Makale

Published on Ekim 15th, 2019 | by Kuzey Ormanları Savunması

Günümüzün Bir Dünya Felaketi: Asit Yağmurları

(Metin Sert / Ekoloji Birliği – 13 Ekim 2019)

Uluslararası Kanser Araştırma Örgütü (IARC), Avrupa’da bulunan ve saygıdeğer bir uluslararası bilim kuruluşu olarak biliniyor. Bu kuruluş, sülfürik asit dumanlarının insanlarda kanser yaptığı kararına varmış. Bu karar da sülfürik asit dumanlarına çeşitli endüstrilerde maruz kalmış işçilerle ilgili araştırmalar sonucunda verilmiş durumda. Sülfürik asitle ilgili işler yapan işçilerde akciğer ve burun kanserlerinin arttığı görülmüş. Bilgilere göre, Springer Berlin tarafından Heidelberg‘de yayınlanan İş ve Çevre Sağlığı dergisinde, 1988 yılında bile sülfürik asit fabrikalarında çalışan işçilerde görülen kanser hastalıkları ve ölümleri konusunda yazılar yazılmaktaydı.

Bir facia projesi

Gelelim Turgutlu‘ya. 2007 yılında İngiliz European Nickel şirketinin bir dayatması sonucu Turgutlu Çaldağı’nda nikel maden işletmesi kurulmak istenir. Başka ülkelerde işletme için izin alınamayan ve dolayısıyla dünyada ilk defa uygulanmaya çalışılan bir nikel madencilik projesidir bu. ÇED raporuna göre; madencilik faaliyeti süresince 18-20 milyon ton sülfürik asit kullanılması gerekecektir. Bu ise akıllara zarar bir miktar demek! Eğer bu 18 milyon ton sülfürik asiti 20 tonluk büyük tankerlere doldurup, tankerleri tampon tampon dizip bir konvoy oluşturacak olursanız, İzmir Körfezi’nden başlayan konvoyun ucu Çin Denizi’ne kadar uzuyor, hatta bu mesafe de yetmeyip denizden karşıki adalara kadar gidiyor çünkü. Yani coğrafya ve ekoloji bilimine göre dünyanın en bereketli toprakları arasında, 1. sınıf tarım arazisi olarak yer alan bir yerde bu miktarda sülfürik asit kullanılacak! Bu miktarda sülfürik asitin çevreye ve insana zarar vermemesi mümkün mü?

Sülfürik asit fabrikası

Tabii madencilik faaliyeti süresince bu kadar miktarda sülfürik asit kullanabilmek için şirket tarafından ayrıca sülfürik asit üretecek bir başka tesise daha ihtiyaç duyulduğundan, ÇED raporuna bir de sülfürik asit üretim tesisi ilave edilir. Raporda ayrıntılara girmeyip de sadece bir iki paragrafla geçiştirilen bu tesis ise, dünyanın en büyük sülfürik asit fabrikaların biri olacaktır. Ama ucuza mal etmek için bir de ayrıca Çin malı ucuz bir fabrika olacaktır bu!

Böyle bir tesis, tek başına Türkiye’de şu anda asit üreten bütün fabrikaların toplam üretiminden çok asit üretecek. Dünyada bu kapasitede asit üreten çok az fabrika var. O zaman daha açık bir deyimle şunu söyleyebiliriz, bu da bir başka korkunç gerçeği yansıtıyor: Çünkü bu büyüklükte, dünyanın en büyük asit fabrikası olabilecek kapasitede üretim yapma potansiyeline sahip asit fabrikaları, uluslararası standartlara göre ancak çöllük arazilerde kurulabilir. Örneğin; dünyanın en büyük diğer asit fabrikası Arizona’da ve bir çöllük arazide kurulmuş…

ÇED raporuna göre, 25 yıllık madencilik faaliyeti süresince kullanılacak 18-20 milyon ton sülfürik asit elde edebilmek için, yılda 1 milyon 200 bin tondan, günde de 3000 tondan fazla üretim yapacak kapasiteye sahip bir sülfürük asit tesisi kurulacak. Bu da 1 günde 10 tonluk 300 kamyon dolu asit ediyor. Proje kapsamında gereken 18-20 milyon ton sülfürik asitin sağlanabilmesi için bu tesiste asit üretimi için 40 milyon tonun üzerinde kükürt kullanılması gerekecektir. Sülfürik asidi elde etmek için her gün yaklaşık 100 tane 10 tonluk kamyon dolusu kükürt yakılacaktır. Kükürt yakılınca da kükürt dioksit diye bir gaz çıkar.

1952 Londra olayı

Kükürt dioksitin çevreye ve insan sağlığına zararları son 50 yıldır bilinmektedir. 1952 yılındaki Londra olayı, bu bakımdan dünya tarihinin gördüğü en büyük felaketlerden biri olarak literatürlere geçmiş. Haftalık beklenen ölüm sayısı 887 iken aşırı kirlenmeyi izleyen haftada ölüm sayısı 2484’e yükselmiş. Ölüm nedeni ise yapılan bilimsel araştırma sonuçlarına göre, havadaki kükürt ve sülfür dioksit yoğunluğunun artması. Bu tip hava kirlenmesinden özellikle bronşit, amfizem gibi kronik obstrüktif akciğer hastalıkları olanlar fazla etkilenmekte.

