(Tansu Pişkin/Bianet – 24 Aralık 2019)

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de şu anda sağlıksız hava soluyan tek il Iğdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise Türkiye tamamı itibariyle, kirlilik oranında Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de şu anda sağlıksız hava soluyan tek il Iğdır. Ancak Türkiye’nin hava kirliliğine ilişkin ulusal sınır değerleri Dünya Sağlık Örgütü’nünkinden (DSÖ) farklı.

Dünyanın dört bir yanında farklı şehirlerde yaşayan insanlar kirli havaya maruz kalıyor. Hava kirliliği seviyeleri şehirlere göre oldukça fazla değişkenlik gösterirken, DSÖ’nün verilerine göre sağlıksız hava soluyan tek ili Iğdır olan Türkiye, kirlilik oranında Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri.

DSÖ’nün verilerine göre, dünyada her yıl 4,2 milyon kişinin ölümüne neden olan hava kirliliğinin ortaya çıkışındaki en büyük etkenler fosil yakıt kullanımı, madencilik, trafik, endüstriyel üretim ve inşaat gibi insan faaliyetleri olarak sıralanıyor.

Havayı kirlettiği bilinen partikül maddeleri (PM) oranının Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde son 15 yılda yüzde 14,2 azalırken Türkiye’de, yüzde 8,4’lük bir artış göstermesinin nedeni de tam olarak bu insan faaliyetlerinden kaynaklanıyor.

* Türkiye’de hava kirliliği haritası / havaizleme.gov.tr

*Hava kalite indeksi

Ancak, sorunun kaynağı sadece bununla da sınırlı değil. Çevre politikaları, verilerin değerlendirilmesi gibi birçok hususta yapılan yanlışlar hava kirliliğini tetikliyor.

bianet’e konuşan Temiz Hava Hakkı Platformu Kordinatörü Buket Atlı bu durumu, “Karbon yutak alanlarının azalması, ormansızlaşma, iklim değişikliği nedeniyle artan yangınlar ve kentlerdeki betonlaşma nedeniyle hava koridorlarının kapanması da hava kirliliği sorununun giderek içinden çıkılmaz bir hal almasına sebep oluyor” diye özetliyor.

Veri eksikliği

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan ve illerde bulunan hava kalitesi ölçüm cihazlarının sonuçlarını anlık olarak veren havaizleme.gov.tr sitesi verilerine göre, Türkiye’de şu an sağlıksız hava soluyan tek il Iğdır olarak görünüyor.

Ancak Türkiye’nin hava kirliliği konusunda kabul ettiği sınır değerler DSÖ’nün değerleri ile aynı değil. Dolayısıyla, ortaya iki farklı tablo çıkıyor. Örneğin ulusal sınır değerlerine göre, 2018’de Türkiye’de yeterli ölçüm yapılabilen 73 ilin 44’ünde yaşayanlar kirli hava solurken; WHO’nun sınır değerlerine göre, söz konusu 73 ilden yalnızca biri temiz hava soludu.

“52 bin kişinin ölümü önlenebilirdi”

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı Kara Rapor’a göre, 2016’dan bu yana hava kirliliği hususunda ulusal sınır değerlerini karşılayan ve hatta WHO’nun değerlerine de yaklaşan iller Ardahan, Artvin, Rize, Kırşehir ve Tunceli oldu. Ayrıca Ardahan, 2018 yılında WHO’nun sınır değerlerini karşılayan tek şehir oldu.

Son üç yıldır hava kalitesinde hiçbir iyileşme olmayan ve havası hep kirli şehirler ise Bursa, Sakarya, Afyon, Denizli, Manisa, Muğla, Burdur, Ankara, Osmaniye, Niğde, Çorum, Mersin, Mardin, Kahramanmaraş, Erzincan ve Sivas.

Atlı, “Türkiye’de hava kirliliği 2017’de DSÖ’nün önerdiği seviyelere indirilseydi 30 yaş üzerinde yaklaşık 52 bin kişinin hayatını kaybetmesi yani trafik kazalarının 7 katı kadar ölüm önlenebilirdi” diyor.

Termik santraller

Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri olan termik santraller de geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gündemindeydi.

15 termik santrale filtre takılmasını iki buçuk yıl erteleyen kanun teklifi Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vetosuyla geri döndü.

Greenpeace Akdeniz Ofisi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, sadece 10 santrale bu şekilde çalışma izni verilseydi, Haziran 2020’ye kadar en az 2860 erken ölüm, 1 milyon gün iş gücü kaybı, 7 milyon günden fazla hastalık izni ve çocuklarda 17 bin 400 bronşit vakasına daha sebep olacaktı.

Ancak Atlı’nın söylediğine göre, bu da yeterli bir çözüm değil:

“Filtrelerin yapılıyor olması tabi ki gene erken ölümlerin olmayacağı veya santrallerden kaynaklı sera gazı salımı sebebiyle iklim değişikliğine sebep olmaya devam etmeyeceği anlamına gelmiyor.”

