Haber

Published on Ekim 3rd, 2019 | by Kuzey Ormanları Savunması

İklim ve çevre felaketimiz

(Doç. Dr. Çağhan Kızıl / Birgün – 3 Ekim 2019)

Önce sorunu kabul etmeliyiz: İklim krizi gerçektir. Gözlerimizi kapamayalım, elimizi taşın altına koyalım, koyanlara da sahip çıkalım!

Dünyamızın iklimi değişiyor. Buna inanmamak artık söz konusu bile değil. Küresel ısınma bir gerçek. Bu olguyu kısaca şöyle açıklayabiliriz: Yeryüzüne gelen ışınlar, yerküreye çarptıktan sonra yansıyarak uzaya geri dönmekteler. Ancak atmosferdeki gazların artması, (su buharı, karbondioksit, ozon, hidroflorokarbonlar ve metan) bu ışınların dünya yüzeyini terk etmelerini engellemekte. Atmosferde tutulan bu gazlar, sanki kış ayında bir seranın ısınması gibi bir etki yapmakta ve dünya yüzeyini normal sıcaklığının üzerine çıkarmakta. Bu nedenle küresel ısınmaya sera etkisi, bahsettiğimiz gazlara da sera gazları denmekte. Yapılan bilimsel çalışmalara göre son 800 bin senedir atmosferde karbondioksit seviyesi hiç bu kadar yükselmemişti (1). Bu bilgi, fosil ve buzulların yapısının incelendiği eski zamanlardaki atmosferle ilgili yapılan çalışmalara dayanıyor. Tarih boyunca milyonda 180 ve 280 parçacık aralığında seyreden karbondioksit oranı günümüzde milyonda 410 seviyesinde. Bu artışın ana nedeni doğanın kendi işleyişi değil, insan eliyle üretilen gazlar. Bunun en temel sebebi de fosil yakıtların kullanımı.

 

İklim krizini nasıl anlayabiliyoruz?

Bunun birçok metodu var. İlki, küresel sıcaklık ortalamalarının değişimi. 1900’lerin başından itibaren dünya üzerindeki ortalama sıcaklık 0.9 derece artmış durumda (2). Termal genişlemenin en hızlı yaşandığı zaman ise son 35 sene. Bir başka gösterge, okyanusların ortalama su sıcaklığı, 1965’ten beri 0.5 derece artmış (3). 2.3 milyar yıl önce yaşanan buzullaşma, fotosentezin ortaya çıkmasını ve böylece atmosferdeki karbondioksitin yerine oksijenin oluşmasını sağlamış, yeryüzü ekosisteminin çeşitlenmesi gerçekleşmişti. 300 milyon yıl önceki ikinci buzullaşma, kömürü oluşturan sedimentasyona yol açmış, karbonun tutulması, yeryüzünün soğumasını getirmişti. 55 milyon yıl önceye kadar devam eden bu süreç, Paleosen-Ekosen ısı artması sürecinde yeryüzünün sıcaklığının 5-8 derece artmasına kadar devam etmişti. Bu dönemde özellikle okyanuslarda binlerce canlı türü yok olmuştu. Günümüzde yaşanan karbon ve metan salınımının o döneme benzer olduğu düşünülmekte. 49 milyon yıl öncesinde bu ısınma durmuş ve yeşil yeryüzü ekosisteminin tekrar canlanması gerçekleşmişti.

Iklim krizinin farklı bir göstergesi, bulutlanma ve yağış miktarlarıdır. Aşırı buharlaşma ile daha fazla yağmur yağması, kurumuş toprakların rüzgar etkisiyle yağmurları daha şiddetli hale getirmesi, havalanan toprağın yeryüzünün güneş ışınlarını almasını engellemesi ve oksijen döngüsünün değişmesi ekosistemin nasıl bozulduğunu göstermekte. Örneğin, tarihte ilk defa, İzlanda’da bir buzul tamamen yok oldu (Okjökull buzulu). Buzulların erimesi elbette okyanus seviyesinin yükselmesine yol açıyor. Bu artış, tarım alanlarının ve bazı canlı türlerinin yok olmasını beraberinde getirecek. 1870’den 2014’e kadar su seviyesi ortalama 238 mm artmış durumda. Polen ve bitki örtüsü analizi sonucunda bitkilerin ve yeşil alanların nasıl değiştiğine baktığımızda, gittikçe azalan bir oksijen üretimini görüyoruz (yağmur ormanlarının azalması gibi). Bunların da dışında uydu teknolojileri, yeryüzü katmanlarının incelenmesi, epidemiyolojik incelemeler ile geçmişte dünyayı büyük felaketlere yönetmiş olan iklim değişikliklerine benzer bir değişiklikle yüz yüze olduğumuzu çok açık görebiliyoruz. Isınma ile dünyanın yörüngesinin hafif sapması, güneş ışınlarının termal gücünün değişmesi (atmosferin geçirgenliği ve ısı tutuculuğunun bozulması sonucu), volkanik aktivitelerin artması, yeryüzü plakalarının daha hareketli hale gelmesi ile depremlerin artmasına zaten tanık oluyoruz. Dolayısıyla, günümüzdeki ısınmanın sonucunda yaşanacak olan da birçok canlının yok olması ve yeryüzünün işleyişinin geri dönüşsüz bir şekilde değişecek olmasıdır.

