(Uğur Şahin / Birgün – 25 Aralık 2019)

Kanal İstanbul ile ilgili bin 595 sayfalık ÇED raporunda DSİ’nin mega projenin yapılması halinde su kaybı yaşanacağını belirttiği değil, konuyla alakasız görüşü kullanıldı Yine raporda, yapılan finansal fizibilite çalışması sonucuna yer verildi. Buna göre projeden elde edilecek gelirlerin başında ‘gayrimenkul gelirleri’ yer alıyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hayalim”, uzmanların ise “Bölgenin ekolojik dengesini bozar” dediği Kanal İstanbul projesinin açıklanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu tartışma konusu oldu. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın hazırladığı son dönemin en çok tartışılan konusu Kanal İstanbul projesi “nihai” olarak kabul edilen ÇED raporu, 10 gün boyunca görüş ve öneriler için askıda kalacak.

ÇED raporunda, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) mega projenin İstanbul’u susuz bırakacağına dair görüşü yer almadı. DSİ’nin bu görüşü yerine, konuyla alakasız görüşü raporda konuldu. Yine raporda, yapılan finansal fizibilite çalışması sonucunda gelirler kısmında birinci sırada ‘gayrimenkul gelirleri’ yer aldı. ÇED raporunda, “Akım etki değerlendirmesinin sonucu, Karadeniz’den Marmara Denizi’ne, güncel durumdaki akımın yaklaşık yüzde 12 üzerinde olan 20 km3/yıl fazla akım olmaktadır” tespiti yapıldı. Bu tespit ile Marmara denizinde alt kısımdaki tuzlu akımın da artacağını ortaya koyuyor.

ÇED raporu; raporu hazırlayan şirketten, raporda yer alan bilgilere kamuoyunda tepkiyle karşılandı. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi de ÇED raporuna dair kapsamlı bir değerlendirme hazırladı. Oda’nın hazırladığı görüşte şu değerlendirmeler yer aldı:

>> DSİ’nin görüşü yer almadı: 75 milyar liralık yatırım maliyeti ile kamuoyunun tepkisini çeken projenin ÇED raporunda, Kanal İstanbul’un ‘su kaybına neden olacağına’ dair verdiği görüş yer almadı. DSİ’nin 3 Aralık tarihinde ilettiği rapor, 3 gün sonra değerlendirilmeye alındı, 6 Aralık tarihinde ÇED nihai raporu yayımlandı. Bu kadar kısa süre içerisinde hazırlanan ÇED raporunun hangi bilimsel temele dayandırıldığı soru işareti yarattı. DSİ’nin belirttiği, Terkos baraj havzasının tuzlanma risklerine karşı endişeleri ise görmezden gelindi. ÇED raporunda, “Yapım aşamasında DSi’den görüş alınarak yapılacaktır” denildi.

>> Su kaynakları olumsuz etkilenecek: Proje nedeniyle Sazlıdere baraj havzasının yaklaşık yüzde 60’lık kısmı kaybedilecek. Bu da ‘megakentin’ toplam su ihtiyacının yüzde 10’una denk düşüyor. ÇED raporunda, “Kanaldan sızacak tuzlu su ile İstanbul’un stratejik rezerv olarak adlandırılan yeraltı suyu kaynağının olumsuz etkilenebileceği ve akifer birimin tuzlanma riski olduğu tespit edilmiştir” ifadesi yer aldı. Bu tespit ile Kırklareli akiferinin tuzlanacağı, dolayısı ile proje alanı dışında; Trakya yeraltı sularının da olumsuz etkileneceği anlaşılıyor.

>> Güvenlik amaçlı bir proje değil: Kanal İstanbul projesi, İmar Kanunu’nda yapılan değişiklik ile ‘Su Yolu’ kavramı ile planlandı. Proje, 45 kilometre uzunluk, alt kısımda 250 metre, üst kısımda 360 metre genişlikte ve 20,75 metre derinlikte olacaktır. Proje; Küçükçekmece, Avcılar, Başakşehir, Arnavutköy ilçesi sınırları içerisinden geçmektedir. 350 bin dönüm rezerv yapı alanlarında 166,7 milyon metrekare imar düzenlemesi yapılacak olup “Kanal İstanbul” projesinin güvenlik amaçlı yapılmış bir ‘su yolu’ olmadığı bu yaklaşımdan anlaşılmaktadır.

