Okuma süresi: 5 dakika

(Çeviri: Engin Noyan – 18 Ocak 2020)

Küresel ölçekte dalga dalga yükselen çevre adaleti hareketi, küresel ısınmanın ırk, yoksulluk, göç ve halk sağlığı gibi konularla bağlantısının nasıl gerçekleştiğini kasten kesişimsel olarak gösterir. İklim kriziyle çok yakından ilişkili olup da az oranda dikkat çeken bir alan da militarizmdir. Bu yazıda, bu konular ve bunların çözümleri iç içe geçtiği durumlarla gösterilmektedir.  

1. ABD askeri gücü dev petrol şirketlerini ve diğer madenci şirketlerini korumaktadır. Amerikan ordusu, ABD şirketlerinin dünyadaki maden endüstrisi materyallerine, özellikle de petrole erişimini sağlamak için sık sık kullanılır. Irak’a karşı yapılan 1991 Körfez Savaşı apaçık ve utanmaz bir petrol savaşıdır. Günümüzde, Amerikan ordusunun Suudi Arabistan’ı desteklemesi ABD’nin petrol yakıt endüstrisinin petrol erişimini denetleme kararlılığıyla ilişkilidir. Yüzlerce ABD askeri üssü dünyanın kaynak bakımından zengin bölgelerine ve stratejik ticari güzergahlara yayılmışlardır. Ordumuzun dev petrol şirketlerinin koruyucusu olarak hareket etmesini durdurmadıkça bu fosil yakıt döngüsünden çıkamayız.

2. Pentagon, tek başına dünyadaki fosil yakıtların en büyük tüketicisidir. Eğer Pentagon bir ülke olsa, Finlandiya,Norveç ya da İsveç gibi ülkelerden daha büyük fosil yakıt kullanımıyla tek başına dünyanın 47. en büyük sera gazı salanı olurdu. Amerikan ordusunun salınımları büyük oranda silah ve teçhizat yakıtlarından ve de dünyadaki 560,000’den daha fazla yapının ışıklandırma, ısıtma ve soğutmasından kaynaklanmaktadır.   

3. Pentagon, bizim ciddi bir şekilde iklim krizi için ele almamız gereken maddi kaynağı tekelinde tutmaktadır. Amerikan ulusal güvenliğine en büyük tehdidin İran ya da Çin değil de iklim krizi olduğu günümüzde, federal hükümetin yıllık ihtiyari bütçesinden yarısından fazlasını askeriye harcamaktadır. Pentagon’un halihazırdaki bütçesini yarı yarıya kessek bile hala Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore’nin toplam askeri bütçesinden daha fazlası kalır. O zaman da tasarruf edilen 350 milyar dolarlık Yeni Yeşil Anlaşmaya aktarılabilir. 716 milyar dolarlık 2019 ordu bütçesinin sadece %1’i 128,879 doğa dostu iş altyapısının fonlanmasında yeterli olacaktır.  

4. Askeri operasyonlar, sonrasında toksit bir miras bırakır. Amerikan askeri üsleri arazileri tahrip ederek toprağı ve içme suyunu kirletir. Okinawa’daki Kadena askeri üssündeki Amerikan Hava Kuvvetleri yerel arazi ve suyu, arsenik, kurşun, PCB, asbest ve dioksin bulunan tehlikeli kimyasallarla kirletti. Burada, evimizde EPA 149’un üzerinde mevcut ya da eski askeri üssü SuperFond siteleri olarak tanımladı, çünkü Pentagonun yarattığı kirlilik yerel toprak ve kaynak sularını insan, hayvan ve bitki hayatına büyük oranda tehlike yaratacak şekilde bıraktı. 2017 hükümet raporuna göre, Pentagon kapalı üslerin çevresel temizliği için önceden 11,5 milyar dolar harcamış durumda ve tahminen 3,4 milyar dolar daha ihtiyaç duyulacak. 

