(KOS Medya – 31 Ocak 2020)

Türkiye Ormancılar Derneği ve Kuzey Ormanları Savunması tarafından 30 Ocak tarihinde düzenlenen basın toplantısında Kanal İstanbul projesinde 3 bin 896 futbol sahası kadar ormanlık alanın yok olacağı ve Terkos gölünün içme suyunun özelliğini kaybedeceği belirtildi. Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şubesi’nde düzenlen düzenlenen basın toplantısına Türkiye Ormancılar Derneği Marmara Şube Başkanı Prof. Dr. Ünal Akkemik ve Kuzey Ormanları Savunması’ndan Seda Elhan katıldı.  

Kanal İstanbul’un Kuzey Ormanları’na vereceği tahribatla bilim kurullarının hazırladığı raporun da paylaşıldığı basın açıklamasında Kuzey Ormanları’nın uzun yıllardır insan baskısı sebebiyle sürekli azalmakta olduğu belirtildi.

Türkiye Ormancılar Derneği ve Kuzey Ormanları Savunması’nın ortak açıklaması şöyle:

İstanbul’un Kuzey Ormanları uzun yıllardır insan baskısı nedeniyle sürekli azalmaktadır. 1971 yılı orman envanterine göre yaklaşık 270 bin ha kadar olan İstanbul’un orman varlığı 2018 yılında 243 bin ha’a kadar gerilemiştir. 47 yılda kaybedilen orman alanı 27 bin ha kadardır. Orman alanlarındaki azalmanın en önemli nedeni Orman Kanunun 16. ve 17. Maddeleri kapsamında orman alanlarından verilen izinlerdir. Bu maddeler kapsamında verilen izinlerin yaklaşık üçte birine karşılık gelen 8.700 ha’ı 3. Havaalanı ve 3. Köprü bağlantı yollarının yapımı için son 8 yılda verilmiştir. Bunlara ek olarak maden, savunma, çöplük, su, eğitim ve enerji yatırımları gibi faaliyetler için de 20 bin ha’a yakın bir orman alanı vasfını yitirmiştir. Kanal İstanbul ile de 458 ha kadar bir orman alanı tamamen yok olacaktır. Üstelik yok olan bu orman alanlarının 287 ha’ı Türkiye’deki koruma değeri en yüksek olan Muhafaza Ormanı statüsündeki Terkos Gölü Muhafaza Ormanı sınırları içinde kalmaktadır. Özetle İstanbul ili özelinde kitlesel bir ormansızlaşma süreci daha yaşanacaktır.  

Terkos Gölü ile Karadeniz arasında kalan kumul üzerindeki ağaçlandırmalar tarihi öneme sahiptir. Şiddetli kuzey rüzgârları ile taşınarak gölün dolmasını engellemek için söz konusu kumul, 1880’li yıllarda ağaçlandırılmaya çalışılmış olup ülkemizdeki ilk ağaçlandırma örneklerindendir. Çok başarılı olmayan bu ağaçlandırmadan sonra 1950’lerde Terkos Kumulu özel tekniklerle yeniden ağaçlandırılmış ve gölün kumla dolması engellenerek İstanbul’un susuz kalması önlenmiştir. Bu ağaçlandırma 22.12.1961 tarihinde Muhafaza ormanı olarak ilan edilmiştir. Çok sayıda araştırmanın yapıldığı aynı zamanda eğitim amaçlı olarak da kullanılan muhafaza ormanının bir bölümü kanaldan çıkacak hafriyatın dökülmesi için yapılacak yollarla ve kıyı dolgusuyla yok olacaktır. Bu ormanlar, dolgudan kaynaklanacak toz ve gemi ile araç trafiğinden kaynaklanacak hava kirliliğinden de olumsuz etkilenebilecektir. Bu kumul ağaçlandırmasının tamamen kaybedilmesi Terkos Gölünün de içme suyu özelliğinin yok olmasına yol açabilecektir.

