(Cihan Erdönmez / Yeşil Gazete – 15 Ocak 2020)

İklim krizi çağında ormanların taşıdığı önem ve üstlendiği işlevler kat be kat arttı. Ormanı sevmek tek başına yetmiyor, gereken bilgi ve emek omuz omuza verildiğinde ise ayrıların toplamından çok daha fazla ışıldıyor.

Ormanı ne korur?

Sevgi mi? Elbette. Korumak için sevgi olmazsa olmaz. Peki! Sevgi tek başına yeterli mi? Hayır.

Ne gerekir başka, ormanı korumak için?

Bilgi ve emek.

Yirmi birinci yüzyılın neredeyse ilk çeyreğini bitiriyoruz. Gerek dünyada gerekse Türkiye’de bazı disiplinler henüz emekleme aşamasında. Böbürlenmek babından değil de daha çok zemin hazırlayıcı bir gerçeğe vurgu yapmak amacıyla sık sık tekrarlıyorum, Türkiye’de ormancılık disiplininin oldukça eski ve sağlam temelleri var. Mensubu olmaktan hep gurur duyduğum fakültemin rozetinde yazan yıl 1857. Aradan geçen 163 yılda ne hocalara kucak açmış, ne mühendisler yetiştirmiş… Bugün ülkede nefes almamızı sağlayan ne kadar orman varsa, bilin ki o ormanların bugünlere gelmesinde en büyük pay bu fakülteye aittir.

İyi de, fakültenin yahut genel olarak akademinin misyonu belli. Ya sonrası? Sonrası meslek mensuplarına kalır büyük ölçüde. Yapılan bir işin meslek sayılabilmesi için taşıması gereken en önemli özelliklerden birisi, kuşku yok, o işin bilimsel ve etik ilkelere uygun olarak yapıldığını denetleyecek meslek örgütlerinin bulunmasıdır. Örneğin baro olmadan hukuk olur mu? Ya da tabipler odası olmadan tıp mesleğinden ne derece söz edilebilir? Edilse bile o mesleğin düzgün icra edildiğini kim, nasıl denetler? İşte, ormancılığın bir meslek olabilmesi için de baro gibi, tabipler odası gibi örgütlere ihtiyacı var. Var mı peki ormancılığın böyle örgütleri? Haydi, birlikte arayalım sorunun yanıtını!

Türkiye Ormancılar Derneği

Sadece ormancılığın değil bütün ülkenin en köklü kurumlarından birisidir TOD. Cumhuriyet’in kurulmasından çok kısa bir süre sonra, 26 Aralık 1924 tarihinde Orman Yüksek Mühendisi ve Eczacı Abdülkadir Sorkun, Orman Yüksek Mühendisi Dr. Tevfik Ali Çınar ve Orman Yüksek Mühendisi Dr. Asaf Irmak tarafından Orman Mekteb-i Alisi Mezunları Mezunları Cemiyeti adıyla kurulmuş; daha sonra adı önce Türkiye Ormancılar Cemiyeti (1930) ve ardından Türkiye Ormancılar Derneği (1972) olarak değişmiş ve 1951 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile kamu yararına çalışan dernek statüsünü kazanmıştır. Kuruculardan Dr. Tevfik Ali Çınar’ın 1940-1942 yıllarında Galatasaray Spor Kulübü başkanlığı  yaptığını, Asaf Irmak’ın ise orman fakültesinin tarihine geçen hocalardan biri olup Irmak soyadının fakültenin binalarından birine isim olarak verildiğini hatırlatmakta fayda var.

TOD 1954 yılında Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’nin kuruluşuna öncülük eden kurumlardan biri. Aynı zamanda bugün ODTÜ Ormanı olarak da bilinen Atatürk Ormanı’nın kurulması fikrini ortaya atan ve bu ormanın kuruluşunda ODTÜ Rektörlüğü ve Orman Genel Müdürlüğü ile işbirliği yapan, ülkeye çok değerli hizmetleri olan bir kurum.

TOD Tüzüğü’nün[1] 5’inci maddesinde derneğin ilkeleri olarak “Bağımsızlık, demokratiklik, katılımcılık, dayanışma, gönüllülük, bilimsellik ve şeffaflık” sıralanmakta. Derneğin amaçlarının açıklandığı 6’ıncı maddenin (a) bendi ise şu şekilde:

“Orman alanlarının daralmasına ve ormanların ormancılık bilim ve tekniğine aykırı yönetilmesine neden olacak her türlü girişim ile mücadele edilmesi”

Belki de temel neden bu olmalı ki genel olarak iktidarlar TOD’u pek sevmeseler de son 10-15 yıla kadar dernekle iletişim içinde olmayı bir şekilde sürdürdüler. Ne var ki, son dönem derneğin bunca yıllık birikim ve emeğinin hiçe sayıldığı, dışlandığı bir dönem olarak kayda geçti. Öyle ki, kamu ormancılık örgütlerinde görev yapan bir orman mühendisinin ya da teknik elemanın dernek üyesi olması başlı başına o kişinin önemli pozisyon ve görevlerden uzak tutulmasının fiili gerekçesi haline geldi.[2] Bu nedenle genç orman mühendisleri TOD’a üye olmaktan istemelerine karşın çekinir, uzak durur hale geldiler.