>> Bölge planları değişecek: ÇED raporunda, “Kentsel dönüşüme maruz kalacak mahallelerde dönüşüm sürecinin başlamasıyla insanların bir kısmının TOKİ ve KİPTAŞ tarafından planlanan toplu konut bölgelerine taşınacağı ve bu bölgelerde kümelenmelerin oluşacağı öngörülmektedir” ifadesi yer aldı. Söz konusu ifadeler bölge planlarının değişeceğinin bir işareti olarak yorumlandı.

>> Canlı yaşamı tehdit altında: ÇED raporunda, “Akım etki değerlendirmesinin sonucu, Karadeniz’den Marmara Denizi’ne, güncel durumdaki akımın yaklaşık yüzde 12 üzerinde olan 20 km3/yıl fazla akım olmaktadır” tespiti yapıldı. Bu tespit ile Marmara denizinde alt kısımdaki tuzlu akımın da artacağı, Marmara ve Karadeniz’in daha hızla tuzlanacağı anlaşılmaktadır. Bu da deniz ekosisteminin yapısını değiştirerek, Marmara Denizi kıyısındaki canlı yaşamını tehdit eder hale gelecektir.

>> 7 yıllık kaos: Tartışmalı rapora göre projenin inşaat çalışmalarının 7 yılda tamamlanması öngörülüyor. 4 yıllık kazı süresince serbest toprak kazısı 1,1 milyar metreküp, göl ve deniz taraması miktarı ise 76 milyon metreküp olarak belirlendi. Proje kapsamında kanal yüzeyi kaplama alanı 2 milyon metrekare, yaklaşık 6 milyon metreküp kaya malzeme 12 ay sürecek patlatma ile kazılacaktır. Kazıdan ve taramadan çıkan malzeme ile 38 kilometre kıyı dolgusu yapılması planlanıyor. Projenin büyüklüğü, malzeme ihtiyacının kum ve çakıl ocaklarından karşılanması, kazı artıklarının taşınması, patlatmalar ile kentin 7 yıl boyunca bir kaos içinde olacağı görülmektedir.

>> Maliyet artabilir: ÇED raporunda yer alan bilgilere göre projenin maliyeti 75 milyar TL. Ancak dövizdeki artışın malzemeye yansıması ile bu bedelin çok daha yüksek olacağına ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

>> Altyapı hizmeti duracak: ‘Mega projeye’ ilişkin ÇED raporunda, “Proje yapım sürecinde ilk yapımına başlanacak yapılardan olacağı öngörülen bu tünel yapıları İSKİ’nin su iletim görevini sürdürebilmesi için büyük önem taşımaktadır“ şeklinde tanımlama yapıldı. Bu da projenin yapım aşamalarında, su kesintileri, alt yapı hizmetlerinin durması ve trafik hizmetlerinin aksaması gibi birçok kent yaşam kalitesini düşüren etkilerin olacağı görülmekte.

Boğazı kurtarma değil, imar projesi

ÇMO İstanbul Şube, Kanal İstanbul’a dair hazırlanan ÇED raporuna ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Gerek ÇED raporu incelemesinde, gerekse de bölgenin bilimsel inceleme raporları göz önüne alındığında; Kanal İstanbul projesi ‘Boğazı kurtarma’ projesi değil, imar projesi, bir inşaat, rant projesi olduğu anlaşılmaktadır. Her damla suyun canlı yaşamı için çok önemli olduğu dikkate alınarak bu ekolojik yıkım projesinden vazgeçilmeli , ekolojik alanların yaşam kalitesini artıracak, yaşam alanlarında paydaşların kabul edeceği projeler geliştirilmeli.”

Sermaye için emlak projesi

Raporu gazetemize değerlendiren TMMOB İKK Sekreteri Cevahir Efe Akçelik, özetle şunları ifade etti:

>> Niyet açığa çıktı: Boğaz trafiğini rahatlamak amacıyla bir ulaşım projesi olarak lanse edilen Kanal İstanbul’un gelir kalemlerinin ilk sırasında; “kanal kullanım, kiralama gelirleri” olması beklenirken gayrimenkul gelirlerinin olması projenin niyetini açıkça belli etmiştir. Türkiye’de yaşanan finansal krizi aşmanın bir yolu olarak iktidarın kaynak yaratmaya ihtiyacı var.

