Haber

Published on Ekim 12th, 2019 | by Kuzey Ormanları Savunması

“Asbest Tepesi”: Dilovası’nda gömülü, asbest içeren endüstriyel atıklar halk sağlığı için büyük risk!

(Doğu Eroğlu  / Medyascope – 11 Ekim 2019)

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde, yaklaşık iki dönümlük bir arazide, 1980’lerden itibaren gömüldüğü sanılan endüstriyel atıkların bulunduğunu Medyascope ve The Black Sea muhabirleri keşfetti. Bir çevre laboratuvarında yapılan analize göre atıklarda asbest bulunuyor

Medyascope ile The Black Sea muhabirlerinin yaptığı ortak çalışma Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde, Orhangazi ve Turgut Özal Mahalleleri arasında kalan vadide, su kaynakları yakınındaki bir yamaca gömülmüş endüstriyel atıkları ortaya çıkardı. Resmen belirlenmiş çöp döküm alanları arasında bulunmayan bölgede gömülü atıklar yaklaşık iki dönümü kaplayan alana dağılmış cam yünü, atermit parçaları ve asbestle kaplı cisimlerden oluşuyor. Bir çevre laboratuvarının yaptığı analiz, cam yünleri arasına kanserojen özelliğiyle bilinen asbest karıştığını, atermit (çatı kaplaması) parçalarında asbest tespit edildiğini, hatta atıkların gömüldüğü bölgede asbestli pek çok cismin serbest halde bulunduğunu gösteriyor.

Su kaynaklarının hemen yanındaki bölge, Dilovası’ndaki meskenlere oldukça yakın. Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Yücel Demiral, asbestli atıkların vakit kaybetmeden temizlenmesi gerektiğini söylüyor. TMMOB’ye bağlı Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu ise atıkların yol açtığı halk sağlığı ve çevre etkilerinin tespit edilebilmesi için atıklarının niteliğinin belirlenmesi ve yeraltı sularına olası etkilerin araştırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Gömülü atıkların çoğunun cam yününden oluşması sebebiyle temasa geçtiğimiz, Dilovası’nda kurulu İzocam fabrikasının sahibi Fransız firma Saint Gobain, fabrikanın kuruluşundan bu yana sadece idare tarafından belirlenmiş alanlara atık boşalttığını söylüyor. Ancak cam yünü atıklarının tespit edildiği bölge, Kocaeli’nde İZAYDAŞ tarafından işletilen atık alanları arasında değil, geçmişte de olmamış.

1980’lerden 2000’lere dek çeşitli zamanlarda İzocam fabrikasında çalışmış işçiler, hatalı ve kirli cam yünlerinin fabrikadan kamyonlarla götürüldüğünü anlatıyor. İzocam fabrikası için taşeron şoförlük yapan Dilovası sakini İsmail Kaya ise fabrika atıklarının 1980’lerden itibaren bölgeye boşaltıldığını, 2007’deyse itirazlara karşın dönemin belediyesinin atıkların üzerini toprakla örtüp çevresini ağaçlandırdığını söylüyor.

Atıkların gömüldüğü bölgede hayvanlarını otlatan Dilovası sakinleri hem atık sahası yakınındaki derenin hem de atık sahasının kendisinin koyunları sıkça hasta ettiğini anlatıyor. Bölgede yaşayan köpeklerse cam yününü kazıp oluşturdukları kovuklarda soğuktan korunmaya çalışıyor; cam yünü içinde yatan köpekler sürekli kaşınıyor ve tüy döküyor.

Atıklar nasıl bulundu?

Analizlerde asbest içerdiği anlaşılan atıklar ilk olarak Medyascope ile The Black Sea muhabirleri olarak gerçekleştirdiğimiz saha çalışmaları sırasında fark edildi. Ancak Dilovası’nda yaşayan ve 1980’lerdeki sanayi tartışmalarını hatırlayanlar için bu atıklar zaten unutulmuş bir bilgiydi.

Atık sahasından ilk numuneyi muhabirler topladı. Medyascope’tan Doğu Eroğlu, cam yünü numunesi toplarken (Fotoğraf: Zeynep Şentek)

Rengiyle etrafındaki topraklardan ayrılan yaklaşık iki dönümlük arazi üzerindeki bitki yaşamının çok sınırlı oluşu ve zeminin yumuşak yapısı, çalışmalarımızı buraya odaklamamızı sağladı.

