Avrupa’da yaşanan kuraklık sonrası suları çekilen Elbe Nehri’nde “açlık taşları” görülmeye başlandı. Taşlardan birinde yazan bir not geldiğimiz durumu özetliyor: “Eğer beni görebiliyorsan, ağla…”

Kriz sözcüğü geri dönülmez bir noktayı tanımlıyor.

Bardağı taşıracak son damla.

İklim krizinde değil bardak, sürahi taştı. Atmosferdeki CO2 seviyesi son 650 bin yılın en yüksek seviyesinde. Geçirdiğimiz son dört yıl, yüz yetmiş yılın en sıcak yılları oldu, hem karada hem okyanuslarda. Buzullar hızla eriyor, okyanuslar asitleşiyor.

Öte yandan da bir kriz iklimindeyiz.

Kapitalizm üçüncü büyük krizini yaşıyor. Her krizden yeniden yapılanarak ve krizi fırsata çevirecek “kanallar” açarak çıkan kapitalizmin bu kez işi kolay değil. Çünkü bir ekolojik kriz var. Küresel sermaye biyolojik çeşitlilik kaybını önümüzdeki on yılın en önemli kürsel riskleri arasında görüyor. Nasıl görmesin ki?

Günde 200 canlı türü yeryüzünden yok oluyor. 1 milyon canlı türü de yok olma tehdidi altında. 1970’den 2014’e memelilerin, kuşların, balıkların, sürüngenlerin nüfusu yaklaşık% 60 oranında azaldı.

Karasal biyolojik çeşitliliğinin en önemli kaynağı olan, bu biyoçeşitliliğin yüzde 80’ine ev sahipliği yapan ve iklim değişikliğinin azaltılmasında kilit rol oynayan ormanlar, dünya çapında tahrip ediliyor. 1990 ve 2016 arasında ormansızlaşma nedeniyle yaklaşık 1.3 milyon km2 orman alanı kaybedildi. BM verilerine göre karbon tutulumunu arttırmak için bir trilyon ağaç dikmek gerekiyor.

Küresel sermayenin yıllık yol haritası olan ve Davos’ta her yıl yapılan Dünya Ekonomik Forumu’nun öncesinde yayımlanan Küresel Riskler Raporlarında çevresel riskler yer almazken 2010 yılından itibaren raporun ana başlıkları arasına girdi. Hatta 2020 Raporu’nda “küresel ekonomi için beş tehdit” tamamen ekolojik ve çevresel riskler olarak sıralanıyor: (http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1715662/kuresel-riskler-raporu-2020.html):

  • İklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları
  • İklim değişikliyle mücadelede başarısızlık
  • Doğal afetler
  • Biyolojik çeşitlilik kaybı
  • İnsan eliyle oluşan çevre felaketleri

Bir başka kriz de açlık krizi. 2017 yılında dünyada açlık çeken insan sayısı 821 milyona ulaştı. Dokuz kişiden biri aç. 150 milyon çocukta kronik beslenme bozukluğu var.

İklim değişikliğinin, kıtlık ve kuraklığın etkisiyle durum daha da kötüye gidiyor. 2050 yılında gıda gereksiniminin yüzde 50, su gereksiniminin yüzde 55 artacağı tahmin edilirken su ve gıda kıtlığı bekleniyor.

Sıcaklık artışlarının düzeyine göre özellikle dünyanın nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerinde suyun yüzde 20- 50 azalacağı tahmin ediliyor.

Gıda üretiminde de önemli sıkıntılar gerçekleşecek. Tahıl üretiminde kayıpların bazı ülkelerde yüzde 20’lere yaklaşacağı, bu üretim kaybının yanında besin değerlerinin de azalacağı tahmin ediliyor. Yapılan bazı araştırmalar önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde buğdaydaki çinko, demir ve protein oranının yüzde 10’a ineceğini gösteriyor (Ayrıntılı değerlendirme için Bülent Şık’ın Toplum ve Hekim Dergisi’nin İklim Krizi ve Sağlık dosyasında yer alan “İklim Krizi ve Gıda” başlıklı yazısından yararlanılabilir).

Avrupa’da yaşanan kuraklık sonrası suları çekilen Elbe Nehri’nde “açlık taşları” görülmeye başlandı. Bu taşlar yüzyıllar önce kuraklık dönemlerinde nehir seviyesinin düştüğü noktayı belirlemek için konmuş, üzerinde notlar ve tarihler var. Taşlardan birinde yazan bir not geldiğimiz durumu özetliyor: “Eğer beni görebiliyorsan, ağla…”

Kriz ikliminden geçtiğimiz bir çağdayız. Ekolojik kriz, açlık krizi, iklim krizi, ekonomik kriz, kapitalizmin krizi. Mesele ne “üç beş ağaç” ne de “filtre” meselesi. 

Yaşam tehdit altında!

Açlık taşları göründü.

(bianet)