İstanbul’un Kuzey Ormanları ile kumul, mera, sulak alan ve fundalık gibi doğal ekosistemleri, sayısı 2500’ü bulan bitki çeşidine, 38 memeli hayvana, 35 kurbağa ve sürüngene ev sahipliği yapmaktadır. Sulak alanlarla birlikte bu doğal karasal ekosistemler 350 kadar kuş türünü de barındırmaktadır. ÇED Raporuna göre kanal güzergâhında; sadece 399 bitki türü, 37 memeli, 8 yarasa, 239 böcek, 7 iki yaşamlı, 24 sürüngen ve 249 kuş türü yaşamaktadır. Bitkilerden 13’ü endemik, 16’sı ise tehdit altındaki türlerdir. Benzer şekilde fauna elemanlarından da 153’ü Bern Sözleşmesi gereğince korunan türlerdir. Tehdit altında 5 kuş türü de bulunmaktadır. Ancak ÇED Raporunda verilen flora ve fauna listeleri eksiktir. ÇED raporunda da canlıların habitat parçalanmasından zarar göreceği kabul edilmiş olup bitkilerin korunması için endemik olanlarından sadece 5’inin tohumlarının taşınacağı açıklanmıştır. ÇED Raporunda, diğerleri için de başka habitatlarda da yayılış göstermesi nedeniyle taşınmasına dahi gerek olmadığı yer almaktadır. Bilimsellikten uzak bu taşıma şeklindeki önlem neredeyse tüm ÇED Raporlarında bulunmakta olup doğaya verilen zararın küçük gösterilmesinde kullanılmaktadır. Benzer bir sözde önlem de kesilen ormanların yerine başka yerlerde ağaçlandırma yapılacağıdır. Kanal İstanbul için kesilen orman alanlarında 201 bin kadar ağaç olduğu ÇED Raporunda belirtilmiştir. Bu ağaçların bir kısmının taşınabileceği, taşınamayan ağaçların yerine de uygun alanlarda ağaçlandırma yapılacağı açıklanmıştır. Bu şekildeki gerekçelerde orman alanlarında yapılan tüm yatırımların ÇED Raporlarında yer almaktadır. Ağaçlandırmaların orman ekosistemi haline gelmesi için onlarca yıl geçmesi gerektiği artık tüm kamuoyunca bilinmesine rağmen ÇED Raporlarında halen “kesiyoruz ama yerine dikiyoruz” açıklamalarına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman Bakanlığı tarafından halen itibar edilmesini de anlamamaktayız.

Aslında Istrancalardan Düzce’ye tüm kuzey ormanları tehdit altındadır.

Rant Kanalı projesi; Trakya, İstanbul ve Anadolu’nun su, nefes ve yaşam kaynağı olan ve Marmara’nın Karadeniz kıyısına paralel olarak Kırklareli’nden Düzce’ye eşsiz güzellikteki ekosistemler birliği oluşturan Kuzey Ormanları’nı,  3. Havalimanından sonra bir kez daha bölecektir. Bu aynı zamanda bölgede yoğunlaştırılan ağır sanayi ve hizmet faaliyetlerine paralel olarak büyüyen yapılaşma baskısı altında kalan yaban hayatının da bir darbe daha almasına yol açacaktır.

Her ne kadar Kanal güzergâhında kesilecek orman alanının 458 ha (595 futbol sahası) olduğu açıklansa da Kanal çevresinde oluşturulacak yeni yerleşim yerleriyle birlikte kaybedilen orman alanı miktarı 3.000 ha (3.896 futbol sahası)’a çıkacaktır. Ek olarak kanal ve yeni yerleşim yerlerinin inşası için gerekli olan taş, mıcır ve çimento için de orman alanlarından yeni izinler verilmesi de söz konusu olabilecek ve kaybedilen orman alanı miktarı daha da artabilecektir. Ek olarak yeni yerleşim alanları için yol, enerji vb. yatırımların da gerekli olabileceği, bunlar için ilk önce ormanların gözden çıkarılacağı da unutulmamalıdır. Çünkü kamulaştırma bedellerinden kaçınmak için feda edilen ilk yerler hep ormanlar olmuştur. Oysa ormanlar ve diğer ekosistemlerin hoyratça yok edilmesinin aslında geleceğimizi de riske attığının farkına varılması gerekmektedir. Çünkü bu doğal ekosistemler İstanbul İçme suyu havzalarında temiz su biriktirilmesine, İstanbul’un havasının temizlenmesine ve sel gibi doğal afetlerin önlenmesine katkı sağlamaktadır. Yapılması gereken; on yıllardır ağır tahribata maruz bırakılmış olan Kuzey Ormanlarının tümüyle ‘Muhafaza Ormanı’ ilan edilerek her türlü rant ve yağma projesine derhal kapatılması ve diğer doğal ekosistemlerle birlikte koruma altına alınarak her türlü baskı ve yapılaşmadan uzak tutulmasıdır (30.01.2020).

Saygılarımızla,

Türkiye Ormancılar Derneği

Kuzey Ormanları Derneği