Dokunduğumuz yerlerden halk arasında üretici marka İzocam’ın ismiyle özdeşleşen cam yünü parçalarının çıkması ve arazinin her noktasında toprağı biraz kaldırdığımızda aynı manzarayla karşılaşmamız üzerine uzman çevre laboratuvarlarından yardım istedik.

Zeminin yumuşaklığını test ederek altında atık bulunan toprakların en az iki dönüm genişliğinde olduğunu tespit ettiysek de ağaçlandırılmış bölgelerden numune alamadık. Ayrıca sadece toprak yüzeyinden ellerimiz kullanarak numune topladığımız için, cam yünü ve diğer endüstriyel atıkların kaç metre derinliğe uzandığını tespit edemedik.

Atıkların gömülü olduğu bölgenin drone’la çekilmiş bir görüntüsü (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Atık sahasının genişliği, pek çok atığın halihazırda yüzeyde de bulunabilmesi ancak bu maddeleri ayırt etmekte zorlanmamız üzerine asbest ölçümü yapabilecek akredite bir laboratuvardan yardım aldık.

İlk analiz: Atıklarda asbest bulunuyor

Atık sahasına birlikte gittiğimiz Ferudun Demirel’in uzmanlığı asbest üzerine. Ancak yerel halkın “İzocam Tepesi” ismiyle tanıdığı bölgede yaptığı incelemelerden sonra Demirel, Dilovası’nda gördüklerine başka hiçbir yerde rastlamadığını söylüyor. Demirel’in atık sahasından aldığı numunelerin İD Endüstriyel Temizlik Asbest Danışmanlık şirketi tarafından incelenmesi sonrasında ortaya çıkan bulgular tepe için yeni bir ismi akla getiriyor. Bulgulara bakılırsa, belki de atıkların gömülü olduğu bölgeye “Asbest Tepesi” demek daha doğru.

Firma tarafından hazırlanan, Ferudun Demirel imzalı asbest ön araştırma raporuna göre, atık sahasından alınan cam yününde amfibol grubu, atermit parçalarındaysa serpantin grubu asbest bulunduğu tespit edildi. Demirel’in kaleme aldığı raporda asbestli atermit ve cam yünlerinin gözle bile tespit edilebilir halde olduğu belirtiliyor ve şu ifadeler yer alıyor: “Arazinin sürekli yağışlar, eğilim nedeniyle dereye doğru kayması sebebiyle açıkta olan asbest ortama yayılmaktadır. Asbest liflerinin yağmur suları, erozyon, rüzgâr nedeniyle dereye de gitmesi olasılığı kuvvetlidir.”

İncelemeleri hakkında görüştüğümüz Demirel, atık sahasında yaygın olarak cam yünü bulunduğunu ancak başka atıklar yüzünden cam yününün asbestle kontamine olduğunu [kirlendiğini] anlatıyor: “Bu alanda kontrolsüz şekilde atılmış tonlarca cam yünü var ve bunlar asbestle karışmış. Atıkta cam yününe karışmış şekilde küçük fibro-çimento parçaları da var. Sadece spesifik bir bölgede değil, tüm atık alanında belli miktarlarda karışmış olarak tüm alana yayılmış halde bulunuyor.”

Atıklardaki asbest çevre ve halk sağlığı için büyük risk

Demirel’e göre, atıklarda amfibol cinsi asbest tespit edilmesi, büyük bir halk sağlığı ve çevre riskiyle karşı karşıya olunduğunu gösteriyor: “Atığın içinde tehlikeli asbest türleri var. Özellikle amfibol türü olanın lifleri görünmezdir ve havada uçuşur. Toprağa ve suya da karışma olasılığı kuvvetlidir. Burada çevre ve halk sağlığına karşı büyük risk oluşturan bir durum söz konusu.”

Ferudun Demirel’in atık sahasında tespit ettiği asbestli bir cisim (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Atıkların analizi yoluyla sorumluların şüpheye yer bırakmayacak biçimde tespit edilmesinin mümkün olup olmadığını sorduğumuzda Demirel bunun karmaşık bir süreç olduğunu söylüyor. Demirel’e göre cam yünü atıklarının yüksek miktarı, cam yününün çatı yıkımlarından kaynaklanması olasılığını düşürüyor: “O dönem bu materyal çatı izolasyonu için kullanılırdı. Bu alanı doldurabilecek tonlarca cam yünü atığı çıkarmak için kaç tane çatı yıkmanız gerekir? Atıkların bina yenilemeleri sırasında çıkmış olması mantıklı değil.”