5. Savaşlar, insan sağlığını ve iklim esnekliğini sürdürmede önemli olan kırılgan ekosistemleri tahrip eder. Doğrudan savaş, doğası gereği, araziyi ve altyapıyı yok eden kara işgali ve bombalamalar yoluyla çevrenin yıkımını içerir. Gaza Şeridi, 2008 ila 2014 arasında üç büyük İsrail askeri saldırısında zarar görmüştür. Bu bombalama operasyonları kanalizasyon işleyişini ve enerji tesislerini hedef alarak Gaza’nın kaynak sularının %97’sini maden tuzu ve lağımla kirletmiş, dolayısıyla insan tüketimi için elverişsiz bir hale getirmişti. Yemen’de, Suudi öncülüğündeki bombalama operasyonları, şu an her gün 2000’den fazla vakanın raporlandığı insani ve çevresel felakete yol açmıştır. Irak’ta, Pentagon’un 2003’teki yıkıcı işgalinin ardında bıraktığı çevresel toksinlerin içerdiği zayıflatılmış uranyum Amerikan üsleri yakınında yaşayan çocukların doğuştan kalp rahatsızlıklarına, kansere, omurga bozukluklarına, lösemiye, yarık dudaklara sahip çocuklar ile kayıp ya da engelli ve felçli çocuklar bırakmıştır

6.  “Tehdit çarpanı” olan iklim değişikliği daha şimdiden tehlikeli sosyal ve politik durumları daha da kötüleştirmiştir. Suriye’de 500 yıl içerisinde görülen en kötü kuraklık ürün kıtlığına neden olarak çiftçileri şehirlere göç etmeye zorlamış, işsizliği ve politik düzensizliği daha da kötüleştirerek 2011’deki ayaklanmaya katkıda bulunmuştu. Benzer iklim krizleri, Orta Doğu boyunca diğer ülkelerde, Yemen’den Libya’ya çatışmaları tetiklemiştir. Küresel sıcaklıklar yükselmeye devam ettikçe daha fazla ekolojik felaket, kitlesel göç ve savaş görülecektir. Ayrıca, daha fazla sınır içi silahlı çatışmalar -iç savaş da dahil- olacak ve bu çatışmalar sınır ötesine sıçrayarak bütün bölgeyi istikrarsızlaştıracaktır. En fazla risk taşıyan bölgeler Sahara altı Afrika, Orta Doğu ve Güney, Orta ve Güneydoğu Asyadır. 

7. ABD, iklim değişimini ve savaşları ele alan uluslararası anlaşmaları engellemektedir. ABD kasten ve mütemadiyen dünyanın, sera gazı salınımlarını kesme ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırma amacı taşıyan iklim kriziyle mücadele eden kolektif çabaları baltalamaktadır. ABD’nin 1997 Kyoto Protokolüne katılmayı reddetmesi ve Donald Trump’ın 2015 Paris İklim Anlaşmasından çekilmesi doğayı, bilimi ve geleceği açık bir şekilde önemsemediğinin en son örnekleridir. Benzer bir şekilde, ABD, savaş suçlarını soruşturan Uluslararası Ceza Mahkemesine katılmayı reddederek tek yanlı işgal ve yaptırımlarla uluslararası hukuku çiğnemekte, Rusya ile nükleer anlaşmalardan çekilmektedir. Orduyu diplomasiden üstün tutarak, “güçlü olan haklıdır” mesajını vermekte, iklim krizi ve askeri çatışmalara çözüm bulunmasını zorlaştırmaktadır. 

Dünyadaki Amerikan Askeri Üsleri

8. Kitleşel göç, hem iklim değişikliği hem de çatışmalar tarafından körüklenmekte, göçmenler genellikle militarize baskılarla karşı karşıya kalmaktadır. 2018 Dünya Bankası Grubu raporu, dünyanın en yoğun nüfuslu gelişmekte olan üç bölgesinde (Sahra altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika) iklim değişikliğinin etkilerinin 2050 yılından önce 140 milyondan fazla insanın yerinden edilmesine ve iç göçüne yol açabileceğini tahmin ediyor. Şimdiden Orta Amerika’dan Afrika’ya ve Orta Doğu’ya milyonlarca göçmen çevresel felaketlerden ve çatışmalardan kaçıyor. ABD bölgesinde göçmenler kafeslere kitlenmekte ve kamplarda mahsur kalmaktadır. Akdeniz’de binlerce mülteci, tehlikeli deniz seferlerine çıkmaya çalışırken öldü. Bu arada, bu bölgelerdeki çatışmaları körükleyen silah tüccarları mültecilere karşı sınırları güvence altına almak için silah satmaktan ve gözaltı tesisleri  inşa etmekten çok büyük kazanç sağlıyor.

