardan toprak, dünyada sanılanın aksine son derece kısıtlı ve devamlı surette azalmakta olan varlığımızdır.

Her konuda olduğu gibi gıda ve beslenme konusunda da ne yazık ki insanlar geleceğe doğru bakmak yerine anı yaşıyor halihazırda aç ve açıkta değilse duruma şükrediyor. Meseleye böyle bak(a)mayanların meselesinde de toprakların korunması, tarımsal verimliliğinin sürdürülebilir kılınması için canlılığını muhafaza etmesi, insanlığın ortak mirası olan bu değerli varlığın önemi için “koruma” akla gelen en acil önlem.

Meseleyi biraz daha anlaşılır kılmak için arazi, arsa ve toprak kelimelerinin anlamı üzerinden  ilerletmek gerekir. Arazi, en kısa tabiriyle imar uygulaması geçmeyen toprak parçasıdır. Arazininsınırları tepeler, dağlar, yollar, dereler, duvarlar, ağaçlıklar yolu veya işaretlerle belirlenirArsa isebelediyenin imar uygulaması alanına giren toprak parçasıdır.

Toprak nedir? Yeryüzünün, üzerinde bitkiler yetişen ve kayaların, taşların parçalanması ve bozunmasıyla meydana gelen en üst tabakası. Bütün canlılar doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan yaşamaları için toprağa bağlıdır.

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere konumuz; arazi, arsa değil topraktır. Dünyada arazi varlığı sabittir. Değişkenlik toprak aleyhine insan eliyle değiştirilmektedir. İnsanların müdahalesi olmasaydı toprak, arazi aleyhine gelişecekti. Yani canlı bir varlık olarak toprak ayrışan, biriken, kendi verimliliğini ve yaşamsal döngüsünü kendi doğal sürecinde tamamlayabilen ve devamlı surette doğal yollarla varlığını arttıran bir olgu olacakken insanın varlığı aleyhine işleyen bir süreç oluşturmuştur.

Korumadan bahsettik, koruma kelimesinin sözlük karşılığı  “… Korumak işi, himaye, tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek, bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek…”tir.

Koruma meselesini ele alırken, “tehlikeye karşı” denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek, bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek vurgusu öne çıkmaktadır. Anlaşıldığı üzere koruma aslında eskimeyi ve  yıpranmayı da kapsar. Toprağın neyini kime karşı koruyacağız derken tehlike altında vurgusu önemlidir. Bir diğer vurgusu ise eskimesini, yıpranmasını önlemek için gerekli dikkat ve özeni göstermek. O halde biz halihazırda toprağın korunması derken neyi koruyacağımız konusunda birincil aşamada hemfikir olmamız ve tehlike altındaki bir varlıktan söz ettiğimizi bilmemiz gerekirken, ikincil olarak da eskime ve yıpranmaya karşı gerekli tedbirler almak, moda deyimle sürdürülebilir kılınması için çalışmalar yapmaktır. Yani toprak verimliliğini sürdürülebilir kılmak, verimliliğini artırmak, dikkat ederseniz geliştirmek burada yoktur. Koruma tek başına yetmez ayrıca geliştirme de gerekmektedir. Örneğin 1. sınıf topraklar pek çok kentin kuşatmasına gitmişken buraların tekrar tarımsal faaliyete açılması için binaların yıkılmasını kentlerin haksız ve gayriyasal işgalinin önlenmesini  savunabiliyor muyuz?

Bu vaziyet korumanın bir yerinde etken bir sürece katılması için neleri korumaya almalıyız. Veya verimliliği yüzde 20-30 olan toprak yerinde duruyor mu? Ya da tuzluluk, alkalilik vb. sebeplerle  verimliliğini kaybetmiş toprakların tekrar ürakların organik madde ilavesi, ıslah ve diğer kültürel tedbirlerle verimliliklerinin yüzde 60-70’lere çıkarılarak geliştirilmesi nerede duruyor? Burada koruma kelimesinin yetmediğini anlayabiliriz. Yani, sadece verili koşulları muhafaza eden, tehlikeler karşısında denetlenen, müdafaa eden, eskime ve yıpranmayı önlemek için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayan, işte bu noktada koruma kelimesi doğru anlamda kullanılabilir.

İnsan eliyle arazi iken arsaya dönüştürülen veya “vasfı” değişen toprağı yine insan vasıtasıyla insandan korumayı anlamalıyız. İnsan denen varlığın uygar bir dünyadaki an itibarı ile sahip olduğu kanun erkinin gücü içeriği de yine an itibarı ile güçler dengesine bağlıdır. Yani ortada toprağı tarımsal amacı dışına çıkaran güçler ile buna karşı olanların mücadelesi var. Bu mücadelede kim güçlüyse toprağın korunabilme yasası ve gücü de o kadar olacaktır. Bunu etrafımızdaki sayısız örneklerden anlamamız mümkündür. Toprakların korunması gerektiğine ilişkin yükselen kamuoyu tepkisi ile artan mücadele, kadük de olsa 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nu çıkarttı. Türkiye’de kanunların çıkması bir dert uygulanması ayrı bir dert iken kanununun uygulanabilirliliği de süreçte sorun olmuştur. Yatırımcıya artan maliyeti, gereksiz bürokratik engeller, sürece kimi kurumların katılması (TMMOB, TEMA vb.) ile yönetim erkinin gücünü paylaşmak istememesi, süreçlerden haberdar olunması sonucu artan kamusal davalarla görüldü ki kanunun uygulanması da kanun yapıcılar açısından sorun olmaya başladı. Bu noktada kanunun uygulanması için yeni bir cephe açılma sorunu gündeme geldi. Ve bir kez daha anlaşıldı ve görüldü ki sorun sadece kanun çıkarmakla sınırlı değildi an itibarı ile mücadelenin gücü ve yaygınlığı toprağın korunması için de geçerliydi.

Toprak ve koruması için de mücadele şart!

*Ziraat Yüksek Mühendisi


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