Atıkların gömüldüğü sanılan 1980’lerde Türkiye’deki tek cam yünü üreticisi İzocam’dı ve firmanın Dilovası’nda 1967’de üretime başlamış fabrikası o dönemde faaldi. Demirel bu bilgiden hareketle, atıkların hatalı üretimden kaynaklı olabileceği tahmininde bulunuyor: “Atıkların kaynağını tam olarak ispat etmemiz mümkün değil ancak uzman olarak görüşüm, bu atığın üretim fazlası ya da defolu mal olarak çıktığı ve fabrikanın fibro-çimento gibi diğer atıklarıyla birlikte buraya getirildiğidir.”

Halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Demiral: “Asbestli atık derhal temizlenmeli”

Atık sahasına yaklaşık 100 metre uzaklıktaki akarsuyun görünümü (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Dokuz Eylül Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yücel Demiral da Ferudun Demirel’in endişelerini paylaşıyor. Asbest ile kanser arasında kesin bir ilişki olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Demiral, bölgenin vakit kaybetmeden temizlenmesi gerektiğini söylüyor: “Bunların kanser yapan materyaller olduğu kesin. Normalde civardaki insanların ve çevrenin nasıl etkilendiğiyle ilgili testler yapılması gerekir. Ama şu andaki durumda beklemeye bile gerek yok, asbestli atığın derhal bertaraf edilmesi gerekiyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil.”

Atıkların halk sağlığı ve çevre etkilerini tam manasıyla tespit edebilmek henüz mümkün değil. Atıkların niteliği ve miktarı tam olarak belirlendikten sonra hasarın boyutları ortaya çıkabilir ancak daha şimdiden görüştüğümüz pek çok kişi, atıkların gömüldüğü konumdan ötürü su kirliliği endişelerini ifade ediyor. Bölge incelendiğinde, eğimli bir yüzeye gömülen atıkların göçük ve kaymalarla vadi tabanına doğru hareket ettiği görülüyor.

Dilovası sakinlerinin Saka Boğazı olarak adlandırdığı vadinin tabanında akan dere ile atıkların gömüldüğü alan arasındaki uzaklık, farklı noktalarda 80 ile 120 metre arasında değişiyor. Atıkların gömülü olduğu bölgeyi geçtikten sonra binlerce kişinin yaşadığı mahallelerin arasından geçen derenin atıklardan ötürü kirlenip kirlenmediğini belirlemek ancak detaylı çalışmalardan sonra mümkün olacak.

Koyunlar kaşıntıdan tırnaklarını kopardı: Çobanlar hayvanları atıkların yanına götürmüyor

Bölgedeki asbestin suya karışıp karışmadığı detaylı analizlerden sonra belli olacak fakat atık sahası etrafında küçükbaş hayvan bakan Dilovası sakinleri hem akarsuyun hem de atıkların gömülü olduğu bölgenin hayvanlarına zarar verdiğini şimdiden biliyor.

Hayvanların bölgeye gittiğinde rahatsızlandığını fark edenlerden biri Kadir Çelik. Dilovası’nı ilk defa 1975’te gelen ve 1992’de ilçeye taşınana dek ilçedeki akrabalarını çeşitli aralıklarla ziyaret eden Çelik, atıkların gömülü olduğu bölgenin dönüşümünü hatırlayanlardan: “1975’in son aylarında geldim baktım, büyük bir ormandı. Ormanı katlettiler. İzocam yaptı bunu. Metal var içinde, İzocam var, tel var, her şey var! Devamlı İzocam… Kamyonlarla geldi. Üstüne ne yaptılar? Binlerce araba toprak döktüler. Hayvanlar buraya gelince hem beden kaşıntısı yapıyor hem tırnak. Kemiriyor [tırnağını] hayvan.”

Çelik’e göre atık sahası yakınındaki dereden su içen ya da suya temas eden hayvanlar da hastalanıyor. Çelik, suya giren ya da sudan içen koyunların düşük yaptığını veya kilo kaybettiğini söylüyor.

