Makale

Published on Ekim 19th, 2019 | by Hasan

Termik santrallere ÇED yetmez, SED şartı da getirilmeli

(Müzeyyen Yüce/Gazete Duvar – 19 Ekim 2019)

Türkiye’de doğalgaz kaynaklı 329, kömür ve linyit yakıtlı 68 santral bulunuyor. Hava kirliliği de santrallerin bulunduğu illerde yoğunlaşıyor. Uzmanlar ‘Sağlık Etki Değerlendirme’ Yönetmeliği çıkarılmasını, termik santrallerin halk sağlığına etkisi belirlenmeden firmalara lisans verilmemesini istiyor.

ANKARA – Elektrik İletişim A.Ş (TEİDAŞ) 2019 Eylül verilerine bakıldığında Türkiye’de Doğalgaz kaynaklı 329, kömür ve linyit yakıtlı 68 santral bulunuyor. İnşa halinde, lisans ve planlama sürecinde olan onlarca termik santral de kapıda. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası tarafından yayınlanan Hava Kirliliği Raporu’na bakıldığında sadece altı ilin havasının ‘daha az kirli’ olduğu göz önüne alınırsa faal olan ve planlanan termik santrallerin hava ve insan sağlığına olumsuz etkisi artıyor.

YENİLENEBİLİR ENERJİ ZORUNLULUĞU

Elektrik Mühendisleri Odası Genel Başkanı Gazi İpek, Türkiye’nin bir an evvel ‘enerji politikasında’ değişikliğe gitmesi gerektiğini söylüyor. Yeni yatırımların yenilenebilir enerji kapsamında yapılması zorunluluğuna işaret eden İpek, “Türkiye’nin 2030 yılına kadar termik santral alanında yatırıma ihtiyacı yok. Biz hala ithal kömür ile santral çalıştırmaya devam ediyoruz. Yeni programda da ithal kömür ve doğalgaz devam ediyor. Bu bir an önce durdurulmalı. Termik santrallerin ömrünün tamamlandığını düşünüyoruz” dedi.

ENERJİ POLİTİKASI RANT EKONOMİSİNE BAĞLI

Elektrik İletişim A.Ş (TEİDAŞ) 2019 Eylül verilerine göre; Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 73’ünü özel sektör, sadece yüzde 27’sini kamu karşılıyor. Bu durumun çok kötü olduğunun altını çizen Gazi İpek, “Bu yatırımların hepsinde devlet satın alma garantisi veriyor. Türkiye’de 2018’de üretilen 303 milyar kilovat saat elektriğin yüzde 30’u kayıp kaçak ile kayboldu. Biz bunu önlersek yeni tesislere ihtiyaç kalmaz. Türkiye’de uzun dönemdir verimlilik ile ilgili ciddi bir yatırım yapılmıyor. Ne yazık ki Türkiye’deki enerji politikası siyasi tercihlere bağlı, rant ekonomisine dayalı” ifadelerine yer verdi.

SORUN SET RAPORU DEĞİL, ENERJİ POLİTİKASI

Türkiye’deki termik santrallerin işleyişlerinde de sorun olduğunu ifade eden İpek, şöyle konuştu:

“Termik santraller zaten verimli kullanılmıyor. Yüzde 80’lerde olması gereken verimlilik şu anda 45-50’lerde. Filtrasyon sistemleri de sorunlu. Yatağan’da yıllardır herkesin gözü önünde facia yaşandı. Toplum sağlığı, kamu yararı unutulmuş görünüyor. Sağlık Etki Değerlendirme (SED) raporu verilmesi gerekiyor; ama bu raporlarda piyasa şartları içinde olgunlaşıyor, gerçekçi değil. ÇED raporlarının nasıl alındıkları ortada. Bu konunun daha ciddi ele alınarak enerji politikasının değiştirilmesi gerekiyor.”

FİLTRASYON YETMİYOR: BİR DİZİ HASTALIĞA NEDEN OLUYOR

Toraks Derneği Sağlık Politikaları Çalışma Grubu üyesi Doç. Dr. Haluk Çalışır ise termik santrallerin insan sağlığına etkisine dikkat çekti. Termik santral işletmelerinin kullandığı filtrasyonun zehirli gazların havaya yayılmasını önlemediğine dikkat çeken Çalışır, “Bu durum akciğer kanseri, çocuklarda akciğer gelişiminin bozulması, otizm, kalp krizleri ve çeşitli sinir sistemi hastalıklarına neden olabiliyor. Daha kümülatif anlamda bakarsak çok yüksek oranda su kullanan tesisler yer altı suyunu kullanırlar. Suyu yeniden yer altına bastıklarında su iki- üç derece ısınır ve bütün ekolojiyi bozar. Deniz suyu kullanımı için de aynı. Bir termik santralin günlük su ihtiyacı orta ölçekli bir kentin su ihtiyacı ile eşdeğer” dedi.

TERMİK SANTRAL LİSANSI İÇİN ‘SED’ ŞARTI’

‘Sağlık Etki Değerlendirme’ Yönetmeliği çıkarılarak termik santrallerin halk sağlığına etkisi belirlenmeden firmalara lisans verilmemesi gerektiğini söyleyen Çalışır, “Termik santral lisansları verilirken istenen ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ raporunun içerisinde insan sağlığına etkisinin de ölçüldüğü bir araştırma yapıldığı algısı var; ancak böyle bir durum söz konusu değil. Pratikte termik santrallerin insan sağlığına etkisi hiç ölçülmüyor. Santral ürettiği elektriğin bir kısmını filtreleri çalıştırmak için kullanıyor. Akşam 18.00’dan sonra filtresini kapattığını düşünürsek zehirli gazların havaya yayıldığını söyleyebiliriz. Bu da sağlığımız için tehdit” dedi.

SANTRALLERİN KÜMÜLATİF ETKİSİ DE ARAŞTIRILSIN

Termik santrallerin bölgedeki kümülatif (toplam-birlikte) etkisinin ölçülmesi gerektiğini ifade eden Çalışır, “Bizler bu alanda uzman kişiler olarak böyle bir düzenlemenin yapılmasını istiyoruz. ÇED raporu sürecinde yöre halkının baskısı ile bazen Sağlık Bakanlığı’ndan görüş alınıyor ama bunlarda gerçek anlamda bir SED olmuyor. Sürece sivil temsiliyet açısından meslek odaları başta olmak üzere tüm ilgili kurumlar katılmalı” diye konuştu.

SED SÜRECİNİ KURULAN KONSORSİYUM DEĞERLENDİRSİN

Doğu Akdeniz Bölgesinde lisans almış 8’e yakın termik santralin olduğu ve havası en kirli iller arasında bulunan Adana’da ise yıllardır halk ve çevre sağlığı mücadelesi verdiklerini belirten Adana Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonu Üyesi İsmail Hakkı Atal, “Bizim bu bölgede açtığımız lisans iptal dava sayısı 20 civarında. 2009’da beş tane kanser vakası tespit edilen Yumurtalık’ta 2014’te bu sayı 60’a çıktı. Hayvanların genetik yapılarında bozulmalar meydana geldi, tarım alanlarında yetişen meyve ve sebzeler önceki gibi değiller. Artık çevre hakkı yaşam hakkına sıçradı” dedi.

SED Yönetmeliği çıkartılmasını isteyen Atal, “Kirletici tesislere lisans verilirken EPDK tek karar mercii olmamalı. Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji Bakanlığından oluşan bir konsorsiyum tarafından lisans başvuruları değerlendirilmeli. Bu şekilde termik santrallerin biraz daha önüne geçebiliriz” dedi.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