Geri dönülemez bir felakete doğru giderken biz ne yapıyoruz?

İnsanlık, çoğunlukla bu konuya duyarsız ve boş vermiş durumda. Kişi başına karbondioksit salınımı 7 ton olan Türkiye’de özellikle bu daha da hissedilir bir halde. Iklim krizi o kadar yakıcı halde ki bir insan yaşamı süresinde bile dramatik değişiklikleri görebiliyoruz. Gelecek kuşaklar, torunlarımız ise bizim hatalarımızdan çok daha fazla etkilenecekler. Iklim krizine yüz çevirmek, alaya almak ve hatta ona karşı faaliyette bulunmak gerçekten anlaşılır bir tavır değil. Siyasetten medet ummak da bir çözüm getirmedi şu ana kadar. Örneğin Paris Anlaşması 195 ülke tarafından imzalandı (4) ancak yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre ülkeler bu vaatlerini yerine getirmemekteler (5, 6). Kişisel inisiyatifler de etkili olamıyor. Elbette bunun bir istisnası Greta Thunberg. Ses getiren bir hareketi başlatmasına rağmen, bu yazının sınırlarını aşan nedenlerle (erillik, muhafazakârlık, kıskanma bu motivasyonların arasında), birçok kişinin kendisine cephe almasına tanık olduk. Uyumlu, sakin, itiraz etmeyen kız çocuğu imajının dışında bir yerde konumlanan Greta, şimdiden iklim konusunda farkındalık yaratmış ve birçok kişinin konfor alanını yerle bir etmiş durumda. Elbette herkesin eleştiri hakkı var ancak sadece eleştirmek yetmiyor. Elini taşın altına koyan kişisel inisiyatifler, yarattıkları farkındalık ile çevre ve iklim konularında daha geniş bir mücadele alanının yaratılmasına katkıda bulunuyorlar. Örneğin, çevre kirliliğinin kanser üzerine etkisi aşikâr. Bunu bilimsel bir şekilde inceleyen Bülent Şık, hepimize açık olması gereken bilgileri paylaştığı gerekçesiyle 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Her gün onlarca insanın kanserden öldüğü bir ülkede, bu etik sorumluluğu yüklenmiş bir akademisyenin yanında yer almak gerekir, tıpkı Greta’nın yanında yer almak gerektiği gibi. Tam da bu nedenle, yaşamımızın sonunu getirecek olan ve yaklaşan çevre felaketinin büyüklüğü göz önüne alındığında, kişisel inisiyatiflerin toplumsal bir mücadeleye dönüşmesi gerekliliğinin de altını çizmek gerekiyor. Bilinen bir gerçektir, kapitalizm öldürür! Tüketim kültürünün ve bireyciliğin tarihin hiçbir zamanında bu kadar yüksek olmadığını düşünürsek, iklim krizinin mücadele alanı elbette politik bir mücadeleden bağımsız düşünülemez. Fakat önce sorunu kabul etmeliyiz: Iklim krizi gerçektir! Gözlerimizi kapamayalım, elimizi taşın altına koyalım, koyanlara da sahip çıkalım!

 

(1) http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/5314592.stm
(2) https://earthobservatory.nasa.gov/world-of-change/DecadalTemp
(3) https://climate.nasa.gov/vital-signs/sea-level/
(4) https://bit.ly/2azM5fT
(5) https://doi.org/10.1038%2F548025a
(6) https://doi.org/10.1038%2Fnature18307


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