Evleri ile atık sahası arasında belki yalnızca yüz metre mesafe bulunan Aydın Ailesi de küçükbaş hayvan bakıyor. Yaşar Aydın ile kızı Menşure Aydın koyunlarını bazı dönemlerde atık sahasının yakınındaki arazilerde otlatıyor. Yaşar ve Menşure Aydın hayvanları atıkların gömülü olduğu topraklardan uzak tutmayı denediklerini ancak yine de bu bölgeye gitmesine engel olamadıkları hayvanların rahatsızlandığını anlatıyor. Örneğin bu yıl bazı koyunlar, arazide dolaştıktan sonra kaşıntı yüzünden tırnaklarını ısırarak kopardı. Menşure Aydın’a göre, atık sahası dışındaki bölgelere götürüldüklerinde koyunlardaki kaşıntı çok geçmeden ortadan kayboluyor.

Atık sahasından etkilenenler sadece koyunlar değil. Bölgede yaşayan köpeklerde de pek çok cilt hastalığı ve kaşıntı olduğu görülüyor. Bu rahatsızlıkların yaygın görülmesinin muhtemel sebebiyse, köpeklerin soğuktan korunmak için cam yünü duvarlarını kazarak kovuklar açması ve kış aylarında cam yünü kovuklarında uyumaları. Cam yünü gömülü toprakların kaymalarla birlikte açığa çıktığı noktalarda, köpeklerin kendilerine yuva yaptığı cam yünü kovuklarına rastlanabiliyor.

Tanıklar anlatıyor: “Atıkları buraya dağ gibi yığıp tepeye dönüştürdüler”

1980’lerde belediye işçiliği yapmış, aynı zamanda İzocam fabrikası için taşeron şoför olarak da çalışmış Dilovası sakini İsmail Kaya, bugün İzocam Tepesi adıyla anılan bölgenin oluşum sürecini şöyle anlatıyor: “Defolu mallar olurdu ve İzocam bunları hemen fabrika dışında bir yere atardı. Fabrikanın bunları kolayca atabileceği bir yer lazım oldu. Derenin yakınındaki yer bomboştu, evler yoktu o zaman. Kamyonlarla bu atıkları buraya dağ gibi yığdılar, tepeye dönüştürdüler.”

Kaya, atık sahasında istiflenen cam yünlerinin tekrar piyasaya sürüldüğünü ya da bölge halkı tarafından kullanıldığını da ekliyor: “Civardaki halk gelip bunları [atık sahasına dökülen cam yünlerini] evlerinde izolasyon malzemesi yapmak için toplardı. Hatta bazı kişiler bunları toplayıp kamyonlarla götürüp ucuza satardı. İzocam’ın gerçek müşterileri buna itiraz ederdi.”

İsmail Kaya’nın bu ifadelerini atık sahası yakınında bugün yaşayanlar da doğruluyor. Orhangazi ve Turgut Özal Mahallelerinde yaşayan ve atıkların bölgeye getirildiği dönemi hatırlayanlarla yaptığımız görüşmeler, araziye boşaltılan cam yününün konut izolasyonu dışında da kullanıldığını işaret ediyor. Bölge sakinlerine göre, civarda çok kullanılan tandır fırınlarında da bölgeye dökülen cam yünlerinden istifade ediliyordu. Atık sahasından toplanan cam yünlerinden, yemek pişirilen fırınların kimi bölümlerinde izolasyon malzemesi olarak yararlanılıyordu.

İsmail Kaya 2000’li yıllarda atıkların üzerinin toprakla örtüldüğünü, yaptıkları itirazlarınsa dönemin yerel yönetimi tarafından dikkate alınmadığını belirtiyor: “2007 civarıydı, belediye bu tepenin üstünü toprakla örttü ve ağaç dikmeye başladı. Biz de o zamanlarda kurduğumuz çevre platformu olarak buna itiraz ettik. Orası delil olarak duruyordu, ‘Bunun üstünü örtüyorsunuz’ dedik. Sanayiyi korudular. Kaymakamlıktan bize kızdılar, ‘Ağaç dikmeye engel oluyorsunuz’ dediler.”

Hem uydu görüntüleri hem de bölgede yaptığımız gözlemler İsmail Kaya’nın bu iddiasını destekler nitelikte.