Dehşet şehri Norilsk

Örneğin Rusya’da nikel işleme kompleksinin bulunduğu Norisk şehri, günümüzde “dünyanın en kirli ve zehirli 10 şehri” arasında yer almaktadır ve “dehşet şehri” olarak da bilinmektedir. Bunun nedeni ise havadaki kükürt dioksit. Burada her yıl yaklaşık 500 bin ton nikel oksit ve 2 milyon ton kükürt dioksit havaya salınmaktadır. Burası cehennem gibi her zaman kükürt kokuyor ve tabii bunun doğal sonucu da asit yağmurları. Bu nedenle Norilsk şehri için siyah yağmurlar ve siyah karlar da hiç sürpriz olmamış. Çok geniş bir çevre içinde tek bir canlı ağaç bile yaşayamadığı belirtilirken, Norilsk halkının, solunum yolu hastalıklarından ülkedeki diğer şehirlerin sakinlerinden bir kaç kez daha sık ölmesi hiç de şaşırtıcı bir sonuç olarak görülmüyor.

Asit yağmuru nedir, nasıl oluşur?

Kükürt oksitlerin en önemli çevre zararı, yarattıkları asit yağmuru. Bilimsel raporlara göre; asit yağmuru esas olarak sülfürik asit fabrikası gibi sanayi tesislerinden ve konutların kükürtlü yakıtlarla ısıtılmasından kaynaklanan; kükürt ve azot oksitleri içeren asit çökelmesi. 2 ile 7 gün arasında havada asılı bir halde kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal reaksiyonlara da uğrayarak (örneğin sadece rüzgar etkisi ile veya atmosferik taşınım yoluyla) zamanla çok uzaklara kadar da taşınabilmektedir. Atmosferdeki su damlaları ve diğer bilişenlerle tepkimeye girerek sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşumuna neden olmaktadır. Kükürdün yanması sonucu havaya karışan kükürt dioksit gibi gazlar böylece atmosferde asit oluşumuna neden olmakta ve bunların yeryüzüne ulaşması ile asit yağmurları oluşturmaktadır.

Asit yağmurlarının insana etkileri nelerdir?

Yaş ve kuru çökelme sonucunda atmosferden yeryüzüne geçen sülfat, nitrat gibi toksik metallerin, kırsal bölgelerde toprağın ve göllerin asitleşmesine neden olan ve kentlerde ise insan sağlığını doğrudan etkileyebilecek düzeylere erişmelerinin yanında, toprağa çökelmeleri sonucunda da insanların, özellikle çocukların sağlığını dolaylı olarak etkilediği bugün artık bilinmektedir.

Özellikle çocuklarda solunum yolu enfeksiyonu başta olmak üzere çeşitli iltihaplanmalar ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi sağlık sorunlarına sebep olmaktadır. Hava kirliliği olmayan yerlerle karşılaştırıldığında, hava kirliliği olan bir yerde iki kat daha fazla insan kronik bronşitten şikayet etmektedir.

Asit yağmurlarının doğaya etkileri nelerdir?

Sülfürik asit tesisleri de bolca ortaya çıkan kükürt dioksitin yarattığı asit yağmuru özellikle bitki örtüsüne zarar veriyor. Asit yağmuru,başka etmenlerin yanı sıra ormanların ölmesine de neden oluyor. İsveç’te ise asit yağmuru nedeniyle 18 bin göl zarar görmüş, 4 bin göl ise artık ölü sayılmakta. Dolayısıyla asit yağmurunun tarıma, dolayısıyla da yiyecek maddesi üretimine yapacağı etkinin felaket düzeyinde olacağı açık.

Bir soru: Bilimsel gerçekler ve örnekler böylesine açık ve net olarak ortadayken, dünyada bugüne dek işletme izni alamamış, çöllük arazilerde bile yapılmayan, üstelik dünyanın en büyük sülfürik asit fabrikasının da kurulmasını içeren böyle bir madencilik projesine ve ÇED raporuna, dünyanın en bereketli topraklarında yapılmasına göz yumup da hâlâ ısrarla izin verilmeye çalışılmasının anlamı nedir? Bunun tek nedeni asitin ve asit yağmurundan habersiz veya ne olduğunu bilmemeleri olabilir mi?

Peki asit yağmurları konusunun bu projeye izin, ÇED’e de onay veren Çevre Bakanlığı’nın bizzat kendi dergilerinde, hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bile dergilerinde yer aldığı gerçeği, o zaman bu onayı ve izni bir “insanlık suçu” haline dönüştürmez mi? Aşağıdaki söz konusu dergilerden yapılan alıntıları okuduktan sonra, karar sizin.

