(Nagihan Yılkın / Cumhuriyet – 16 Aralık 2019)

Kanal İstanbul projesine yönelik tartışmalar hız kazandı. Cumhuriyet’e konuşan Profesör Doktor Doğanay Tolunay, projenin gerçekleşmesi halinde olumsuz birçok gelişmenin yaşanacağını, çevrenin, canlıların ve doğal ortamın olağanüstü seviyede etkileneceğini belirtip ekledi: “Umarım bu proje gerçekleşmez”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın proje hakkında “cinayet” benzetmesi yapan İmamoğlu için “işine baksın” dediği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ise akıbeti için “Bir kişi değil 16 milyon insan bilir” dediği Kanal İstanbul Projesi tartışmaları devam ediyor.

2011 yılında AKP hükümetinin “Çılgın Proje” olarak tanıttığı Kanal İstanbul Projesi sayesinde Karadeniz ile Marmara Denizi arasında yapay bir su yolunun açılması planlanıyor. Ancak bilim insanları, Erdoğan’ın “hayalim” diye nitelendiriği projeyi her açıdan riskli görüyor. Kanal İstanbul Projesi’nin detaylarını İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Cumhuriyet’e anlattı.

“TAM BİR ÇILGINLIK”

Kanal İstanbul Projesi’ne neden ihtiyaç duyuluyor?

Kanal İstanbul Projesi’nin tek gerekçesi, kaza riskine karşı Boğaz’daki tanker ya da gemi trafiğinin çok yoğun olması. Gelecekte de bunun artacağının yönünde ifadelerin olması. Bu nedenle kanal projesinin yapılmasını öneriyorlar. Ama baktığınız zaman örneğin doğalgaz, petrol boru hatları yapılıyor. Daha yeni Tanap Projesi’nin açılışı yapıldı. Bu tür boru hatlarıyla zaten tankerlerin boğazdan geçilmesinin önüne geçilebilir, oralara aktarılabilir. Umarım vazgeçilir bu projeden çünkü tam bir çılgınlık olarak görüyorum.

Kanal İstanbul Projesi, İstanbul iklimini nasıl etkiler?

Çok geniş bir alanda kazı yapılacak ve bu kazı Karadeniz ile Marmara arasında olacak. Adı üzerinde kanal, bu kanal yine su yolu olduğu gibi rüzgarlar için de bir kanal görevi görecektir. Karadeniz’den gelen hava akımlarının kanal boyunca hızlı bir şekilde akmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda yakın çevresindeki iklimi su yüzeyleri nedeniyle değiştireceğini tahmin ediyoruz. Böylece orada sert yüzeyler olması, betonlaşma nedeniyle buharlaşma ve akış ilişkilerini de değiştirmesi ihtimali çok yüksek.

SAZLIDERE BARAJI’NI, KÜÇÜKÇEKMECE GÖLÜ’NÜ KAYBEDECEĞİZ

İklim ile birlikte su havzalarında ve tarım alanlarında ne gibi değişiklikler gözlemlenebilir?

Kanal İstanbul Projesi’nin en büyük etkisi zaten su alanları üzerine olacak. İstanbul’un su ihtiyacının önemli bir kısmını sağlayan aşağı yukarı 24 günlük suyunu karşılayan Sazlıdere diye bir baraj havzası tamamen kanalın güzergahında. Dolayısıyla kanal yapıldığı zaman 24 günlük suyun depolandığı bir su havzasını kaybetmiş oluruz. Ek olarak eskiden su havzası olan ama kirlendiği için su havzası özelliğini kaybeden Küçükçekmece Gölü de bozulacak. Şu anda tatlı su olmasına rağmen tuzlu su haline gelecek ve ileri yıllarda alınacak önlemlerle tekrar su havzası olması olasılığı bulunan Küçükçekmece Gölü’nü de kaybedeceğiz. Doğrudan müdahale edilmese de çok yakınında Durusu ya da halkımızın bildiği ismiyle Terkos Gölü bulunuyor. Kanal projesi buraya da çok yakın geçecek. Hem yakındaki havaalanı hem de kanaldan geçecek gemilerin bekleme yapması sırasında bu gemilerin egzozlarından çıkacak hava kirleticilerle de Terkos Gölü’nün kirlenme olasılığı var.