>> Aranan kaynağa ihtiyaç: Tabii bu projelere ihtiyaç duyan sadece iktidar değil aynı zamanda iktidara geldiğinden beri AKP hükümetinin etrafında çember olan sermaye gruplarının da ihtiyacı var. Kanal İstanbul ÇED raporunda, finansal fizibilite çalışmalarının ilk gelir kalemi olarak belirtilen emlak projeleri tam da aranan kaynağa karşılık gelmektedir.

>> Bir emlak projesidir: Henüz kanal güzergahı belli olmadan başlayan arazi spekülasyonları, arsa değişimleri, tapu devirleri, kanal güzergâhı belli olduktan yeni bir hal aldı. Emlak Konut “Kanal İstanbul Manzarası” ile piyasaya 23 bin konutluk 33 projesini sundu. Ardından güzergâhtaki 4,6 milyon metrekarelik arsasını Katar’da düzenlenen “Expo Turkey by Qatar” Fuarı’nda görücüye çıkarttı. İnşaat firmalarının bölgede arsa stoklayarak Kanal İstanbul ihalesi yapılmasının ardından yatırım takvimlerini açıklayacaklar. Bölgede çoğu yerin arsa spekülatörleri tarafından toplandığı biliniyor. Yine son günlerde kamuoyuna yansıyan Katar Emiri’nin annesinin Arnavutköy’de 44 dönüm arazi aldığının ortaya çıktı. Bu örnekleri yan yana getirince tablo daha net ortaya çıkıyor. Kanal İstanbul iktidarın ve sermayenin varlığını sürdürebilmesi için projelendirilmiş bir emlak projesidir.

Ulaştırma bakanı suç işliyor

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, ÇED raporuna dair BirGün’e konuştu. Karaca, şunları söyledi: “DSİ’nin raporları kamuoyu ile paylaşılmasına rağmen, 23 Aralıkta yayınlanan Nihai ÇED raporunda yine DSİ’nin konuyla alakasız raporu kullanılmıştır. Çevre kanunun uygulanmasında yanlış ve yanıltıcı belge düzenleyenler ve kullananlar, Resmi Belgede sahtecilik suçu işlemiş sayılırlar. Bu kapsamda, proje sahibi Ulaştırma ve Altyapı Bakanı ve ÇED raporunu hazırlayan Çınar Mühendislik isimli firma suç işlemişlerdir. TBMM Genel Kurulu’nda, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a DSİ’nin asıl görüşlerinin saklanmış olduğunu iletmemize rağmen, ÇED raporunda hiçbir değişiklik olmamıştır. Bakan Kurum ve Bakanlık yetkilileri hakkında; ÇED raporunu gerekli titizlikle incelemedikleri, İDK’ya sunulan raporların ÇED raporuna konulmasını sağlamadıkları, DSi’nin açık kurum görüşlerine rağmen sahte bilgilerle hazırlanan raporu yayınladıkları için görevi kötüye kullanma suçunu işlemişlerdir.”

İtirafın böylesi: En büyük gelir gayrimenkulden

>> Gelirler:

1) Gayrimenkul gelirleri

2) Kanal kullanım/kiralama gelirleri

3) Kanal işletme gelirleri

4) Entegre tesis işletme gelirleri

5) Konteyner limanı

>> Gider ve yatırımlar:

1) Kanal yatırım maliyetleri

2) Entegre tesis yatırım maliyetleri

3) Kanal işletme giderleri

4) Faiz ve komisyon giderleri

5) Vergi giderleri

Rapor ‘sabıkalı’ firmadan

Kanal İstanbul’a dair ÇED raporu, bin 595 sayfadan oluşuyor. Raporu Ankara merkezli Çınar Mühendislik Müşavirlik A.Ş. isimli firma hazırladı. ÇED raporunu hazırlayan firma, daha önce birçok olayda da anıldı. Odatv’nin edindiği bilgilere göre, Çınar Mühendislik’in sahibi Selahattin Hacıömeroğlu, Biga Enerji Elektrik Üretim A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanıydı. Şirket olarak kendi santrali de dahil yarımadada planlanan birçok santralin ÇED dosyasını hazırladı. BOTAŞ’taki yolsuzluk iddiaları nedeniyle açılan davada da tutuklu yargılandıktan sonra serbest kalan Hacıömeroğlu, bağımsız bir şirket tarafınca hazırlanması gerekli ÇED dosyasına da kendi şirketine hazırlatarak tepkileri üzerine çekmişti.