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Atlası – Sayfa 182

Asit Yağmurları: 1970’li yıllarda birçok sanayileşmiş ülkede kentsel sınaî hava kirleticilerin kontrolüne ilişkin tedbirlerin alınmasıyla, hava kirlenmesi azaltılmış olmakla birlikte, yüksek bacalar veya tedbir alınmamış kirleticilerin ayrıca sınır ötesinde etkiler yaratmasına sebep olmuştur. Bu kirlilikler çok uzun mesafelere atmosferik şartlara bağlı olarak taşınmakta göllere, topraklara, bitki ve hayvan topluluklarına zarar vermektedir.

Böylelikle kirlilik sınır ötesi bir hal almaktadır. Neticede oluşan kirleticiler sülfürik ve nitrik asitler, amonyum tuzlarıdır. Bu maddeler ayrıca metalik yüzeyleri, binaları, taşıt araçlarını da etkilemektedir. Topraktaki asitleşme ile birlikte havadan gelen asitleşme etkisi bitki örtüsünü olumsuz olarak etkilemekte ve bazı bitki türlerinin tamamen yok olmasına sebep olmaktadır.

Kentsel Hava Kirliliği: 1960’lı yılların başından itibaren dünyanın her tarafında görülen hızlı nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme, ısınma, trafik, sınaî faaliyetler ve buna bağlı elektrik üretimi için artan bir yakıt tüketimini de beraberinde getirmiştir. Fosil yakıt emisyonları arasında Sülfür oksitler, NOx, CO2 ve çeşitli organik bileşikler, kurum ve partikül maddeler sayılabilir.

T.C Çevre ve Orman Bakanlığı ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğü

ÇED Rehberi – Termik Enerji Santralleri

İşletme Aşamasındaki Olası Etkiler: İşletme aşamasındaki olası çevresel etkiler esas itibariyle kullanılan yakıta ve enerji üretim sistemine bağlıdır. Ülkemizin sahip olduğu en bol fosil yakıt, düşük-kaliteli ve yüksek derecede kirlenmeye yol açan linyittir. Bu tür kömürün kullanımı çok yüksek miktarlarda kükürt dioksit), azot oksitler (NO), karbon monoksit (CO), ozon, hidrokarbonlar, partikül madde (PM) ve kül oluşturmaktadır.

Kükürt dioksit ve NOx gazları asit yağmurlarının oluşumundan birinci derecede sorumludurlar. Bacalardan atılan kükürt ve azot oksitler, hakim rüzgârlarla ortalama 2–7 gün içerisinde atmosfere taşınırlar. Bu süre içinde bu kirleticiler, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfürik asit ve nitrik asit oluştururlar.

T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Diyanet Dergisi – Sayı 126

Hava Kirliliği: Hava, dünyayı canlıların yaşamasına uygun hale getiren, dünyayı çevreleyen atmosferdir. Canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan solunum, sindirim, fotosentez gibi süreçlerin temel kaynağı havadır. Hızlı nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme sonucunda atmosfere bırakılan kirleticiler, zaman içinde belli oranlara ulaşmakta ve havanın doğal yapısını değiştirmekte, yani havayı kirletmektedir. Hava içindeki zararlı maddelerin yoğunlaşması ile hava, insan ve insanın doğal ve yapay çevresi üzerinde olumsuz etkiler yapmaya başlamaktadır.

Belli bir kaynaktan atmosfere bırakılan kirleticilerin, havanın doğal bileşimini bozarak, onu canlılara ve eşyaya zarar verecek bir yapıya dönüştürmesine hava kirliliği denmektedir. Hava kirleticileri, havanın doğal bileşimini değiştiren is, duman, toz, gaz, buhar ve aerosol durumundaki kimyasal maddelerdir. Bunların havadaki miktarlarının belirli ölçülerin üstüne çıkması, hava kirliliğine yol açmaktadır.

Doğaya Etkileri: Hava kirliliğiyle değişime uğrayan atmosfer şartları, iklimi etkilemektedir. Kentlerin üzerinde oluşan kirli hava katmanı, morötesi (ultraviole) ışınlarının kaybına, dolayısıyla gün ışığının azalmasına neden olmaktadır. Bu tür olumsuz gelişmeler, hava kirliliğinin doğal iklim dengesi üzerinde oluşturduğu bozulmaları göstermektedir.

Hava kirliliği, hayvan türleri üzerinde de olumsuz etkilerde bulunmaktadır. İnsanlarda solunum yoluna bağlı olarak ortaya çıkan zararlı etkilerin pek çoğuna hayvanlarda da rastlanmaktadır. Hava kirleticilerin bitki ve ağaçlar üzerine olan zararlı etkileri genelde yapraklar üzerinde olmaktadır. Asit Yağmuru biçiminde toprağa ulaşan kirleticiler, bitki dokusunu bozmakta, toprağın verimliliğini azaltmakta, tarımsal üretimin düşmesine yol açmaktadır.

Hava kirliliği, yapıların taş ve metal kısımlarına ve makinelere da zarar vermektedir. Kükürt içerikli yakıtların yakılması sonucunda oluşan ya da kimyasal endüstri kuruluşlarından yayılan kükürt oksitler atmosferdeki nem ile birleşerek sülfürik aside dönüşmekte ve eşyanın bozulmasına, ömrünün kısalmasına sebep olmaktadır.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