9. Militarize devlet şiddeti, ortak inisiyatifli çevresel yıkıma direnen topluluklara karşı dengelenir. Topraklarını ve köylerini petrol sondajlarından,  madencilik şirketlerinden, çiftlik sahiplerinden, tarım işletmelerinden vb. korumak için mücadele eden topluluklar genellikle devlet ve paramiliter şiddet ile karşılaşmaktadır. Bunu bugün, yerli halkların ormanlarının toptan kesilmesini ve yakılmasını durdukları için öldürüldüğü Amazon’da görüyoruz. Berta Caceres gibi aktivistlerin nehirlerini korumaya çalıştıkları için vuruldukları Honduras’ta görüyoruz. 2018’de dünya çapında öldürülen 164 belgelenmiş çevreci vaka vardır. ABD’de, güney Dakota’da Keystone petrol boru hattını inşa etme planlarını protesto eden silahsız yerli göstericiler göz yaşartıcı gaz, fasulye torbası mermileri ve sıfırın altındaki su toplarıyla kasti hedef alan polisler tarafından karşılandı. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, olağanüstü hal yasalarını iklim ile ilgili ayaklanmaları kapsayacak şekilde genişleterek “eko-terörist” olarak adlandırılan ve karşı ayaklanma operasyonlarına maruz kalan çevre aktivistlerinin baskı altına alınmasını kolaylaştırıyor. 

10. İklim değişikliği ve nükleer savaş gezegene yönelik varoluşsal tehditlerdir. Felaket niteliğindeki iklim değişikliği ve nükleer savaş, insan uygarlığının varlığına yarattıkları varoluşsal tehdit açısından benzersizdir. Nükleer silahların yaratılması -ve bunların yayılması- küresel militarizm tarafından teşvik edildi, ancak nükleer silahlar nadiren bu gezegendeki yaşamın geleceği için bir tehdit olarak kabul ediliyor. Dünyadaki nükleer silahların %5’inden daha azını içeren çok “sınırlı” bir nükleer savaş bile 2 milyar insanı riske atarak felaket niteliğindeki küresel iklim bozulmasına ve dünya çapında bir kıtlığa neden olmaya yeterli olacaktır. Atom Bilimcileri Bülteni, ikonik Kıyamet Saatini gece yarısına 2 dakika kalaya ayarlayarak Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması‘nın onaylanmasına ciddi bir ihtiyaç olduğunu gösterdi. Çevresel ve nükleer karşıtı hareket, gezegenin hayatta kalmasına yönelik bu tehditleri durdurmak için el ele çalışmalıdır.

Foto: Salwan Georges/The Washington Post via Getty Images

Kritik çevresel projelere yatırım yapmak için milyarlarca Pentagon doları kullanılması ve savaşın çevresel yıkımının ortadan kaldırılması için yaşanabilir, huzurlu bir gezegen talep eden hareketlerin “savaşa bir son verilmesi” yapılması gerekenler listesinin en üstünde yer alması gerekiyor.

Medea Benjamin, Barış için PembeKod organizasyonun eşkurucusu ve Inside Iran: The Real History and Politics of the Islamic Republic of Iran kitabının yazarıdır. Savaş ile iklim arasındaki kesişimlerin tam anlamıyla kavramak için Gar Smirth’in War and Environmental Reader kitabı okunabilir.

Kaynak: https://www.codepink.org/10_ways_that_the_climate_crisis_and_militarism_are_intertwined