Gerçekten de 31 Aralık 2007 tarihli Google Earth görüntülerine bakıldığında, bugün atık sahasının bulunduğu bölgede ağaçların görülmediği, bu dönemde bölgede ağaçlandırma yapılmışsa bile fidanların uydu görüntüsünden tespit edilebilecek kadar küçük olduğu anlaşılıyor. 2007 tarihli görüntüde, atık sahasının bulunduğu alanın üzerinde yakın zamanda iş makinelerinin çalıştığı toprağın üzerindeki izlerden görülebiliyor.

Aynı noktanın ilerleyen yıllardaki görüntülerinden bölgede otların bittiği ve çam fidanlarının büyüdüğü anlaşılıyor.

2007 itibarıyla toprak olduğu gözüken bölgenin uydu görüntülerinden takip edilebilen gelişimi, İsmail Kaya’nın ifadeleriyle örtüşüyor. Bölgede yapılan incelemelerde de genç çam ağaçlarının boylarının, bu iddiayı desteklediği görülüyor.

İzocam işçileri: “Kamyonlarla götürülüyordu”

İzocam fabrikasında görev yapmış işçilerin ifadeleri de hem Ferudun Demirel’in hatalı malzemelerin gömülmüş olabileceği tahminiyle hem de İsmail Kaya’nın anlattıklarıyla uyumlu. Kimliklerinin gizli kalması şartıyla görüştüğümüz İzocam fabrikasının eski işçileri hatalı ya da kirli cam yünlerinin gömülmek üzere fabrikadan uzaklaştırıldığını anlatıyor.

1980’lerden 2000’lerin ortasına kadar İzocam fabrikasında görev yapmış bir işçi, “Kamyonlar gelip geri dönüştürülemeyecek kadar defolu ya da kirli malları [cam yünü] ve fabrikanın diğer atıklarını fabrikadan alır götürürdü. Etraftaki çöp alanlarına götürdüklerini ya da gömdüklerini biliyorum ama tam nereye attıklarını bilmiyorum” diye konuşuyor.

1980’ler boyunca fabrikada çalışmış bir diğer işçiyse bir süre fabrika önünde tutulan atıkların daha sonra bölgeden uzaklaştırıldığını söylüyor: “Önce fabrikanın önüne atarlardı üretim fazlası malları ve atıkları, sonra da kamyonlar gelip götürmeye başladı. Galiba İZAYDAŞ’a götürüyorlardı.”

İzocam’ın sahibi Fransız firma atık yönetiminin usullere uygun olduğunu söylüyor

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir iştirak olan İZAYDAŞ’ın (İzmit Atık ve Artıkları Arıtma Yakma ve Değerlendirme A.Ş.) temel işlevi atık yönetimi ve atık bertarafı. Bölgede İZAYDAŞ’ın atık bertarafı gerçekleştirdiği tesisler var. Ancak araştırmamızı gerçekleştirdiğimiz bölge, resmi olarak atıklar için ayrılmış alanlardan biri değil.

Dilovası’nda 1967’de üretime başlayan İzocam fabrikası, Atıkların istiflendiği ve gömüldüğü yıllarda Koç Holding’e aitti. 2006’da Koç Holding’in İzocam’ı Fransa merkezli Saint Gobain grubuna satmasıyla fabrika da el değiştirdi.

Dilovası’nda keşfettiğimiz atık sahasıyla ilgili olarak, fabrikayı 13 yıl önce devralan Saint Gobain’le iletişime geçtik.

Atık sahasının koordinatlarını ve haritadaki yerini, gömülü atıkların niteliğini ve hazırlanan asbest ön araştırma raporunun içeriğini ileterek bilgi istediğimiz Saint Gobain, İzocam’ın yalnızca resmi birimler tarafından belirlenen alanlara atık boşalttığını söyleyerek sorumluluğu reddetti.

Saint Gobain yetkililerinin atık sahası hakkındaki sorularımıza verdiği yanıt şöyle:

“Üretime 1967’de başlayan Dilovası fabrikası önce cam yünü sonrasındaysa taş yünü üretmiştir. Her iki faaliyet de etkisiz atıklar bırakır ve bu atıkların sağlığa ya da çevreye zararı bulunmaz. Ek olarak, İzocam’ın yıllar içinde geliştirdiği ve atıkların çoğunun geri dönüşümüne olanak sağlayan çözümler sayesinde günümüzde fabrikanın ortaya çıkardığı atıklar son derece zayıftır. İzocam hiçbir zaman asbest üretmemiş ya da kullanmamıştır.

