Okuma süresi: 3 dakika

(Pelin Cengiz / Artı Gerçek – 15 Ocak 2020)

Belçikalı şirketler örneğinde olduğu gibi, Avrupalıların Türkiye üzerinden para kazanma iştahları, içinden geçilen krizi kendi açılarından fırsata çevirme eğilimleri var.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, pazartesi günü Kanal İstanbul projesiyle ilgili önemli açıklamalarda bulunarak, “Kanal İstanbul’a 2020 yılında kazmayı vurursak, projeyi 2025 sonu 2026 gibi tamamlamış olacağız” dedi.

Bakan Turhan, konuşmasının esas önemli kısmında ise projeye daha çok Avrupalıların ilgi gösterdiğini, söz konusu ülkelerin sadece inşaat değil, yapım ve kredi finansmanıyla da ilgilendiğini söyledi. Turhan, “Kanal İstanbul Projesi ile Hollandalı, Belçikalı, Fransız firmalar ilgileniyor. Hepsi bu işlerde uzman firmalar” dedi.

Turhan, daha önce yaptığı açıklamalarda da “Finansmanla ilgili görüşmeler sürüyor. Çinliler de ilgileniyor ama en çok ilgili olan Benelüks ülkeleri. Onlar, hem teknolojik hem de bu alanda iş deneyimi olan ülkeler” ifadelerini kullanmıştı.

Bakan’ın açıklamalarında yer alan ülkelere ait şirketler gerçekten Kanal İstanbul projesiyle ilgileniyor mu derken, Flamanca olarak Belçika’da yayınlanan De Tijd gazetesinde yer alan haberde, Belçikalı şirketlerin Kanal İstanbul projesine ilgisinden bahsedildi. Haber, daha sonra yine Belçika’da Fransızca yayın yapan L’Echo gazetesi tarafından da yayınlandı.

Habere göre, Belçika merkezli Jan De Nul Group, Kanal İstanbul projesi ile ilgilendiğini doğruladı ve Belçika merkezli başka bir grup olan DEME Group ile işbirliği içinde olduklarını açıkladı.

Jan De Nul Group Sözcüsü Heleen Schellinck, projeyi yakından izlediklerini belirterek, “Bütün detaylar bilinmiyor daha ama önemli bir bölümünü temizleyip kurutacağımızı düşünüyoruz. İkinci Süveyş Kanalı’nın yapımı ve Panama Kanalı’nın genişletilmesi ile zaten benzer projeler gerçekleştirdik” açıklaması yaptı.

DEME Group’tan Vicky Cosemans da 2020 yılında yapılması planlanan Kanal İstanbul projesinde ihale tarihinin belirlenmesini beklediklerini ifade ederek, ihaleye katılmak istediklerini doğruladı, “Açıkçası bu çabayı gösterecek uzmanlığa sahibiz” dedi.

Haberde, Turhan’ın finansman konusunda da Benelüks ülkeleriyle görüşüldüğü yönündeki sözlerine atıf yapılarak, Jan De Nul Group ve DEME Group’un Türkiye’deki makamlarla görüştüğü ne kabul edildi ne de inkâr edildi.

Jan de Nul Group, Atlas Okyanusu ile Pasifik Okyanusu’nu birbirine bağlayan Panama Kanalı’nın genişletme faaliyetlerini üstlenen konsorsiyum içinde yer alan şirketlerden biri. Şirket ayrıca yeni Süveyş Kanalı’nı yapan konsorsiyumun da içinde.

Dubai’deki Palmiye Adası’nın deniz dibi tarama ve ıslahı çalışmaları da yine bu şirket tarafından yapılmış.

Büyük bir mühendislik grubu olan Jan De Nul, deniz dibi kazma/tarama, deniz ıslahı ve liman inşası konularında uzman.

Şirket ayrıca Karadeniz kıyısında Zonguldak sahilinde yapılmak istenen Filyos Limanı ile de ilgili. Türkiye’nin üçüncü büyük limanı olması planlanan Filyos’un dip tarama işlerini Jan De Nul yürütüyor.

Aynı şekilde DEME Group da benzer işler konusunda uzmanlığa sahip. İki grubun da pek çok ülkede faaliyetleri var.

Bu iki şirket yakın zaman önce bir rüşvet skandalında karşı karşıya gelmiş.

Financial Times gazetesinde yer alan haber, Belçika makamlarının DEME’deki üst düzey yöneticilerin Rusya’nın Kuzey Kutbu kıyı şeridindeki bir limanda sözleşme yapmak için rüşvet verilip verilmediği iddialarını araştırıyor. Belçikalı yetkililere göre, verilen rüşvetleri gizleyebilmek için DEME bir dizi paravan şirketler kurdu.

İşin ilginci, şimdi Kanal İstanbul için ortak teklif vermeyi değerlendiren Jan De Nul ve DEME’nin ikisi de Kuzey Kutbu’ndaki ihale için ayrı ayrı teklif veren rakiplerdi. Rüşvet paraları ödendikten sonra Jan De Nul, Eylül 2016’da DEME’yi Belçika makamlarına şüpheli kamu ihalesinde dolandırıcılık yapmaktan şikâyet etti.

Şimdilik eldeki veriler bu kadar. İhale ne zaman yapılacak, yap-işlet-devlet modeliyle mi gerçekleştirilecek, ihalenin bu yıl içinde yapılabilmesi mümkün olacak mı gibi soruların cevapları henüz net değil.

Sadece eğer ihaleye çıkılamazsa, ihalenin şartları şirketler tarafından cazip bulunmazsa ve ihaleye yeterli ilgi gelmezse, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ifade edilen milli kaynaklarla kanalın yapılabilmesi mümkün görünmüyor.

Yine iktidarın ısrarı göz önünde bulundurulduğunda, Kanal İstanbul projesine karşı inşa edilecek bir siyasi ve toplumsal kampanyanın dilinin “ekonomik olarak mümkün değil”, “zaten para bulamazlar” argümanlarının üzerine kurulmaması gerekiyor.

Belçikalı şirketler örneğinde olduğu gibi, her ne kadar demokrasisi, hukuku, bürokratik yapısı aksıyor olsa da hatta yer yer askıya alınmış olsa da Avrupalıların Türkiye üzerinden para kazanma iştahları, içinden geçilen krizi kendi açılarından fırsata çevirme eğilimleri var.

Geç olmadan bu sermaye yapılarıyla da nasıl mücadele edileceğinin pratiklerinin hayata geçirilmesi gerekiyor.