“İSTANBUL’A EN FAZLA TAHRİBAT VERECEK PROJE”

Kanal İstanbul Projesi’ni siz bir bilim insanı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Umarım yapılmaz. Çünkü İstanbul’un geleceğini etkileyecek bir proje. Mega projeler olarak bilinen projelerin içerisindeki belki de İstanbul’da en fazla tahribat verecek projelerden birisi. Aklınıza ne gelirse her türlü koşulda olumsuz etkileri var. Örneğin; 2-3 bin hektar civarında tarım alanı yok olacak, az da olsa orman alanı gidecek. Kanalın geçtiği yerlerde eğer drenaj iyi yapılmazsa, kanalın geçtiği yerler çok iyi izole edilmezse, betonla kaplanılmazsa yer altı sularının tuzlanma riski var. Çok yüksek miktarda hafriyat çıkacak. Aşağı yukarı 1.2 milyar metreküp civarında hafriyat çıkacağı öngörülüyor. Bu hafriyatla Karadeniz’de dolgu yapılacak. Bu dolgu sırasında toprağın dibe çökerek deniz canlılarına zarar vermesi, deniz tabanında yaşayan bitkilerin üzerini kaplaması, balıkların solungaçlarını tıkaması gibi olumsuzluklar gelişebilir. Karadeniz’in Marmara’ya gelmesi sonucunda Marmara Denizi’ne olumsuz etkileri olacak. Olumlu etkilerini göremiyorum, gerekçesi çare olur mu bilmiyorum. Boğaz’a bir alternatif oluşturuluyor ama Montrö Sözleşmesi gereğince zaten ücret ödemeden geçtikleri bir yerden ücret ödeyerek geçerler mi tabii zorlayamazsınız. Bu nedenle çok doğru bulmuyorum ve çok riskli. Çünkü kanalın genişliği en üst tarafta bir yamuk kesidinde tabanda 250 metre, yukarıdan 360 metre. Boyu 150 metrelere varan tankerlerin herhangi bir tanesinin kaza yapması halinde kanalın tamamen tıkanması ve çevresini olumsuz olarak etkilemesini hatta kanalı tıkadğı zaman suyun akışının kesilerek çevrenin su basması riski var. Yine oradan geçecek doğalgaz ya da petrol tankerleri gibi herhangi bir kaza anında çok yakınındaki yerleşim alanlarına olumsuz etkileri olabilir, kaldı ki bu da açıklandı. Çünkü kanalın çok yakın çevresine önce 1 milyon diye açıklanan sonrasında 500 bin kişiye düşürülen yerleşim alanları oluşturulacak. Dolayısıyla Boğaz’da bulunan kaza riski kanalda da var, çok yakın olacağı için buradaki insanların da olumsuz olarak etkilenmesi mümkün.

Hem maliyet açısından hem de habitat açısından olumsuz olduğunu söyleyebilir miyiz?

Yerüstü suları, yeraltı suları oradaki flora, fauna, tarım alanları için olumsuz etkileri var. Kaza riskini, hem Karadeniz hem de Marmara ekosistemlerini olumsuz olarak etkilemesi söz konusu olacak. Aynı zamanda iklim değişikliği açısından da riskli çünkü arazi kullanım değişikliklerine sebep olunacak. Stratejik açıdan çok riskli, çünkü İstanbul’u bir ada haline getiriyorsunuz. Kanalın üzerine 11 tane köprü yapılacak, askeri birliklerin Trakya’dan o köprüleri geçerek İstanbul’a müdahalesinde sorunlar olabilir. Örneğin,15 Temmuz darbe girişimi oldu. Öyle bir durumda Trakya birliklerinin İstanbul’a ulaşmasında zorluklar olacaktır. Ben uzmanlığım, bilginliğim, genel kültürüm açısından baktığımda maalesef faydalı hiçbir yönünü göremiyorum.

“HAVA KİRLİLİĞİ ARTACAK”

1.2 milyar metreküp hafriyat oluşması bekleniyor. Bu hafriyat ne olacak?

Yaklaşık 6 ay- 1 yıl önce hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvuru dosyasında, bu çıkan hafriyatın bir kısmı Karadeniz’de Terkos Gölü’nün önünde bir deniz dolgususu şeklinde yapılacaktı. Güneye yakın yani Avcılar bölgesinden çıkan hafriyatla da Marmara bölgesinde üç ayrı noktada toplamda 10 tane ada oluşturulacaktı. Bu adalar üzerinde de yerleşim yerleri olacaktı ama son tamamlanan ÇED raporunda Marmara Denizi’ndeki adaların kaldırıldığını görüyoruz. Ben bunu birkaç ay önce İstanbul’da yaşanan depreme bağlıyorum. Bu deprem yaşandıktan sonra her an beklediğimiz 7.2 – 7.4 büyüklüğünde bir depreme neden olacak fay kırıldığı zaman deniz dolgusu üzerine yapılacak yerleşimlerin çok büyük risk taşıdığını ve bunun görüldüğünü bu nedenle de hafriyatın kaldırıldığını düşünüyorum. Bu hafriyat Karadeniz’e yapılacak ve 1.2 milyar metreküp çıkartılması sırasında oluşacak toz emisyonları havaya karışacak. İstanbul özelinde hava kirliliğinin artmasına neden olacağını tahmin ediyorum.