Tıpkı Dilovası bölgesindeki diğer fabrikalar gibi, 1980’lerden itibaren İzocam fabrikası atıkları da Belediye tarafından belirlenmiş bir alanda saklanmıştır. Atıklar kaçak bir çöplükte depolanmamıştır; depolama yapılan alan Belediye kontrolünde olan, bölgedeki sanayinin kullanımını için belirlenmiş bir yerdir. Bu alan daha sonra İZAYDAŞ tarafından işletilmiş ve birkaç yıl önce kapatılmıştır.”

Yani Saint Gobain kendilerine gönderdiğimiz konumdaki faaliyetler hakkında yorumda bulunmaksızın, daha sonra İZAYDAŞ’ın işlettiği bir alana atıklarını bıraktığını söylemekle yetindi. İki dönümlük alana yayılan cam yününün keşfedildiği bölgenin İZAYDAŞ tarafından işletilmediğini, ilgili konumda İzocam’ın bir faaliyeti olup olmadığına ilişkin sorularımıza ise Saint Gobain yanıt vermedi.

Görüştüğümüz hukukçular şirket devriyle birlikte İzocam firmasının geçmiş eylemlerinin sorumluluklarının da Saint Gobain’e geçtiğini ifade ediyor. Bu da atıklar ile İzocam arasında ilişki tespit edilmesi halinde, atıklardan etkilenen yurttaşların Fransa kanunlarına göre Saint Gobain’e dava açabileceği anlamına geliyor.

Atıkların temizlenmesi için nasıl bir yol izlenecek?

Peki, halk ve çevre için risk taşıyan asbestli atıkların akıbeti ne olacak? Bu konuda danıştığımız TMMOB’ye bağlı Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Başkanı Baran Bozoğlu, atıkların toprak üzerine bırakıldığı ya da toprağa gömüldüğü durumlarda atıkların temizliğinin doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ya da Bakanlıktan yetki almış kuruluşlarca gerçekleştirilmesi gerektiğini söylüyor.

Öncelikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı birimlerin bölgeye gidip atıkları analiz etmesi gerekiyor. Bozoğlu’na göre hem toprak analizleri yapılmalı hem de bölgedeki sular incelenmeli: “Gömülmüş atıkların yağmur sularıyla birlikte su kaynaklarına karışmış olma ihtimaline karşı, sadece atıkların bulunduğu alanda değil, yeraltı sularının yapısına bakarak gerekirse bir kilometrelik çeperde incelemeler yapılmalı. İçme suyu havzasına sirayet edip etmediği de incelenmeli.”

Atıkların miktarı ve niteliği anlaşıldıktan sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ya da Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş kuruluşların atıkları bölgeden temizlemesi ve bertaraf tesislerine götürmesi gerekiyor.

TCK 182 uyarınca cezai yaptırımlar söz konusu olabilir

Atıkların bölgeden uzaklaştırılıp bertaraf edilmesi öncelikli. Fakat meselenin bir de sorumluluk yönü var. ÇMO Başkanı Bozoğlu’na göre, vatandaşların Kocaeli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bulunacakları ihbardan sonra, Bakanlığın Çevre Kanunu’nun 20’nci maddesi uyarınca idari işlem yapması olası. Çevre Kanunu’nun “İdari nitelikteki cezalar” başlıklı bu maddesi, tehlikeli atıkların kontrolsüz ve usulsüzce çevreye bırakıldığı hallerde uygulanacak idari cezaları da düzenliyor.

Bozoğlu’na göre, Türk Ceza Kanunu’nun “Çevrenin taksirle kirletilmesi” başlıklı 182’nci maddesi uyarınca cezai bir yaptırım da söz konusu olabilir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın atık sahasında yapacağı incelemeler sırasında savcılıkla birlikte hareket edeceğini belirten Bozoğlu, atıkların niteliğinin ve sorumluların belirlenmesi sonrasında cezai yaptırımların da uygulanabileceğini aktarıyor.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