(Zülal Kalkandelen / Cumhuriyet – 12 Kasım 2019)

Hırsızların, çıkarcıların, yağmacıların ve kötülerin cirit attığı bu diyardan, hassas ama şiddet karşısındaki direnciyle güçlü, çok iyi yürekli ve cesur bir insan geçti.

Belki onu tanımadınız, adını duymadınız; neler yaptığını, neleri dert edindiğini, başına neler geldiğini bilmediniz…

32 yaşındaydı.

Üniversitede hayvan sağlığı üzerine çalışırken, hayvanlar üzerinde yapılan vahşi deneylere ortak olmak istemedi; ilkesel olarak uygulamalı derslere girmeyi reddetti.

Mezbaha vahşetine gözleriyle tanık olduğunda, hayvancılık sektöründeki zulmü desteklemek istemedi; vegan oldu.

2011’de Şırnak’ta yaşanan olaylarda ordunun öldürdüğü katırlar için mücadele etti. Çabaları sonuçsuz kalıp katırlara yönelik katliam devam edince vicdani ret kararını açıkladı. Bu yüzden hakkında dava açıldı. Eğitim, çalışma, seyahat, konaklama gibi birçok hakkı ihlal edildi, hesapları bloke edildi. Üst üste idari para cezaları verildi. 

Gezi Parkı Direnişi sırasında polis şiddeti yüzünden yaralanan ve hayatını kaybeden hayvanlarla ilgili hak ihlallerini gündeme getirmek istedi. Bunun için Gezi Parkı’nın merdivenlerinde 28 Eylül 2013’te basın açıklaması yapmak isterken çok sert bir polis saldırısı ile karşılaştı. Onunla birlikte 14 kişi gözaltına alındı. 

Bu olaydan altı yıl sonra hakkında “terör soruşturması” başlatıldı…

Tüm ayrımcılıklara, baskı ve sömürüye karşıydı. Hem insan hakları hem de hayvan hakları için ses çıkaran bir akvistti. LGBTİ hareketi ve cinsel suçlarla mücadeleye de omuz verdi, ırkçılığa karşı durdu.

Henüz çok gençti ama kısa hayatında bu devlet onu çok yordu. Yaşam hakkını ve doğayı savunmak için seferber olan sevgi dolu bir insandı, ona “terörist” muamelesi yapıldı.

Beş gün önce vicdani ret konusunda açılan davada hâkim karşısına çıktı. “Vicdani ret Türkiye’de hak olarak kabul edilmese de taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde anayasamıza göre bu sözleşmeler dikkate alındığında bir haktır ve kimse hakkını kullandığı için cezalandırılamaz” dedi. Dava 14 Ocak’a ertelendi…

Ve aradan bir gün geçtikten sonra bir gece kalbi durdu…

O benim mücadele arkadaşımdı…

Hayvan özgürlüğü için yaptığımız birçok eylemde yan yana durduğum,

Hayvan Hakları Yasası’nın çıkarılması için TBMM’de çırpınan,

Genç yaşına rağmen yasaları hukukçulardan iyi bilen çalışkan dostumdu…

2018’de içinde 25 bin canlı hayvanın olduğu ölüm gemisi Brezilya’dan Mersin’e doğru yola çıktığında verdiğim mücadelede yanımda o vardı. Ankara’daydı; bir gün telefon etti, Mersin’e gideceğimi duyunca, “Yalnız kalma Zülâl, geleyim mi?” dedi.

Ne iyi olur” dedim ama ikimizin o andaki parası iki kişinin yol ve seyahat masraflarını karşılamaya yetmedi. Hayvan özgürlüğü aktivisti dostumuz Yeşim Nurova yetişti yardıma. Onun desteği ile gittik Mersin’e.

Onunla ilgili çok anım var ama aklıma en çok Mersin’de gemiden indirilen hayvanların mezbahaya götürülüşünü görüntüleme çabamız geliyor.

Limana alınmadığımız için, çok rüzgârlı bir günde çevre yolunun üzerindeki bir köprünün üzerine çıkmıştık. Bir ucunda o, diğer ucunda ben… O, gelen TIR’ı bağırarak haber veriyor; ben diğer uçta durup video kaydediyordum.

İkimizin de gözyaşları içinde olduğu bir an sordu:Sence biz bu dünyada niye böyleyiz?

Bizim şiddet eşiğimiz çok düşük. Sen, ben ve bizim gibilerin aklı, vicdanı ve ruhu şiddeti reddediyor” dedim.

O, bu kokuşmuş düzenin karşısında, bir anarşist ve hayvan özgürlükçüsü olarak, tahakküm ilişkilerini ve şiddeti mümkün olduğunca kendisinden uzak tutmaya çalışıyor ve hayatını kimseden emir almadan, hiçbir otoriteye itaat etmeden, kimseyi öldürmeden yaşamak istiyordu…

Bu dünyadan böyle bir insan geçti. Yaptıklarıyla insana, hayvana ve yeryüzüne sadece iyilik getirdi. Dik durdu.

Adı Burak Özgüner’di.