İklim krizi

Tüm dünyayı etkisi altına alan iklim krizinin de hava kirliliğinde oldukça büyük payı var.

Atlı, yüksek karbon emisyonları ve iklim değişikliğinin mevcut şekliyle devam ettiği bir senaryoda dünyaya gelen bir çocuğun 71. yaş gününde yaklaşık 4˚C ısınmış bir dünya ile karşılaşacağını söylüyor.

Peki ne yapmak gerekiyor?

Temiz Hava Hakkı Platformu, temiz hava hakkımızı korumamız için şu 10 öneriyi sıralıyor:

  • Ölçüm: Hava kirliliği konusunda veri güvenliğinin geliştirilmesi, anlaşılabilir, erişilebilir, gerçek zamanlı kanallar ile doğru ve güncel verilerin halka sunulması, ölçüm yapılan ama bilgileri paylaşılmayan istasyonların da geriye dönük tüm verilerinin paylaşılması, yeni ölçüm istasyonu yerleri seçilirken uygun modelleme yöntemlerinin kullanılması, yer seçim kriterlerinin şeffaf şekilde açıklanması ve tüm çalışan istasyonlara uygulanması,
  • Kamuya açık veri: Hava kirliliğinin sağlık etkilerini ve Türkiye’de her ildeki tahmini erken ölüm sayısını ortaya koyabilecek tüm veri kaynaklarının kamuoyuna açıklanması ve akademik çalışmalar için kolaylıkla ulaşılabilir olması,
  • Yasa ve politikalar: PM10, PM2.5 ve SO2 başta olmak üzere tüm kirletici limitlerinin DSÖ’nün limitleri ile uyumlu hale getirilmesi için mevzuat düzenlemesinin tamamlanması ve limitlerin çalışmakta olan sanayi tesisleri için de istinasız olarak uygulanması ve hava kirliliğinden oluşan zararlara karşı hem önleyici hem de tazmin edici tedbirler konusunda bağlayıcı, uygulanabilir mevzuat geliştirilmesi,
  • PM2.5 limitleri: DSÖ’nün önerdiği değerler ile uyumlu yasal limitler konusunda hızla bağlayıcı mevzuat kabul edilmesi, uygulamaya koyulması ve mevcut durumda pilot uygulama olarak ölçümleri yapılan PM2.5 ölçümlerinin tüm ülke çapında yaygınlaştırılması ve halk sağlığı açısından temsiliyeti olan yerlere kurulacak olan ölçüm istasyonlarının verilerinin kamuoyuyla paylaşılması,
  • Sanayi izin süreçleri: Endüstriyel yatırımların Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) izin süreçlerinde proje sahiplerinden; kompleks arazi koşullarını da hesaba katan, kümülatif etkiler ve ikincil PM2.5 oluşumunu da kapsayan ve dünya çapında kabul gören en güncel programları kullanılarak hava kirliliği dağılımı modelleme çalışması yapılmasının talep edilmesi,
  • Sağlık Etki Değerlendirmesi: Endüstriyel yatırımların izin süreçlerinde yatırımcılardan istenen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu”nun yanı sıra, “Sağlık Etki Değerlendirmesi Raporu”nun hazırlanması, özellikle hava kirliliği nedeniyle oluşan sağlık etkileri, yaşanacak erken ölümleri ve iş gücü kaybının modellenerek hesaplanmasının istenmesi bu yönde bağlayıcı yasal yükümlülükler eklenmesi ve Sağlık Bakanlığı’nın da sanayi tesislerinin izin süreçlerine aktif olarak dahil olması,
  • Fosil Yakıt Desteklerine Son: Hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından kömüre dayalı enerji üretiminin teşvik edilmesine son verilmesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından enerji verimliliği politikalarının yürürlüğe konması ve yenilenebilir kaynakların enerji üretimindeki payının arttırılmasını için politikaların oluşturulması,
  • Temiz Hava Eylem Planları: Ani kirlilik durumunda yöneticilerin görevlerini, halkın alacağı tedbirleri de tanımlayan ve Yönetmeliğe göre yapılması zorunlu olan Temiz Hava Eylem Planlarının bütün iller için katılımcı bir anlayışla hazırlanarak, kamuoyu ile paylaşılması ve acilen uygulamaya koyulması,
  • Alternatifler: Kentlerde toplu taşıma ve bisikletli ulaşımın teşvik edilmesi, motorlu araç trafiğine kapalı alanlar yaratılması, ormanların korunması ve artırılması, araçlardan kaynaklanan kirletici emisyonları azaltacak yasal değişiklikler yapılması ve evsel ısınma için kömürün yerine alternatif kaynakların yaygınlaştırılması,
  • İşbirliği: Hava kirliliğinin sağlık etkilerinin değerlendirilmesi ve kirlililiğin azaltılması ile ilgili politika geliştirilmesinde, özellikle Sağlık Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarının koordinasyonun arttırılması ve disiplinler arası olarak kendi aralarında ve ayrıca çevre ve sağlık alanında çalışan çalışan meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde çalışmalar yürütülmesi.