Sanılmasın ki TOD’un kusursuz çalıştığını düşünüyorum. Tam tersine üyesi olduğum bu kurumun potansiyelini yeterince ortaya koyamadığını düşünenlerdenim. Fakat uzaktan eleştirmekle, elini taşın altına koymadan yalnızca tenkitle de sonuca ulaşılamayacağını biliyorum. Derneğin güçlü bir şekilde sesinin çıkmasının gerektiğini düşündüğüm bazı konularda geri planda kaldığını gördüğüm gibi önemli başarılara imza attığını da görmezden gelmenin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Daha önceki yılları bir kenara bıraksak bile yalnızca 2019 yılında yapılanlar dahi derneğin yüksek potansiyelini anlamamıza yetiyor; tarihte ilk kez olmak üzere Türkiye Ormancılığı[3]adlı kapsamlı bir bilimsel raporun yayımlanmasının, yine ilk kez Uluslararası İklim Değişikliği ve Ormancılık Konferansı’nın düzenlenmesinin, Yenice Şeker Kanyonu’nda yapılacak olan HES’in iptali için hukuki ve mali destek verilmesinin, ODTÜ Ormanı’ndan hukuka aykırı bir şekilde yol geçirilmesine izin verdiği için adı geçen üniversitenin rektörünün yargılanabilmesi amacıyla verilen ve sonuç alınan hukuki mücadelenin hem bugün hem de geleceğimiz açısından ne derece önemli olduğunun farkında olmak gerekiyor.

Dernek merkezinin çalışmalarına ek olarak İstanbul ve Antalya şubeleri ile 21 temsilciliğin de kendi olanakları ölçüsünde küçümsenmemesi gereken çalışmalara imza attığını, yurdun ziyaret ettiğim her köşesinde görüyorum.

“Ormanı ne korur?” sorusu ile yazıya başlamıştım. İşin felsefesi bir yana, ormanı tabii ki yasal olarak yetkili kamu kurumları korur. Bu açıdan, şimdilik Tarım ve Orman Bakanlığı çatısı altında görev yapan Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü temel güvencemizdir. Bazı dönemlerde bu kurumlar ormanı koruma temel görevinden uzaklaşarak siyaset ve ekonomi üstü bir değer olan ormanın siyasi ve ekonomik çıkarların hizmetine girmesine engel olamayabilirler. Siyaset ve ekonomi, adını verdiğim kamu kurumlarından sonra yasal olarak en güçlü organizasyon olan Orman Mühendisleri Odası’nı[4] da güdümü altına almış olabilir. İşte, tam da böyle durumlarda TOD gibi hangi yönden, hangi ideolojiden, hangi iktidardan gelirse gelsin ormana verilecek zararların karşısında, ormanın yanında saf tutmayı şiar edinmiş  “Sivil Toplum Kuruluşları”na daima ihtiyaç duyulacaktır. Bu nedenle ülkesini, ormanını, toprağını, suyunu, böceğini ve kuşunu seven bütün ormancıları, ama özellikle genç meslektaşlarımı ormanın yanında, ormancının cemiyeti çatısı altında toplanmaya davet etmeyi tarihi bir görev kabul ediyorum.

Demokrasinin ve toplumsal gelişimin ancak sivil toplumun desteği ve katkısıyla ilerleyebileceği bir dönemi yaşıyoruz. İklim krizi çağında ormanların taşıdığı önem ve üstlendiği işlevler kat be kat arttı. Dünyada ormanlar zor durumda. Türkiye’de ormanlara yönelik saldırılar çok yönlü olarak artıyor. Kabul, ormanı seviyoruz. Ama sevgi tek başına yetmiyor. Bilgi ve emek de gerekiyor. Bilgi ve emek ise omuz omuza verildiğinde ayrıların toplamından çok daha fazla ışıldıyor. O halde, orman için, doğa için, çocuklarımızın, tüm canlıların ve gezegenimizin geleceği için sivil toplum sizi bekliyor. Haydi! Şimdi 1’den fazla olma zamanı.

***

[1] Tüzüğün tam metnine https://www.ormancilardernegi.org/dosyalar/files/tuzuk8.pdfadresinden ulaşabilirsiniz.

[2] Yeri gelmişken, bazı sendikalara üye olmanın da benzer sonuçları olurken iktidar tarafından belirlenen sendikaya üye olmadan görevde yükselmenin neredeyse imkansız olduğu gerçeği sanırım kimseyi şaşırtmayacaktır.

[3] https://www.ormancilardernegi.org/dosyalar/files/revize_rapor7%20web.pdf  adresinden tam metin olarak ulaşılabilir.

[4] Bir sonraki yazımda bu konuya değineceğim.